Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Fahrenheit 451 (1966)
Kategori: Kült Ablası » Geniş Vizör | Haber ID: 1999 | Yazdır

alt


Nihayetinde Kanal D Home Video sayesinde Fransız Yeni Dalgası temsilcilerinden François Truffaut’nun bu jeneriksiz filmini izleme şansını elde ettim. İyi ki de etmişim.

Fahrenheit 451 bilmediğimiz bir gelecekte geçen alabildiğince koyu tasvir edilmiş distopik bir bilimkurgu. Ray Bradbury’nin 1951 tarihli aynı adlı bilimkurgu romanından uyarlanan film, kitap ve yazılı yayına dair ne varsa yasaklanmış bir dünya sunuyor seyircisine. Çizgi romanın dahi sadece ‘’çizgi’’ olarak var olabileceği böylesi bir dünyanın gerçekliğine seyirci ikna olmuş ise itfaiyecilerin de yangın söndürmek yerine kitap avcılığı yapıp eline geçirdiklerini yakmakla görevli oluşlarını yadırgayamaz herhalde. Hikayesinden de anlaşılacağı üzere hayli katı bir toplum/sistem eleştirisine sahip bir film Fahrenheit 451.

Esasında bir çok bilimkurgu filminin zemininde toplumsal kaygılar ve kişisel paranoyalar mevcut ancak hiçbirisinde bilinçaltına itilen meseleler bu denli yoğun hissedilmemiştir. Fahrenheit 451’deki duruma hissetmek de diyemeyiz işin aslı çünkü hikayesiyle alenen ‘’Benim derdim bu,’’ diye bağıran bir film. Yani bilimkurgunun içine saklanmış bir bildiri değil de vermek istediği mesaj üzerine derme çatma kurulmuş bir bilimkurgu bu. Böyle düşününce Fahrenheit 451’in fazla mesaj kaygılı bir film olduğunu iddia etmek yanlış olmaz, hatta bazı bazı didaktik olduğu fikrini bile ileri sürebiliriz. İnsanların birbirlerine yabancılaşması, tekdüze ve sıradan bir hayat, ifade hürriyetsizliği gibi endişeleri kör kör gözüm parmağına biçiminde değerlendirmek de muhtemel.

Fakat gel gör ki filmin toplum yapısı üzerine tenkitlerinin dini kavramlara gidecek kadar esnek olması ona karşı konulamaz bir albeni katıyor. Nasıl bir dogmatik hayat yaşıyoruz, yaşamak zorunda kalıyoruz? Esas mesele bu olmalı. Bize tu kaka denilen şeylerin neden tu kaka olduğunu, günahların neden günah, sevapların neden sevap olduğunu sorguluyor muyuz ki hiç? Yoksa biz büyüklerden böyle gördük diyerek ait olduğumuz toplumun bizi hamur gibi istediği şekle sokmasına göz mü yumuyoruz? Bu kesin yargılar nasıl meydana gelmiş ve bu denli sağlam kökler salmıştır toplumun bağrına bir düşünmek lazım. Toplum kanununun yaşam biçimimiz üzerindeki caydırıcılığı korkutucu çünkü kendi hayatımızı yaşayamıyoruz çoğu zaman. ‘’Tatlı dille’’ ne yapmamız dayatıldıysa onu yapıyoruz, sonra da özgürlüğün ne kadar şaibeli bir mefhum olduğunu akıl edemeden özgürüz diye caka satıyoruz.

