Takvim
| « May 2012 » |
|---|
| Pt | Sa | Çr | Pr | Cu | Ct | Pz |
|---|
| | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | | 28 | 29 | 30 | 31 | |
|
-Kaderin Cilvesinden Beslenen Tesadüfler Komedisi-

My Mom's New Boyfriend (2008)
İsmine çok fazla kulak aşinalığımızın bulunmadığı fakat komedi türüyle fazlasıyla içli dışlı olduğunu mütevazı filmografisinden hemen anlayabildiğimiz bir yönetmenin, George Gallo’nun tanıdık simalarla birlikte çalıştığı Annemin Yeni Sevgilisi (My Mom’s New Boyfriend)’nin Hollywood ana akım sinemasından fazlasıyla nasiplenmiş olduğu gayet net seçilebilir. Bu özensiz tavır/çatkı ile peliküle aktarılan yapıt, lafı doğrudan filmin herhangi bir konuda sarf edecek kayda değer tek bir cümlesi bulunmamasına getiriyor. Hoş, gerçi genel anlamda romantik komedilerin de böyle bir kaygısı olduğundan bahsetmek kolay değil. Annemin Yeni Sevgilisi de çılgın dul Marty’nin öyküsüne aynı bakış açısıyla, aynı gelenekçilikle eğiliyor…
Abesle iştigal edilmiş bir hayatın sahibesidir Marty (Meg Ryan), öyle ki içinde bulunduğu bu acınası durumu anlamak için çevresindekilerin onu dilenci zannetmesine değin ufak da olsa bir şey yapmayı aklından dahi geçirmez. Fakat o gün, FBI’ da çalışan oğlunu bir görev için uğurlamasının ertesinde bir köşede paspal paspal oturup kahvesini yudumladığı gün, bardağına atılan bir adet bozukluk Marty üzerinde sihirli değnek etkisi gösterir. Bu ihmal edilmişliğinin tek nedeni kuşkusuz fazlaca kilolarıdır ve o gün Marty için değişimin resmen ve alenen ilan edildiği gündür. Zaten filmin, birkaç dakikalığına Meg Ryan’ı şirin mi şirin lamba karpuzunu andıran, muhtemelen orta yaş bunalımında bir kadın kılığında arz-ı endam ederken göstermekten başka dişe dokunur hiçbir esprisi de yok.
Aradan geçen iki yıllık bir ayrılık Marty’i fidan gibi yapmakla kalmamış, kadının karakterinde özgüvenle beraber kırkından sonra azma sorunsalını da mevcut kılmıştır. Annesindeki başkalaşım eve dönen oğul için ise hiç de eğlenceli sayılmaz. Görevinden döndüğünde annesine nişanlandığını muştulamasının, Marty’nin oğluna yaşattığı soğuk duş etkisinin yanında lafı bile olmaz. Zira Henry (Colin Hanks) sergilediği davranışlardan ötürü annesine karşı günbegün artan bir kıskançlık duymaya başlar. Marty’nin henüz oğlu yaşındaki yeniyetmelerle takılması bir yana, arkadaşlık ettikleri kişilerin aptal görünümlerinin, tuhaf gülüşlerinin, karga seslerine aldırış etmeden okudukları serenatların Henry’i çileden çıkartması an meselesidir. Ona göre bu kişiler arkadaş değil, arka taşıdır.
Neyse ki çok geçmeden gidişat bir kaza sonucu Marty ve Tommy(Antonio Banderas)’nin tanışmasının ardından biraz yön değiştirmiş gibi görünür Henry’nin gözüne. Tommy ukalanın önde gidenidir, kibar, iyi görünümlü, gevezedir de, önemsiz bir detay olarak da ara sıra kafasına estiğinde sanat hırsızlığı yapmaktadır. Ve her hırsız gibi, sınıfının bir numaralı gönül çelenidir. Doğal olarak her kadın çok konuşan, nüktedan erkekleri söyledikleri fasa fiso, büyük ihtimalle de işkembeden atılmış sözler olsa da, ağzı açık ayran budalası gibi dinleyecek, duyduklarına inanacak kadar saftır. Hal böyle olunca Marty’nin hapis kaçkını Tommy ile aşka düşmesi kaçınılmazdır. Eski kocasının sebebini bilmemekle birlikte hapiste yattığını öğrendiğimizde anlıyoruz ki Marty sevgili/koca seçmekte bir hayli yeteneksiz. Yine de kilolarıyla birlikte yok olup giden kötümserliği ve ağlamaklı oluşu Marty’i ayakta tutmaya yetiyor.
Filmin kullanmaktan çekinmediği klişeler Tommy’nin son bir kez hırsızlık yapmak zorunda oluşuyla daha da pekişir. Keza artık emekli olmak istemektedir ve beklenmedik bir biçimde Marty’e gönülden bağlanmıştır. Haksız da sayılmaz, çünkü öyküde kaç tane erkek cins var ise, Marty’den etkilenir ve kadını görür görmez dipleri düşer. Hatta seksi anne Marty’nin sahip olduğu karşı konulamaz cazibe bir ara oğlunun da ona karşı cinsel dürtüler duyabileceği esprisiyle tavan yapar. Salon kadını ile ortam kadını olmak arasında gidip gelen Marty haliyle oğluna zorlu bir görev yükler farkında olmadan. Alaska’da küçük bir karakolda çalışmakla kibarca tehdit edilen Henry, bu sanat hırsızını takip etmek zorunda bırakılır. İşi gereği, finale yakın gerçekleşecek soygunun faillerinden biri olan Tommy’i annesi ile birlikte olduğu en namüsait anlarında dahi dinlemek mecburiyetine düşer.

