Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
The Reader (2008)
Kategori: Janr Filmleri » Drama | Haber ID: 1923 | Yazdır

alt

 

Sessiz, sakin ilerleyen filmlerden biriyle karşı karşıyayız.The Reader, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Almanya' dan bir kesit sunuyor bizlere. Bernhard Schlink' in 1995 tarihinde yayınlanan aynı adlı romanından uyarlanan filmde, The Reader yani Michael Berg rolünde iki oyuncuyu izliyoruz. David Kross ve Ralph Fiennes. Hanna Schmitz rolünde Kate Winslet ise filmdeki başarısıyla en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında Altın Küre' yi koleksiyonuna katmış durumda (aktris, Revolutionary Road filmindeki performansıyla aynı ödül töreninde en iyi kadın oyuncu ödülünü de evine götürmeyi başardı). Yönetmen koltuğunda The Hours ve Billy Elliot filmleriyle aşina olduğumuz bir isim var. Stephen Daldry.


alt

 

Film, 1958-1995 yılları arasında çeşitli geçişlerle bizlere hikayesini anlatıyor. 15 yaşındaki Michael, kendinden oldukça büyük bir kadına (Hanna Schmitz) aşık olur ve her gün evine gider, gelir. İlk cinsel hazzını Hanna ile yaşayan ve sonrasında hem cinsel olarak hem de duygusal olarak ondan kopamayan Michael, aynı zamanda Hanna' nın evine götürdüğü kitapları büyük bir zevkle ona okur. Tramvayda bilet satıcısı olan Hanna, bir gün terfi alır ve Michael' a haber vermeden evinden taşınır. Bundan sekiz sene sonra kader, çok farklı bir şekilde Hanna ve Michael' ı karşılaştırır. Michael okulu bitirmiş, üniversite öğrenimine başlamıştır. Bir hukuk öğrencisi olan Michael, savaş suçları mahkemesinde diğer arkadaşları ve hocasıyla beraber gözlem yaptığı sırada Hanna' yı sanık sandalyesinde görür. Michael, geçmişine dair hiç bir şey bilmediği Hanna' nın zamanında bir SS gardiyanı olduğunu ve Auschwitz' te çalıştığını öğrenir. Orada esir tutulanlar da Hanna' nın isteği üzerine ona kitap okurlar ve sonrasında da Hanna onları ölüme yollar. Oradaki insanların ölümünden suçlu bulunan altı gardiyanın duruşması sürerken Michael dolaylı yoldan Hanna' nın okuma yazma bilmediğini öğrenir (bununla birlikte beraber aynı yatağı paylaştığı ve bir çok duyguyu beraber yaşadığı insanın, Yahudi soykırımında parmağı olduğunu kabullenmek hiç de kolay değildir). Üstelik mahkeme esnasında Hanna' nın diğer gardiyanlardan daha suçlu olduğu yazdığı bir tutanak yüzünden açığa çıkar. Hanna okuma yazma bilmediği halde bu tutanağı yazmasına imkan yoktur. Ancak bu sırrını mahkemeyle paylaşmaz ve ömür boyu hapis cezası alır. Michael, bunu bildiği halde mahkemeye açıklamaz. Çünkü Hanna bunun gizli kalmasını tercih etmiştir. Ayrıca içten içe onun cezalandırılmasını da ister şüphesiz. Lakin 15 yaşında onunla geçirmiş olduğu zamanları hiç unutamaz. Belli bir süreçten sonra, Hanna için bir kaydediciye kitaplar okur ve bu kayıtları hapishaneye, Hanna' ya yollar. Yüzlerce kayıtı bıkıp usanmadan dinleyen Hanna' ya kayıtlar bittikçe yenileri gelir. Michael' ın okuduğu kitapları kütüphaneden edinen Hanna, bu yolla okuma yazmayı öğrenir ve Michael' a bir-iki cümleden oluşan mektuplar yazmaya başlar. Michael bu mektupların hiç birini cevaplamaz. Ancak kayıtları göndermeye devam eder. 20 yıl sonra mahkeme Hanna' nın cezasının dolduğuna karar verir. Hanna, bu sayede seneler sonra ilk defa Michael' ın yüzünü görecektir... Film, mutlu bitenlerin aksine gerçekçi olmak adına çekilmiş sahnelerle bizlere veda ediyor. Hiç tanımadığı ancak çok yakınlaştığı Hanna' nın aslında kim olduğunu öğrenen Michael' ın karmaşık duygularını, SS gardiyanı olsa da bir insan olduğunu düşündüren Hanna' yı anlamaya çalışıyoruz.

