Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Gran Torino (2008)
Kategori: Janr Filmleri » Drama | Haber ID: 1798 | Yazdır

Gran Torino (2008)

 

Gran Torino Clint Eastwood'un gittikçe artan veriminin meyvelerini toplayan, ırkçılık, önyargı, hoşgörü ve dayanışma kavramlarını kendi bakışıyla önümüze sunan, olgunluk dönemi ürünlerinden.


alt

Filmin en büyük avantajı, merkezini oluşturan Walk Kowalski karakterini daha ilk saniyeden çözümlemeye başlaması. Karısının cenazesinde çocuklarının ağzından ne kadar huysuz olduğu anlatılırken, diğer tarafta ruhsuz yetiştirilmiş torunları saygısızlığı son raddeye kadar götürürler. Yeni yetme torun Ashley (Dreama Walker), öldüğünde kanepesini kime bırakacağını sorar, kendi odasında güzel duracaktır. Ailesiyle arasının olmadığını gördüğümüz Kowalski, koyu bir muhafazakar ve ırkçıdır da. Amerikan arabası kullanmayan oğluna saygı duymazken, kendisi 72 model Gran Torino'sunu ilk çıktığı gün almıştır. Yan komşuları "çekik gözlüler"den de muzdariptir, 50 yıl önce Kore'de savaşmış ve yeteri kadarını zaten öldürmüştür. Hal bu iken, yan komşunun genç oğlu Thao (Bee Vang) ile "diğerleri"ni tanımaya başlarız. Müffetiki ABD'nin çekilmesiyle toplu katliama uğrayan "Hmonglar" (Tayland kökenli Asyalılar) bu ülkeye akın etmiş ve çabuk uyum sağlamışlardır: Kızlar üniversiteye giderken, erkekler hapsi boylamaktadır. Zencilerin yaşadığı izolasyondan çok da farklı değildir durum. Thao, çete mensubu kuzenleri tarafından taciz edilirken (bahçıvanlık gibi "kız işleri" yapmaktadır), kendisine model alacağı bir büyüğü de yoktur. Çete tarafından yan komşu Kowalski'nin Gran Torino'sunu çalmaya teşvik edilir. Beceremez ve Kowalski tarafından basılır. Ertesinde, kuzenleri Walt'un bahçesinde Thao'yu tartaklarken silahına sarılır ve komşularını kurtarır ("get off my lawn!"). İstediği rahat bırakılmaktır, çekik gözlülere saygı duyduğu falan yoktur. Fakat olaylar farklı yönde gelişir ve minnetlerini belli etmek için bir dolu hediyeyle kapısında bitiverirler ("kapıdan kovsan bacadan giriyorlar").


alt

Walt'un önyargısını kıran, zenci mahallesinde tırsak sevgilisiyle (Trey rolünde Eastwood'un kendi oğlu Scott) kapana kısılan Sue'nun (Ahney Her) kendine olan güveni ve cesaretidir. Genç kızı korumak için tekrar kahramanlığa soyunur ve ilk sohbette birbirlerine ısınırlar. Sağlığı iyi durumda olmayan Walt, ailesinden -huzurevi teklifi lütfu haricinde!- gereken ilgiyi görmezken, Uzak Doğulu komşuları tarafından bir kahraman olarak el üstünde tutulmaya başlar. Yemeklerine katılır, kendi kilisesinin papazına açılmadığı sorunlarıyla ailenin şamanıyla konuşarak yüzleşir. Peder Janovich (Christopher Carley) de Walt'un merhum eşine "kocasına günah çıkartmak" sözü vermiş, bu süreçte Walt ile yakınlaşan, 27 yaşında bir toydur. Ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgiyi sürekli tartışan ikili, Walt'un ölümün sancılı fakat kurtuluşunun huzurlu olduğu yönündeki savının filmin finaline damgasını vurmasıyla hikayenin de altını örerler.

 

 

alt

 

Artık gözleri kapanmış (tıpkı Redford gibi) Eastwood, mimiklerini belli etmek için sürekli hırlasa da, iyi bir oyun çıkarırken, filmin altın kızı elbette "ejder kadın" Sue. Kardeşi rolündeki Bee Vang gibi ilk sinema deneyimiyle karşımıza çıkan genç kadın, onun aksine oldukça sağlam bir performans çıkarıyor. Eastwood'un yemek daveti sonrası "köpeğimden uzak dur" ("biz sadece kedi yeriz") nüktesi gibi, tatlı sert atışmaların hüküm sürdüğü ikinci bölüm, Walt'un Thao'ya inşaat işi de bulması ile son çeyreğe kadar lezzetini koruyor fakat kaçınılmaz olanın gerçekleşmesi, şiddeti çağıran Walt yerine zayıf kuzenlerine yönelen çete elemanlarının elinden, dramatik bir şekilde biçimleniyor. Son kez silahına sarılan Walt Kowalski, hem kendisi, hem koruması olmayan zayıf komşuları için huzuru getirecek ve en büyük fedakarlığını yapacaktır.


alt

Filme dair tek, belki de en büyük eleştirim, Eastwood'un Thao'nun geleceğini kurtarmak için Sue'nunkini harcamış olması. İntikam, kızın yaşadığı travmayı ve o büyük güveninin olası kaybını engellemeyeceği gibi, silik çizilmiş Thao karakterinden daha fazla sıcaklık yayan Sue'nun harcanmış olması, Million Dollar Baby'deki arabesk bulduğum dramı burada da gereksiz şekilde hortlatıyor ve finali buruk kılıyor. Little Women'in Jo'sunun başına aynı şeyin geldiğini düşünün, sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Eastwood'un oyunuyla Oscar veya Altın Küre alabileceğini düşünmüyorum, zaten aday olarak onurlandırılması fazlasıyla yeterli. Sanıyorum hem yönetmen hem oyuncu olarak Oscar almış hiçbir isim yok şu ana dek, Eastwood bunu bir gün başarabilirse, tarihe de geçecektir; fakat içimde bunun son filmi olacağı gibi bir his var. Umarım ben yanılırım. Besteci olarak alması daha muhtemel görünüyor. Bir küçük not: Hiçbir silahşör silahını Eastwood'un çıplak elini dönüştürdüğü kadar ustaca kullanmamıştır. İki kere daha yinelediği halde, ilk seferinde, zencilerin gösterdiği tepkiye dikkat. Eastwood'un (78) verimine Warren Beatty'nin birkaç yıl önceki tepkisine de. Eylemlerinin sürmesi ve sinema adına daha birçok güzel iş çıkarması dileğiyle,


alt

Kirli Harry'e sevgilerimizle...

 

alt

 

PS: Finalde "Waaalt, Waaalt!" diye bağıran Korelileri görünce, Milk gibi, bu filme de alternatif bir hikaye yazmak gereği duydum. Hikaye şöyle:

 



Sayfa 1-of-2 | Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Yazar: Sinemaestro | 10 Ocak 2009 | Okunma: 792 Bookmark and Share
Benzer haberler:

Alternatif hikaye harika:)) Lost'un dış mevhumları Gran Torino'nun iç mevhumlarıyla birleşmiş, bak hiç aklıma gelmemişti bu:))

Ayrıca filmin haddizatında Clint Eastwood'un ermiş bir yönetmen olmasında son noktadır, yeri gelmişken belirteyim.
20 Şubat 2010 14:03 |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.