Annesine göre taban tabana zıt bir karakter geliştiren Henry babasının yokluğundan arda kalan evde evin erkeği rolünü üstlenmiştir. Annesine karşı duyduğu kıskançlık hiç de yersiz değildir, bunu takıntı haline getirmesi bile. Ergenlik psikolojisinde bunalıp kalmış Marty’nin ahlak yasasını çiğneyen tavırlarını oğlunun sinir bozucu bulması üzerinden kurulan ahlaksızlık yanlısı pişkince espri, filmin vurdumduymazca sarf ettiği kelimelerle birebir örtüşüyor. Ne annenin karakterindeki kötüye kaçış hali(apaçık ruhsal bir çöküntü yaşıyor), ne de yanlış yerde yanlış insanla tanışmış olması hikâyeyi mizahi yönden beslemek için yeterli kaynak sunuyor.
Annemin Yeni Sevgilisi pekâlâ, yanlışlıklar -yer yer tuvalet- komedisi ya da pek inandırıcı olmasa da Henry’nin olgunlaşma öyküsü olarak kabul edilebilir fakat filmin bir noktadan sonra hangi akla hizmetse ait olduğu türü dahi unutup izleyiciye gövdesinden defalarca kurşun yiyen bir kahramanın çelik yelek giymiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu hatırlatması affedilemez yapmacıklıklarından. Korkmayın, başroldeyseniz ve bir romantik komedi filmiyse bu oynadığınız vücudunuza kaç kurşun saplandığının önemi yoktur, en nihayetinde yattığınız yerden doğrulup elbisenizin altındaki yeleği çıkartırsınız seyirci anlasın diye(yeleği çıkartmazsanız şayet hortladığınızı zannedebiliriz, maazallah). Böylece daha sonra lazım olabileceğini bile akıl edemez, yeleği oraya atıverirsiniz. (O yeleğin çıkartılmasının ardından gövdenize kurşun yemeniz çölde çay demlemek kadar yaraşıksız bir tesadüftür) Maksat hafife alınmış seyirci zekâsına mantıklı bir açıklama yapmaktır zaten. Adamın neden sadece gövdesinden kurşun yediğini sorgulamanıza ise hiç gerek yoktur…
Sadece bu basitlikler değildir filmin seyirci üzerinde ‘’olmamış’’ hissi bırakmasının nedeni, genel görünümde hikâye baştan sona bir romantik komediden ziyade dram türüne uygun düşmektedir. Hal böyleyken tüm bu olup bitenler, ağlanacak hale gülmekten farksızdır… Tam anlamıyla açmaza düşen senaryo sıklıkla gerilimlerde karşılaştığımız sürpriz finali film boyunca süre gelen sorulara cevap bulmak için ödünç alır fakat bu haliyle Annemin Yeni Sevgilisi daha da fazla kafa karışıklığına ve akla aykırı düşen karmaşaya mahal verir.
deniz akçadoğan, meg ryan, hırsızlık, fbi, george gallo, colin hanks, antonio banderas, selma blair, my mom s new boyfriend, eleştiri, kritik, 2008, kült ablası
Benzer haberler:
 |
filmi,orson welles'in the touch of evil'i(bitmeyen balayı) ve rob reiner'ın when harry met sally'sinin karışımı gibi görüyorum niyeyse,hatta biraz daha abartıp a few good men'i de dahil edebilirim listeye.filmin kafa karıştırıcılık potansiyeli de çok yüksek,gecenin 3ünde,huşu içinde seyrettiğim bir film için bunları yazmam da normal tabi.colin hanks de,selma blair da harika,ama filmin içi boş gelin görün ki.(meg ryan ve antonio banderas'tan ise hiç bahsetmiyorum.)yönetimde bir sorun yok,hatta sinema tarihinin en iyi açılış sahnelerinden birine sahip,ama senaryo işi batırıyor filmi maalesef.filmi insanı kararsız bırakması açısından constantine'e de benzetebilirim..bilemiyorum artık :lol: |
|
7 Şubat 2009 00:14 |
|
 |
: ) Hemen her şeye benzetmişsiniz fakat herşeye benzeyeyim derken belki de hiçbir şeye benzemiyordur film. : ) |
|
14 Eylül 2009 17:41 |
|
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
Etiket Bulutu
2007, 2008, 2009, al pacino, alfred hitchcock, alice in wonderland, alien, amy adams, angelina jolie, anne hathaway, avatar, batman, blake lively, brad pitt, cate blanchett, charlie chaplin, charlize theron, christian bale, christina hendricks, christopher nolan, clint eastwood, cosplay, dc comics, deniz akçadoğan, diane kruger, eleştiri, emmanuelle chriqui, fragman, gary oldman, gişe, gossip girl, hayden panettiere, heath ledger, inglourious basterds, iron man, iron man 2, james cameron, jessica alba, jessica biel, johnny depp, joker, kamera arkası, kate winslet, keira knightley, kristen stewart, kritik, kült ablası, kısa film, leighton meester, lost, marilyn monroe, marion cotillard, marlon brando, marvel, megan fox, mickey rourke, mila kunis, mischa barton, natalie portman, oscar 2009, parodi, penelope cruz, poster, poster art, quentin tarantino, ridley scott, robert de niro, robert downey jr, sam worthington, scarlett johansson, sinema, slumdog millionaire, soundtrack, spider-man, star trek, star wars, steven spielberg, superman, terminator 2 judgment day, terminator salvation, the avengers, the curious case of benjamin button, the dark knight, the godfather, the godfather part 2, the incredible hulk, the spirit, the terminator, thor, tim burton, up, vanessa hudgens, vanity fair, video, video klip, wall-e, watchmen, web site, x-men origins wolverine, zoe saldanaTüm etiketler
|
Şifremi Unuttum?