Seyir Defteri
Anket
Son Yorumlar
|
How Green Was My Valley (1941)
Vadim O Kadar Yeşildi ki, bugüne kadar izlediğim ödüllü edebiyat uyarlamaları arasında en çok hayal kırıklığı yaratan, tavsiyeden uzak satırlara dökerken bile yeniden dönmeye üşendiğim filmlerden biriydi. John Ford'un Richard Llewellyn'in eserinden uyarladığı film, 1941 yılında 10 dalda Oscar'a aday olmuş, En İyi Film ve En iyi Yönetmen dahil, bu ödüllerden beşini evine götürerek Citizen Kane ve The Maltese Falcon ile ilk yönetmenlik deneyimlerinde şaheserler yaratan Orson Welles ile John Huston'u törenden eli boş göndermişti (Hitchcock'un Suspicion'u da o yıl adaydır). Kanımca bu, sinema tarihinin en büyük ayıplarından biri değil, düpedüz en büyük utancıdır.
Sinema sanatına yenilikçi hiçbir şey getirmeyen, birbirinden kopuk anlatımlı küçük hikayeciklerden oluşan film, bize de yabancı olmayan sıcak ve geniş bir aile tablosu ile başlar ve dış anlatımın desteğiyle aile bireylerini kabaca tanırken, vadinin güzelliklerine, canayakın Gal halkının bitmeyen şarkılarına, kilise papazı Mr. Gruffydd ile Angharad arasındaki etkileşime tanık oluruz. Fakat bu etkileşimler o kadar yavandır ki, temeli olmayan bina gibi çöken sahte romans, filmin finalinde almanız gereken duyguyu size veremez ve arkasına efekt konmuş yavan skeçler gibi yüzünüzde ekşi bir tebessüm bırakır.
Madende çalışan 5 erkek kardeş ve Angharad'dan başka, hikayeyi ağzından dinlediğimiz küçük Huw, otoriter anne ve babasının himayesinde mutlu mesut yaşamaktayken, sanayileşmeyle birlikte ucuz işçiliğin ve sendikalaşma sorununun baş göstermesi, sabit fikirli baba Morgan'ın karşısında kardeşleri kutuplaştırır; maden sahibi Mr. Evans'ın oğlu da Angharad'a göz koyunca olaylar karışır, gerçekten çorbaya döner. Şöyle ki, filmde babanın hiçbir yaptırımı, reddi yoktur, çocuklar kendi hür iradeleriyle çekip giderler. Angharad'ın o kadar seviyorken gidip evlenmesi, akabinde papazı Huw'a neşeyle matematik çalıştırırken görmemiz (anne Morgan'ın burada söyledikleri "havuz problemlerinin absürdlüğüne" güzel bir yanıt teşkil eder) ve çok sonra kızın köye geri dönüp papazın "içinin hastalandığını" öğrenmesi, gerçekten absürd. Papazın Huw'la geçirdiği zamanın çok daha fazla ve romantik olduğu söylenebilir (!) Bu ayrıca papazlar ile oğlan çocukları arasındaki yakınlığa da alaycı bir açıklama getiriyor!
Evin küçüğü Huw'un "ilk bakışta aşık olduğunu söylediği" (akla Malena gelir) gelin Bronwyn de erkek kardeşler gibi oldukça silik çizilmiştir, kocasını kaybettiğinde Huw, çocuk haliyle onun evine yerleşir fakat bu konu da devam ettirilmez ve gelişmeleri görmeyiz. Little Women'i andıran ilk hikaye sonrası Oliver Twist/David Copperfield kırması ikinci hikayeye geçiş yaparız: Huw devlet okuluna yazılır, ve elinde sopasıyla "falakacı" öğretmen dahil herkes tarafından itilip kakılır. Daha sonra maden ocağında çalışacak Huw'un niye okuduğu yazara sorulacak bir sorudur fakat Ford'un birbirinden bu kadar kopuk sahneleri art arda kurgulaması, büyük yönetmenin kanımca büyük bir handikapıdır. Huw'un yediği dayaklar, köyün boksörünün aldığı rövanşla yerini tebessüme bırakır. Türk filmlerine arketip oluşturan yoğun mizah, kendini en çok anne Morgan'da gösterir: Galya köyünün şef karısı Impedimenta'yı andıran fiziğiyle Sara Allgood, bir "Ma Joad" (Jane Darwell, Grapes of Wrath, 1940) olmaktan çok uzaktır. Gazap Üzümleri'nden 1 yıl sonra ikinci büyük uyarlamasına girişen Ford, bu sefer maçtan yenik ayrılmıştır ve her türün yönetmeni olamayacağını dosta düşmana göstermiştir. Filmi "ilk tercih" William Wyler'in kotarması halinde, yapımın, The Best Years of Our Lives gibi şahane bir aile draması ortaya çıkarmış bu yönetmenin elinde çok daha iyi olabileceğini de zannediyorum.
