Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Edipo Re (1967)
Kategori: Kült Ablası » Geniş Vizör | Haber ID: 1951 | Yazdır

alt

‘’Sonuçta ister bilinçli, ister bilinçsiz olsun; her türlü uzlaşmacılığı reddediyorum.’’ Nitekim öyle de yapıyor Pier Paolo Pasolini. Mitolojik temalardan beslenen ünlü Yunan tragedyası Kral Oedipus’u kendine has katı dokunuşlarla filme aktaran Pasolini başından itibaren seyircisinin hikayeye dahil olmasına kesinkes taviz vermiyor. Daha ilk sekansta Oedipus’un doğuşunu aralık kalmış pencerenin ardından üstünkörü göstermesi de yönetmenin bu gayesinin en somut örneği. Fakat tam olarak; asıl maksat seyircinin filme uzak düşmesi değil, bütün gayretlerine rağmen seyircinin dışlanmış hissetmesini sağlayabilmek, yani çaba göstermek ama başaramamak tıpkı kaderin mutlaklığından kaçamamak gibi. Bu sebeple de Pasolini bazı bazı aktörleriyle izleyeni göz göze getiriyor uzunca süre, karşılıklı olarak seyirci ile kurgulanmış karakterlerin gözleri birbirlerine takılıp kalıyor. Kullanılan müzik ve efektlerin kasıtlı olarak ayyuka çıkar hali de filmi zor kılan özelliklerden birisi. Elde kamerayla çekilen görüntülerin üzerine bir de kamerayı maksatlı sallayarak görüntüler yakalaması, zamansız kesmelerle eklektik bir kurgu meydana getirmesi Pasolini’nin seyirciyle mutabık kalmamak için ne denli uğraş gösterdiğinin bir diğer alameti. Böylece ikilemden doğan bir ait olup olmama sorunsalı vücut buluyor.

Ayrıca filmin bir diğer önemli vasfı da temellerini aldığı hikayesi itibariyle Pasolini filmografisinde ayrımlı bir yere sahip olması. Malumu ilam etmek icap ederse Pasolini’nin çocukluk günleri hayatta sevdiği tek kadın olarak gördüğü annesi ile en az annesine beslediği sevgi kadar nefret duyduğu babasının bitmek bilmez kavgaları telaşesiyle son bulur. Buradan yola çıkarak Edipo Re’nin Pasolini’nin özel hayatının girintisi olduğunu iddia etmek kusurlu bir davranım olmayacaktır.

Kral Oedipus’un kaderinde yazılı olanların; yani babasının katili olup annesiyle ensest ilişkiye gireceğinin mutlak başına gelişi ucubik bir betimleme ile canlandırılıyor. İnançsız olan Pasolini’nin bu filmle kadere boyun eğişi biraz yadırganası fakat hikayenin başını ve sonunu günümüzle(1967 tabi) ilişkilendirerek belki de gerçek bir trajedi anlatmıyordu da hayatın özetini çıkartıyordu kendince. Ki bu durum reenkarnasyon ile de tefsir edilebilir doğal olarak. Filmin en önemli sekansında ise kaderin bizzat Tanrı’nın -şayet var ise- kendisi olduğu imleniyor. Bu sekans Oedipus’un babasını öldürüşünü ihtiva ediyor ki o öldürdüğü adamın babası olduğunu bilmiyor işin gereği olarak. Gayesi öldürmek de değil esasında, elinde zeytin dalıyla gezen alelade bir yolcu o. Ne ilk başta ölüme koşmasının sebebini ne de katil oluşunun nedenini biliyor… Babasının askerleri peşinden gelirken tek istediği tutuşan paçalarını kurtarmak. Koşuyor, var gücüyle koşuyor fakat askerler de kaderin yazıp yönettiği senaryo gereği Oedipus’un peşinden ayrılmıyorlar. Olacak bu ya, o da ardına dönüp adamları bir bir öldürmeye başlıyor, bir mecburiyetmiş gibi de kralı öldürünce içi rahatlıyor. Kader esas kudretini başka zamanlarda da gösteriyor doğal olarak, mesela kimseyi bulunduğu durum için hor görmemek gerekiyor çünkü gülünce komşuna geliyor başına. Ve fakat elbette o denli basit bir önerme değil bu, bilakis doğru bir tasvirle ‘’paradoksal mizah’’.


alt


Adı üzerinde trajik olan bir öyküyü olduğu gibi perdeye aktarmak Pasolini’nin ideolojilerine ters düşerdi pekala. Hayatın başladığı yerde bittiğini göstermek için alışılmış anlatım yolunu tercih etmekten fazlası yapılmalıydı, yapıldı da. En nihayetinde bir kez görülmeyle alt katmerlerindeki kesif ideaların açığa vurulmasının katiyen mümkün olmadığı bir film olarak nitelendirilebilir Edipo Re.

Performanslara da değinmek gerekirse çıktığı sürrealist varsayılabilecek macerada görevin büyük kısmını yüklenen Franco Citti(Oedipus) birinci sınıf bir oyunculukla üzerine düşeni layığıyla yerine getiriyor. Diğer oyuncular zaten bir parça arka planda tutulmuş, fakat her bir performans en az olması gerektiği kadar iyi…

Hani bazı filmler vardır izlerken yedinci sanatın ne kadar heyecan verici bir olay olduğuna sizi ikna eder ya işte o tür bir film bu. Sinemayı seviyorum, sinemayı ‘’var’’ edenlerden dolayı…



Yazar: Deniz Akcadogan | 5 Şubat 2009 | Okunma: 625 Bookmark and Share
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.