 

alt

 

Kate Winslet' ın, canlandırdığı karakteri yorumlayış şeklini başarılı buldum. Ancak anlayamadığım tek bir şey var; o da film içindeki gereksiz soyunma isteği. Yani bu kadar fazla soyunmasaydı yine görüşlerim değişmeyecekti. Soyunduğu sahneler filmin içinde sırıtıyor. Yani, cinselliğin, illaki soyunup çıplaklık gösterilerek yorumlanacak bir şey olmadığını düşünüyorum. Yine de Kate Winslet iyi bir oyuncu. Bunu söylemekte fayda var. Üstelik bu filmle beraber tam altı kere Oscar' a aday olmuş bir oyuncu. The Reader' daki rolüyle Oscar heykelciğini kapması ise an meselesi. Altın Küre Ödüllerini çifte zaferle noktalayan Winslet, Akademide Oscar' ı kaldırmaya en kuvvetli aday. Filmde Michael Berg' ün gençliğini canlandıran David Kross ise genç yaşına (1990 doğumlu) rağmen oldukça başarılıydı. Genç yaşına rağmen dedim. Farkındayım ki filmlerde oynayan değil genç, başarılı çocuk oyuncuların sayısı da oldukça fazla. Ancak Kross' un filmde canlandırdığı karakter deneyim gerektiriyor. Cinsel içerikli sahnelerde göstermiş olduğu rahatlık da keza aynı şekilde. Buna rağmen oyuncu bütün bunların üstesinden gelmeyi başarmış. Ralph Fiennes' i aralıklı olarak parça parça görüyoruz filmde. Bir nevi anlatıcı olarak. Yani filmde Michael Berg' ün gelecekteki halini gösteriyor; güzel...Hanna hapisten çıkacağı zaman yine onunla karşılaşıyoruz. Bu da tamam... Ancak hikayedeki etkin rol genç Michael Berg' e ait. Buna tezat oluşturur gibi filmin afişinde Kross gözükmüyor gibi bir şey. Ancak Fiennes' in (isminden yararlanmak istemiş olacaklar) Kate Winslet ile gözüktüğü resim daha belirgin ki ismi de büyük puntolarla yazılmış zaten. Şahsım adına David Kross' a haksızlık yapıldığı kanaatindeyim. Bir de şu Almanya' da geçen hikayede Alman asıllı insanları canlandıranların ingilizce konuşma mevzusu var. Buna çok fazla yorum da getiremiyorum. Ancak filmde eğreti durduğu bir gerçek. Filmde aksanlı bir ingilizce kullanılması yerine zamana, mekana ve olaylara uygun düşecek şekilde almanca kullanılsaydı çok daha inandırıcı ve atmosfere uygun bir tablo oluştururdu. Bunun, filme maddi-manevi daha büyük kazancı olurdu diye düşünüyorum. Öte yandan makyaj vasatın altında kalmış durumda. Kate Winslet' ın yaşlanmış olduğu sahnelerde kadıncağızı nasıl o hale getirdiler çok merak ediyorum. Çok daha başarılı olabilirdi. Sanırım Winslet' ın yaşlılığı filmin çoğunluğunu kapsamadığı için çok fazla üzerinde durulmamış. İşin açıkçası emeğe saygısızlık mı olur ne olur bilmiyorum ama o makyajı ben de yapardım zannımca.

 

altalt

 

Şimdi gelelim yönetmene... Stephen Daldry, Billy Elliot ve The Hours' tan sonra The Reader' da karşımıza çıkıyor ve diğer iki filmde olduğu gibi bu filmle de Oscar' a aday olmayı başarıyor. Yönetmen, Billy Elliot ile aday olduğu 2001 yılında, ödülü Traffic ile Steven Soderbergh' e (ki aday olduğu sene diğer adaylar Gladiator ile Ridley Scott, Wo hu cang long ile Ang Lee ve Erin Brockovich ile yine Steven Soderbergh' di) kaptırmış ancak büyük yönetmenlerle aynı kategoride yarışma hakkını kazanmıştı. The Hours ile aday olduğu 2003 senesinde ise Pedro Almodovar (Hable con ella), Martin Scorsese (Gangs of New York), Rob Marshall (Chicago) ve Roman Polanski (The Pianist) ile en iyi yönetmen dalında kapışmış ve gecede yüzü gülen Roman Polanski olmuştu. Bu sene Danny Boyle (Slumdog Millionaire), David Fincher (The Curious Case of Benjamin Button), Ron Howard (Frost/Nixon) ve Gus Van Sant (Milk) ile yarışacak yönetmenin işi yine zor gözüküyor. Bu ödül töreninde kimlerin ne şekilde onurlandırılacağını ise 22 Şubat tarihinde göreceğiz.
Filmin ilk yarısının ağır işlenişiyle biraz sıkılsam da ikinci yarıda, konunun gidişatına yön veren sahnelerle yerimde kıpırdanmayı başardım. The Reader, Yahudi soykırımından küçük bir kesiti görüntülere gerek duymadan sadece anlatımlarla farklı bir pencereden bizlere göstermeyi başarıyor. Filme konu olan Hanna' nın soykırıma kayıtsızlığının sebeplerini ve bu soykırımın içinde olanların hepsinin kana susamış keskin karakterler olmadığını bizlere kanıtlıyor. Yepyeni filmlerde fısıldaşmak dileğiyle...

The Whisperer

 

 

alt

 

Kate Winslet & Stephen Daldry

 

alt

 



Yazar: whisper | 3 Şubat 2009 | Okunma: 525 Bookmark and Share
Benzer haberler:

soykırımdan bahsediyor kesin oscar ı alır
3 Şubat 2009 14:56 |

Bence bildiğin tüm soykırım filmlerini unut ve The Reader'ı izle. Gerçekten inanılmaz bir film. Slumdog Millionaire Oscar'ı aldı ama bu filmin yanından bile geçemez.
24 Şubat 2009 17:16 |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.