Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Slumdog Millionaire (2008)
Kategori: Janr Filmleri » Drama | Haber ID: 1886 | Yazdır

alt

 

Latika's theme

 

 

Cidade de Deus'u izlediğimde şöyle demiştim: "Sinema tarihinde The Godfather ile aynı tadı yakalayabilmiş tek film. O ne kadar kurguysa, bu o kadar gerçek. Onda üst tabakanın şatafatlı dünyası, bunda sefalete mahkum insanların gerçek öyküleri var. Onda tercih hakkı vardı, bunda yok. Kesinlikle izlenmesi gereken bir belge film." "Filmlerde yönetmen tanrıdır, belgesellerde ise Tanrı yönetmendir." (Alfred Hitchcock). The Godfather Part II nasıl ilk filmin başarısını yakalamış ve aşmışsa, Slumdog Millionaire, Tanrıkent'in eril dünyasını herkes için bir modern masala dönüştüren ve insan ruhunun zaferini taçlandıran bir başyapıt.


alt

 

O... Saya

 

 

İki filmi birbirine bağlayan önemli noktaların başında, sefaletin ve her türlü pis işin hüküm sürdüğü zengin topraklarda kendine yer edinmeye çalışan çocuklar, akıntıya sürüklenenler ve yara bere içinde kendini dışarı atıp hikayesini aktarabilenler, geliyor. Tanrıkent'in kısa özetini Lost'ta Mr. Eko ve kardeşinin hikayesi ile izlemiştiniz. Burada aşinalık, eski Hint filmlerinden ve duygusallığa boğulmuş Türk Sineması ürünlerinden geliyor. Fakat hemen söylemeli, "şimdi!" dediğiniz her an, yönetmen sömürüden uzak duruyor ve beklenen "yardım eli" siz umudu kesene kadar gelmiyor. Danny Boyle gibi Avrupalı bir yönetmenin elinden çıkmış olması, iyi bir materyalin sonunda mükemmel bir hikayeye dönüşmesini sağlayan bir denge yaratmış ve mesafeli duruş, hikayenin içine girmeye zorlayarak, son ana kadar merak ve çaresizlik duyguları içinde seyircinin filmin temposuna eşlik etmesini sağlamış.

 

alt

 

Gözyaşlarınızı tutamayacağız final öncesi, Jamal'ın "Who Wants to be A Millionaire" yarışmasında hile yaptığı gerekçesiyle tutulduğu sorgu odasında anlattığı hikaye bekliyor bizleri. "Mutluluk varılacak yer değil, yolculuğun ta kendisidir" misali, o mutluluğa giden yolda çektiği tüm ızdırapları kalp acılarını bir bir ortaya döker Jamal, saf ve şaşkın ifadesiyle. Gecekondu semtinde, kardeşi Salim ile birlikte, ayakta kalmaya çalışan Jamal, annelerini kaybettiği gün, bir başka yetim olan Latika ile tanışır ve kaderlerinin o gün yazıldığına ikna olur. Bundan sonraki hayatı kaçmakla ve Latika'yı aramakla geçecektir. Sokak çocuklarını toplayıp dilendiren Maman'ın elinden (sesi güzel olduğu için kör edilmekten) kardeşi sayesinde kurtulan Jamal, Latika'yı ilk kez, yine kardeşinin umarsızlığı yüzünden kaybeder. Trenlerde sürdükleri yaşamları, önlerine Tac Mahal'in çıkmasıyla renklenir, kaçakçılık dahil her şeyi yaparlar. Latika'nın izini bulduklarında, Jamal'i önce kurtaran, sonra karanlığa boğan yine kardeşi Salim olacaktır. Tam elde edecekken kaçan mutluluk şansı bir kaç kere daha kendisini gösterir, Avare'lerden alışık olduğumuz "kötü çok kötüdür, iyi ise çok iyi" klişesi, Capra'dan devşirme mirasını iyi kullanır.

 

alt

 

Salim ve tüm sokak çeteleri filmin kötüleri gibi dursa da, -belki de seçme şansları yoktur- filmin katıksız kötüsü (ölen Maman hariç - cezasını bulmuştur) programın sunucusu Prem Kumar'dır. Şov onun şovudur, Jamal'ı sürekli demoralize eder, yönetmenin sol kroşesini gösterdiği bir sahnede, yarışmacısını nasıl sabote ettiğine şahit oluruz. Oysa Jamal, tüm izlediklerimizden sonra dersini almıştır: "İnsanlara güven olmaz." Kazandığı 10 milyon rupiden sonra, başında çuvalla müfettişlere teslim eden de yine Kumar olacaktır. Cinayetlere, hırsızlığa kadar birçok suçu itiraf eden Jamal'ın dürüstlüğüne müfettiş ikna olur, fakat ilk kez yardım isteyen (Latika'ya ulaşmak çabasındadır) Jamal'in yüzüne kapıyı vurur ve seyirci yine çaresizliğine gömülür.

