Seyir Defteri
Anket
Son Yorumlar
|
The Godfatherizm
Eski Yunan filozoflarından herhangi birisi bugün yaşıyor olsaydı sinema için, "felsefenin dekore edilmiş hali" derdi ve muhtemelen de kitleler tarafından kabul gören bir tanımlamayı literatüre kazandırmış olurdu. Sinema benim açımdan da her zaman bu haliyle kaldı. Yönetmenin, yapımcının ya da oyuncunun hatta set işçisinin bile genel amacı bu tanımlamanın dışına çıkmadı. Filmlerde çoğunlukla olaylar anlatılır, durum anlatılacağı zaman bile karakterlerinin aksiyonları vardır. Statik olmaktan öte senaryonun içerdiği velvele kadar hareket vardır. Ama bunların hepsi mutlaka hikayenin içinde biriken olguyu tanımlamak ve kanıtlamak için "uydurulmuş" yöntemler olmaktan öteye gidemez.
1972 yılında Mario Puzo'nun da desteğiyle The Godfather'ı beyazperdeye aktarırken Francis Ford Coppola yön çizgisini bu şekilde belirlemişti. Mario Puzo, 1969 yılında kendi annesinin yaşantısından ilham alarak Baba'yı yazmış; roman uluslar arası bir kabul görmüş ve kısa zamanda bir yayın efsanesine dönüşmüştü. Hikaye dıştan bakıldığında klasik bir "içimizdeki Sicilyalılar" ve mafya öyküsü gibi görünüyordu çünkü karakterler ve ortam bütünüyle eseri bu haliyle yansıtıyordu. Haliyle Al Capone gibi A.B.D tarihinde ün yaratmış bir Baba'nın sahneden yeni çekilmiş olmasının verdiği tedirginlik Amerikan halkında Baba'ya karşı tedbirli bir duruşu getirdi.
Baba bana göre hiçbir zaman bir mafya filmi olmadı. Evet bir suç filmi özelliği vardı, içerdiği karakterlerin yarısından çoğu adam öldürmüş, haraç toplayan kişilerdi. İstedikleri şeyleri elde etmek için reddedilemeyecek teklifler vermeleriyle ün salmış bir topluluktu ama bunlar yukarıda da bahsettiğim dekorun birer parçaları olmuştu. Dekorun arkasında gizlenmiş aile, sadakat, ihanet ve güç gibi temaların bu aksiyon içerisindeki yeri asıl yönetmen yeteneğini sorgulayabileceğimiz yerdi. Coppola'ya bu açıdan baktığımızda neden Baba'nın yüzyılın en iyi filmi olarak değerlendirildiğini daha iyi anlıyoruz. Coppola sahneye çıkan hiçbir karakterini "Aile her şeyden önce gelir" gibi basmakalıp cümlelerle donatmadı. Bunun yerine bir aile tablosunu yavaş yavaş fazla aceleye getirmeden bunun yanı sıra da sıkmadan dekora yerleştirdi. Prime-time o zamanlar crime-time idi.
Fazlasıyla öfkeli ve bu yüzden de verdiği kararların sonuçları çoğu zaman olumsuz çıkan bir büyük oğul, ailedekilerin genel özelliği olan zekadan pek nasibini almamış, etrafında hep samimiliğiyle tanınan bir ortanca oğul ve ailenin geleceğine damgası vurması beklenen ama kendisinin gözü hiç de oralarda olmayan fakat sonradan bir şekilde olayların içine zorla çekilen bir küçük oğul. Dikkat edin, eski masallarda da kralların erkek çocukları hep üç tanedir ve her masalın kahramanı en küçük olanıdır. Baba, gerek Vito karakteriyle gerek de Michael karakteriyle her zaman eski mitolojik kahramanları yansıtabilmiştir. Oldukça zeki, iyi bir iş beynine sahip olan etrafında korkuya dayalı olmayan tam tersine sevgiye dayalı olan bir saygı saçan bir baba ile tam tersine korkunun verdiği saygıyla tüm işlerini yürüten soğukkanlı bir oğul. Bu ailede bunların bütünü vardı ve yanı sıra sırları da.
Filmin açılış sekansında Baba'dan yardım isteyen Amerigo Bonasera'nın kurduğu cümleler, Vito'nun mevkisine olan bakış açısı bir anlamda izleyicinin de bu aileye karşı önyargılarını gösterir. Baba'ya olan güvenin ve saygının onunla iş yapmanın dış dünyada yaratacağı dezavantajların farkında olan bir adamla bu tip bir filmi izleyip çocuklarının silahlara sarılacağını zanneden ebeveynler arasında pek bir fark olmasa gerek. Filmde bu tip işlerini silahlarıyla ve korkutuculuklarıyla yoluna koyan karakterler de var. Fakat iyi dikkat edilirse bu tiplemeler (örneğin: Luca Brassi) kendi su yollarında kırılan su testileri misali perdeden çekiliyorlar. İşin bu noktasını ve Baba'ya dair beynime tuttuğum notları bir araya getirdiğimde aslında Puzo'nun hikayede mafyayı onurlandırmak yerine öyle yapar görünüp bu oluşuma eleştirilerini tersten gösterdiğini düşünmüşümdür. Eserin aldığı bilinen en büyük tepki malum, mafyanın yüceltilmesi idi. Hatta buna dair en ilginç sözlerden biri de şuydu: "Filmin müzikleri bile o kadar haşmetli ki bu yaşantı, bir psikolojik etki yaratmaya müzikleriyle bile etki edebiliyor." Nino Rota'nın ve Carmine Coppola'nın müziklerinin haşmetli olduğu konusunda yapılan değerlendirme tümüyle doğru hatta eksik bile. Daha süsleyici sıfatlar da kullanılabilirdi bu score'ları anlatmaya. Ama eserin geneline baktığınızda bırakın müziği bir kenara zaman zaman kendi evlerinden bile tehlikelerden dolayı çıkamayan, her yere adamlarıyla gitmek zorunda kalan bir yarı-özgür ailenin tanıtımı var. Bu durumda bu yaşantının imrendirilmesi konusunda aynı değerlendirmede bulunamayız sanırım.