Film, baba Morgan rolünde Donald Crisp'e bir yardımcı oyuncu Oscarı getirirken, maden işçilerinin zorlu çalışma koşullarına da sıklıkla yer veriyor, bu anlamda mesleğe merak salanlar için ders niteliğinde izletilebilecek bir yapım olduğu söylenebilir. Fakat işin duygu kısmı gerçekten yavan ve The English Patient'ten hatırladığım "inandırıcılıktan uzak romans" burada da kendini kopyalıyor. Rüzgar Gibi Geçti'nin, Casablanca'nın, daha çekirdek aileye yoğunlaşalım, Küçük Kadınlar'ın, Yedi Kardeşe Yedi Gelin'in epik duruşu ve lirizmi burada yok ve absürd bir bakışla, görebileceğiniz bir yeşillik de yok. Forbidden Planet'ten hatırladığımız Walter Pidgeon tok sesiyle akılda yer ederken, Maureen O'Hara Angharad'da, Planet of the Apes serisinde yeniden izleyeceğimiz Roddy McDowall Huw'da göz dolduruyorlar. Siyah beyazdan, eski filmlerden, nostaljiden, klasik Amerikan sinemasından, hepsini bırakınız, sinemadan haz alan sinemaseverler için tek söyleyeceğim: Bu filmden uzak durunuz, John Ford keşfine çıkmak istiyorsanız 3 Godfathers yahut The Man Who Shot Liberty Valance westernlerini, iyi bir kitap uyarlaması ve dönem filmi açlığındaysanız June Allyson'lu Little Women ve Jean Simmons'lu Great Expectations'u gönül rahatlığıyla öneririm. Bırakınız Vadi sinema tarihinin kara lekeleri arasında, tozlu raflardaki yerinde dursun ve daha fazla sinemaseveri mutsuz etmesin. Gene de beterin beteri var diyor ve yeniden çevrimlerin gırla gittiği şu dönemde yeni bir uyarlamadan tanrı korusun diye ekliyorum.
Vadideki Zambak'a sevgilerimle...
Yazar: Sinemaestro | 26 Ekim 2008 | Okunma: 554
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
Login
Translate
Facebook
Etiket Bulutu
2007, 2008, 2009, al pacino, alfred hitchcock, alice in wonderland, alien, amy adams, angelina jolie, anne hathaway, avatar, batman, blake lively, brad pitt, cate blanchett, charlie chaplin, charlize theron, christian bale, christina hendricks, christopher nolan, clint eastwood, cosplay, dc comics, deniz akçadoğan, diane kruger, eleştiri, emmanuelle chriqui, fragman, freida pinto, gary oldman, gişe, gossip girl, hayden panettiere, heath ledger, inglourious basterds, iron man, iron man 2, james cameron, jessica alba, jessica biel, johnny depp, joker, kamera arkası, kate winslet, keira knightley, kristen stewart, kritik, kült ablası, kısa film, leighton meester, lost, marilyn monroe, marion cotillard, marlon brando, marvel, megan fox, mickey rourke, mila kunis, mischa barton, natalie portman, oscar 2009, parodi, penelope cruz, poster, poster art, quentin tarantino, ridley scott, robert de niro, robert downey jr, sam worthington, scarlett johansson, sinema, slumdog millionaire, soundtrack, spider-man, star trek, star wars, steven spielberg, superman, terminator salvation, the avengers, the curious case of benjamin button, the dark knight, the godfather, the godfather part 2, the incredible hulk, the spirit, the terminator, thor, tim burton, up, vanessa hudgens, vanity fair, video, video klip, wall-e, watchmen, web site, x-men origins wolverine, zoe saldana
Tüm etiketler Popüler
Arşiv
Reklam
|
Şifremi Unuttum?