 

alt

 

Dreams on Fire

 


Jamal, Latika'yı en son Maman'ın rakibi Javed'in evinde tutuklu halde görmüştür, ona onu sevdiğini ("ne ile yaşayacağız?" -"aşk") ve her gün saat 17.00'de tren istasyonunda bekleyeceğini söyler. İlk sahnelerden beri yinelenerek beynimize kazınmış karede Latika istasyonda görünür, Salim yine araya girse de, Latika cevabını vermiştir. Jamal, o izliyor diye yarışmaya katılır ve arzusu para değil, "kaderini" bulmaktır. Kader filme masalsı bir yön verecek ve törpülemeden, incitmeden, birikmiş duyguyu zirveye taşıyacak, en nihaide son geriye dönüşle, seyircinin gözünden boşaltacaktır. Burada özellikle A.R. Rahman'ın mükemmel müziğini kutlamak lazım. Hareketli iki parçası Oscar'a aday olsa da, ben özellikle vokalize Latika's theme ve onun sözlü yorumu Dreams on Fire'ı, filmde kullanıldıkları sahnelerin dramatik etkisinden ötürü, öne çıkarmak istiyorum. E.T. için Flying Theme ne ise, bu filmde de bu tema aynı yoğunluğu veriyor. Tanrıkent'ten bir adım öne çıkmasının avantajlarından biri de bu, filmin değerini ikiye katlayan eşsiz müziği. "Film müziği" için genel söylemimi tekrarlamayacağım, fakat Boyle da bu etkinin farkında ki, filmin sonuna Jai Ho eşliğinde, tren istasyonunda, tüm oyuncuların birlikte rol aldığı bir dans sahnesi eklemiş. Kimbilir, yarattığı duygusallığın fazla geldiğini düşünüp hemen müdahale etmek istemiştir İngiliz yönetmen, ne de olsa İngilizler soğukkanlılıklarıyla bilinirler!

 

alt

 

Hint Sineması'nın ünlü yüzlerinden, "Kim 500 Milyar İster?"in Hint versiyonu Kaun Banega Crorepati'yi de sunan Amitabh Bachchan, isminin geçtiği (Jamal'ın uğruna dışkılara atladığı) sahnede, kendisi olarak değil; Abbas Khan olarak filmde yer alırken; yarışmanın özgün versiyonunun yaratıcısı Paul Smith, bu filmin de yapımcı kadrosuna katılmış. İki Bollywood starından Shahrukh Khan'ın (yarışmanın Hindistan'da şu anki sunucusu) vazgeçtiği Kumar rolünü Anıl Kapoor kapmış. Khan'ın Altın Küre Ödül Töreni'nde "Bollywood'un Kralı" olarak takdim edildiğini Wikipedia'dan öğreniyoruz. Film, Vikas Swarup'un Q&A isimli eserinden uyarlanmış. Yapımcı şirket Celador Company henüz yeni ve en büyük atılımları bu romanın haklarını satın almak ve elbette Slumdog'u yaratmak olmuş. 90'ların Miramax mucizesini tekrarlar mı bilinmez ama, küçüklerin ayakta kalamadığı bir dünyada, eni sonu büyük şirketlerin bünyesine girecekleri kesin.

 

alt

 

 

BAFTA'da adaylık kazanan "Latika" Freida Pinto, 2 yıllık modellik kariyerinden sonra, Catalina Sandino Moreno'nun Maria Full of Grace ile gerçekleştirdiği çıkışı yakalamış. Dev Patel'in Jamal'den önce kısa bir TV tecrübesi var. Fakat filmin en önemli karakteri, Tanrıkent'in Li'l Zé'sinin bir başka sureti, Salim olarak, 3 farklı zamanda ortaya çıkıyor. Her yaşın oyuncusu karakterin hakkını veriyor ve Li'l Zé ile Benny arasında Tanrıkent'te gördüğümüz yakın ilişki, burada iki kardeşin arasında, güç dengesi Jamal aleyhine yitirilmiş olarak, karşımıza çıkıyor. Jamal'ın, (ağabeyinin) tüm yaptıklarına karşın, elinden domine edilmekten başka bir şey gelmiyor. Bu denli "tepkisizleştirilmiş" birinin tüm ülke karşısında Kumar'ı afişe edeceğini düşünmezsiniz herhalde. Jamal ile Latika son danslarını yaparken, Kumar'dan hıncını almak Quiz Show'un seyircisine kalıyor.