Baba hakkında hem kitap hem de film olarak çok fazla spesifik bilgi ve detay vermeyi doğru bulmuyorum açıkçası. Çünkü zaten evrensel olarak da herkesçe onaylanan bir üne sahip. Beni asıl ilgilendiren şey bu filmin fenomenlik mertebesine nasıl eriştiği. Bunu düşündüğüm zamanlardan birinde kendi yaşantımda da Corleone ailesinin tutum ve yöntemlerini belirgin bir biçimde kullandığımı gördüm. O an daha da iyi fark edebildim ki Baba zaten açmazları olan bir sır kümesi değil. Fenomen olması hiç içinde olmadığımız mafya yaşantısını aktarmasından değil aile ile ilgili takındığı filozofik tavır yeterli. Baba Vito Corleone'nin de bizi o evrende gezdiren bir rehber olduğunu düşünmüşlüğüm vardır. Tüm sorgulamaların detaylıca yapıldığı üçüncü Baba filminde özellikle de son sahnede aile ve gelmesi mutlak olan tüm dış etkenlerin epik ama trajik bir bileşimini gördüğümde de benim aklıma ilkin Vito gelmişti. Bu kaçınılmazdı. Çünkü Vito bir nevi bu filmin sağduyusu idi. Sağduyunuz daima sizinledir ama hiçbir zaman olayları engellemeye ya da düzeltmeye kalkmaz. Size yolu baştan gösterir, oldukça karmaşık bir anlatım biçimi vardır. Siz anlattıklarından anlayabildiğiniz kadarını yaşantınıza uygularsınız, gerisi hayatınızda yer alan tüm trajedilerin toplamıdır ve maalesef bu suçları üzerine yıkabileceğimiz bir solduyunuz henüz icat olmamıştır.
Vito'nun filmin odak noktası olduğu bu değerlendirmeyle puzzle parçası gibi ortada zaten. Tom Hagen gibi hayatın tüm spesifik karmaşasını size kolaylaştırabilen bir danışmanınız da olduğu vakit Don olmak çok kolaydır. Michael işte tüm bu avantajlarıyla ailenin başına geçen ama bunun için de zaten seçilmiş olan Vito'nun hep aklında olan kişiydi. Belirli bir alegori yaratmak istemiyorum ama Mario Puzo'nun burada hem Hz. Musa'dan hem de İtalya'nın Duce'si Mussolini'den ilham aldığını düşünmekteyim.
Baba burada özetin özeti şeklinde geçtiğim düşünceleri ve tüm o geri kalanıyla birlikte benim için bir rehberdir. Bir anlamda benim türümde doğası olanlar için yaratılmış bir kutsal eserdir. Ama işin en güzel tarafı bence bu değil, bu sevginin ve saygının benim gibi çok az kişide olduğunu bilmek. Fakat acı yanları da yok değil. Örneğin eserin genel düşünsel maddelerinden biri olan "insanlar ikiye ayrılır kuklalar ve kuklacılar" öğretisindeki yerimi kendi ellerimle olumsuz tarafa doğru yönlendirmiş olmam ve bunu da eseri içselleştirdiğim bir dönemde yapmış olmam sanırım benim için kişisel Godfather sürecimin en olumsuz yanı.
Çizgiromanlar neden sevilir? Çünkü o olağanüstü güçlere sahip olmak ya da kahraman olmak hepimizin hayalidir.
Peki ben neden Godfathermania'ya tutuldum? İşte bunun cevabını vermek hayatımda kurmayı beceremediğim ama kendime anlatabildiğim çok az cümleden biri. Sanırım Baba benim için reddedilemeyecek bir teklif idi. Neden olmasın!!!
Yazar: Immigrant | 24 Şubat 2008 | Okunma: 7760
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
Login
Translate
Facebook
Etiket Bulutu
2007, 2008, 2009, al pacino, alfred hitchcock, alice in wonderland, alien, amy adams, angelina jolie, anne hathaway, avatar, batman, blake lively, brad pitt, cate blanchett, charlie chaplin, charlize theron, christian bale, christina hendricks, christopher nolan, clint eastwood, cosplay, dc comics, deniz akçadoğan, diane kruger, eleştiri, emmanuelle chriqui, fragman, gary oldman, gişe, gossip girl, hayden panettiere, heath ledger, inglourious basterds, iron man, iron man 2, james cameron, jessica alba, jessica biel, johnny depp, joker, kamera arkası, kate winslet, keira knightley, kristen stewart, kritik, kült ablası, kısa film, leighton meester, lost, marilyn monroe, marion cotillard, marlon brando, marvel, megan fox, mickey rourke, mila kunis, mischa barton, natalie portman, oscar 2009, parodi, penelope cruz, poster, poster art, quentin tarantino, ridley scott, robert de niro, robert downey jr, sam worthington, scarlett johansson, sinema, slumdog millionaire, soundtrack, spider-man, star trek, star wars, steven spielberg, superman, terminator 2 judgment day, terminator salvation, the avengers, the curious case of benjamin button, the dark knight, the godfather, the godfather part 2, the incredible hulk, the spirit, the terminator, thor, tim burton, up, vanessa hudgens, vanity fair, video, video klip, wall-e, watchmen, web site, x-men origins wolverine, zoe saldana
Tüm etiketler Popüler
Arşiv
Reklam
|
Şifremi Unuttum?