 

alt

 

Filmin Oscar şansına gelince... Akademi iyi filmleri seçer, kötüsüne ödül verir. Slumdog'u seçmiş olması, kendi prestjidir. Fakat filme en büyük ödülü vereceklerini sanmıyorum. Almamalı da. Nedense bu ödülü kazanmak, İngiltere'nin Eurovision için güttüğü politika ile bana aynı manada geliyor. En iyi filmler bu ödülü çok az keresinde almıştır. Benjamin Button'un Akademi için daha uygun bir aday olduğunu, fakat Danny Boyle'un Yönetmen, Simon Beaufoy'un da Uyarlama Senaryo dalında, A.R. Rahman'ın muhteşem müzikleri ile birlikte, ödülü kazanacaklarını düşünüyorum. Ses efekti ve ses miksajı dallarında bonus alır mı bilmem ama kurgu dalında aynı derecede şanslı görmüyorum. Sinematografi (Görüntü Yönetmenliği) de garanti olmayan son kategori. Filmin 9 adaylığından en az 4 ödül koparması muhtemel görünüyor, Senaryo bile başlı başına yetecektir "kenar mahalle iti" (Hindista bu ada tepki göstermiş) için. Hindistan demişken, adı Mumbai'ye dönen Bombay'ın da hızlı kentleşmeye, yabancı sermayeye teslim oluşunu, fakiri daha da fakirleştirmesini, kendi geçtiğimiz sürecin de bir tanığı olarak, ibretle ve üzülerek izliyoruz. "Gerçek Hindistan-Gerçek Amerika" karşılaştırması gibi "özgür dünya" mesajları yok değil, fakat İngiliz sömürgesi haline gelmiş Hindistan'a en güzel öz eleştiri Jamal'ın ağzından verilmiş: "1000 rupilik banknotun üstünde kimin resmi var?" "Bilmiyorum" "Gandhi!" "Adını duymuştum!". Jamal'ın 'yaşayarak' cevaplarını çoktan öğrendiği yarışma soruları içinde "100 dolarlık banknot" vardır ve ülkede elden ele dolaşan para maalesef rupi değildir.

 

alt


 

Sonsöz olarak, İngiliz yapımı olsa da, mekanından konu edindiği sorunlara kadar evrensel bir yapıt olmayı Dünya Sineması'nın nadide örneklerinden biri olmayı başarmış bir film Slumdog Millionaire. Yerleştiği locaya bir üçüncü film gelir mi bilinmez fakat gerek çocukluk döneminin başarılı bir panoramasını çıkaran filmlerden olması (Once Upon a Time in America, It, Stand by Me, Cidade de Deus) gerekse kapitalist düzenin yarattığı canavarların evrenselliğini her bireye yeniden, en uç tecrübelerle hatırlatması, filmi sanatsal olduğu kadar tinsel olarak da unutulmaz kılıyor. Kendi yaratısı sanat ürününde ruh araması, elbette insanın tinsel yolculuğunda ona ömür boyu eşlik edecek ve başyapıt tanımlamasını sonuca erdirecek bir çaba. Bu çabaya katılmak ve saygı göstermek her sinemaseverin borcu. Elbette bu başyapıtı keyifle, tekrar tekrar izlemek de. 5 yılda bir de olsa böyle filmler izleyebilmek, sinemadan ve dünyevi hayattan umudu kesmemenizi sağlıyor. Umarız bir beş yıl daha beklemeyiz. Herkesin bu filmden ayrılmış ödülünü alarak çıkması dileği ile...

 

alt

 

Jai Ho

 


Aramis'ten Sevgilerle...

 



Sayfa 1-of-2 | Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Yazar: Sinemaestro | 24 Ocak 2009 | Okunma: 1367 Bookmark and Share
Benzer haberler:

Filmi Oscar'ı kucaklamadan kısa süre önce izlemiştim. Ve hemen ardından vizyona girmeden Benjamin Button'u da izledim.
İki filmin aday olduğu "En İyi Film" dalında iki filme de aynı şansı vermiştim. Slumdog Millionaire'den etkilendiğim kadar Benjamin Button'un sıradışı hikayesinden de etkilendim.
İzlemeyenlere iki filmi de listeye almalarını tavsiye ederim.
Bu arada film hakkındaki yorum çok başarılıydı, keyifle okudum.

iyi seyirler...
26 Ocak 2009 00:08 |

filmi izlerken daha ilk başlarda aklıma hemen tanrı kent geldi. Nedenini bilmesemde bi süre tanrı kenti izliyormuşum gibi hissettim. Ama ne bileyim filmde hep farklı bi son düşündüm hatta olması gerektiği gibi bitince baya şaşırdım :D hatta bi ara polise yalan söylediğini aslında gerçekten hile yaptığını düşünüyordum, içim fesat sanırım :lol:
27 Ocak 2009 02:29 |

Filmi yorumlarken "her zamanki gibi yazarsan cıvır, sen de mesafeli dur, fakat filmdeki duyguyu da aktar" diyerek başına oturdum. Bir üst gömlek filmleri yorumlarken, filmin kalitesinin altında ezilmemek lazım. Size değil, kaleme alınan filme yapılan bir saygısızlıktır bu. Biz de kimi filmleri salt sevdiğimiz için ele alır, ne dediğimizi bilmezken, böyle kimi filmleri de "olması gereken" şekilde, başka bir üslupla yorumlamaya çalışıyoruz. İlk seferinde yapamazsanız, bir daha asla o etkiyi bulamaz ve aktaramazsınız zaten (o yüzden asla Geleceğe Dönemeyeceğiz). Ebeveynlerin kendi uktelerini çocuklarında yaşamak isteği gibi, ileride çocuk yapıp onun heyecanlarını yorumlayarak, video dönemi filmlerine dönmek gibi hınzır planlarım var. Uzun vadeli bir iş olduğundan, şimdilik sitede faydasını göremiyorum. Bana benzeyecek bir velede tahammül eder miyim, ondan da emin değilim. Her neyse..

Evvel Zaman İçinde'nin yorumunu erken Oscar tahmini olarak öngörüyorum. Zira Oscarı kucaklamaktan bahsetmiş. Oscar kucaklamasa da, tüm dünya filmi kucakladı. Bu sevgi fazlasıyla büyük bir kazanç. Fight Club'da Fincher ve Pitt'i es geçen Akademi'nin ödülü şimdi verecek olması, her zamanki gibi "geç telafi" olacaktır gözümde. Ne zaman doğru zamanda birine ödül verdiler ki?

and the Winner is... Public Enemies! :gang: 2010...?
27 Ocak 2009 03:07 |

Bu arada o son bölümdeki dans sekansini sogukkanlligiyla bilinen Ingiliz yönemenlerden Boyle`un duygusalligi dagitma amacindan cok, Hint filmlerininm sonundaki gelenege sadik kalma amaciyla yaptigini düsünüyorum. Bunu hep yaparlar bildigim kadariyla.
22 Şubat 2009 16:52 |

Doğru bir tespit. Hint filmi görmemiş entel ağzıyla yorumlamışım. Düzeltme mahiyetindeki katkı için teşekkür ederim. Bollywood demişken, The Beatles ve Superman ile muhakkak izlenmesi gereken "yeniden çevrim" videolarını da buraya link düşelim. Görüntü kalitesi maalesef çok yeterli değil. Gene de görülmeli.

http://www.sinemaestro.com/index.php?optio...=1918&Itemid=35
22 Şubat 2009 17:05 |

akademinin işi özneli nesnel yapmaktan başka bir şey değil.sona doğru sapıtıyorlar,geçen sene güzel adaylar vardı en azından,bu yıl o da yok.slumdog millionaire,benim nazarımda ya da danny boyle'un diğer filmleriyle kıyaslandığında,basit demeyeyim ama,birazcık sönük bir film.tam olarak şişirilmiş bir balon da değil,öyle aman aman bir film de değil.bu kulvara danny boyle'un bir diğer filmi olan sunshine'ı da dahil edebiliriz pekala,kaldı ki o filmi de ya sever,ya da nefret ederdiniz.

bu yıl en iyi filme aday olan filmler ise ortada bile duramıyor,vasat sularda geziniyorlar-bir tek milk'i görmedim o listeden,o da vizyon yüzü görmezse amazon var neyse ki :D ...yani listedeki en iyi film,ortalarda gezinen slumdog millionaire,ama akademi bu yıl buna ödül verse dahi o son 3 yılı telafi edemez.sırf bu yüzden gözüm yollarda önümüzdeki seneyi bekliyorum,bakalım en son 1999'da american beauty'le yapılan o şaşırtmacayı bir kez daha hortlatabilecek mi-bu yıldan da umudu kestiğim için rahatlıkla diyebiliyorum bunu.

ha slumdog'a gelirsek,en iyi filmi alsın diyorum başka da bişey demiyorum... bu gece de oscar'ları izleyemiyorum,ama daha sonra tekrarında gecenin detaylarını alıcam inşallah.:)

not: bir şey daha farkettim,slumdog millionaire,danny boyle'un bir diğer filmi olan millions'a benziyor.
22 Şubat 2009 22:39 |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.