Zaten filmdeki toplumun da tekvin ettiği kuralları için geçerli bir nevi modern mantığı var hali hazırda. Kitaplar insanları asosyal yapıyor, ayrıca bir takım kişilerce kendi çıkarları için yani isim yapmak ve üstün olmak için kullanılan bir nevi vasıta. Öte yandan kitapların içerisinde yazanlar gerçek olmadığı gibi insanları mutsuz eden, zaman zaman da onları intihara sürükleyebilen bir illet olarak kabul görüyor. Ve itfaiyeciler de kitapları da insanlara eşitlik sunmak gibi anlamlı bir amaç için yok ediyorlar. Bu savları hayatımızdan bağımsız olarak değerlendirirsek belli mantık dahilinde kabul edilebilirler ve inandırıcılar da. Şimdi soralım kendimize aynı senaryo içinde bulunduğumuz koşullarda da vuku bulabilirse değerlerimizin doğruluğundan nasıl emin olabiliriz ki? Ya doğru bildiklerimiz deli saçmasından başka bir şey değilse? Doğru ve yanlışları kim belirliyor hem? Yanılsamaya meyilli olan bu ve benzeri sosyal değerlerimiz üzerine bize düşündürme şansı tanıyan Fahrenheit 451 sırf bu yanıyla bile kandilli temennaya layık.


alt


Filmin baş karakteri Guy Montag da sorgulamaya gerek duymadan yaşayanlardan. Neden sorgulaması gerektiğini dahi bilmiyor çünkü ait olduğu sistem sarmalında mutlu olduğuna bilinmez güçler sayesinde kanaat getirebilmiş. Ayrıca doğruya ulaşmak için ihtiyaç duyulan merak da her daim koşulsuz bela demek olduğu için azıcık aşım ağrısız başım şeklinde yaşıyor. İronik bir biçimde film bizi Galileo’ya oradan da Sokrates’e kadar götürüyor. Doğruları için mücadele eden yalnız kahramanların trajik hikayeleri toplumun ne denli katı bir yargıç olduğunu ispatlayamıyorsa, başka ne ispatlayabilir ki! Nitekim Montag da merakı yüzünden ve genel geçer doğrulara itaat etmediği, ‘’normal’’ olamadığı için çok geçmeden yok edilmeyi bekleyen bir hedefe dönüşüyor. Herkesin anormal olduğu yerde anormalliğin vaziyeti ‘’normal’’ şeklinde meşrulaştırılır yani çoğunluk ile çatışıyorsan normal değilsin, ama kime göre normal? Örneğin Montag ait olduğu cemiyetten paçayı kurtarsa ve Dead Poets Society’e sığınsa orada hiç istemediği kadar kitap okuyabilir pekala. Şimdilik buradan kurtulamadığı için gelgitler yaşıyor ara sıra Şeytan(Clarisse) dürtse de toplumun vizyonu ya da Tanrı(karısı Linda) onu bu çelişki ortasında dengeliyor ve ilk başta Şeytan’a kulak asmıyor. Fakat sonraları karısından soğuyarak Clarisse’e yakınlaşmasıyla günahkar oluyor. Son anda verilen bir kararla da olsa Clarisse ve Linda’nın aynı aktris(Julie Christie) tarafından oynanması hikayenin bu noktasında farklı bir karakteristik taşıyor. Şeytanın gör dediği vaziyetlerde sağduyusuyla girdiği mukayesedeki benlik çatışmasını daha çetin bir hale sokuyor, Montag’ın derdi günü iki ucu b*klu çubuğa dönüşüyor …

Hikayesi grotesk olaylarla ilerken sıra dışı bir bilimkurgu örneği olarak sinema literatüründeki yerini alıyor Fahrenheit 451, tıpkı Godard’ın Alphaville’i, Tarkovsky’nin Solyaris’i ya da türü farklı olsa da Antonioni’nin gerilimsiz gerilimi, Blowup, gibi… Truffaut’nun ilk renkli filmi olması beraberinde ünlü görüntü yönetmeni Nicholas Roeg(The Masque of the Red Death, Doctor Zhivago, Walkabout) ile birlikte çalışması ve Montag rolündeki Oskar Werner ile arasında kıvılcımlanan husumet de filmin olağandışı atmosferine olağan dışılık katıyor pek tabii. 2010 yılında vizyona girmesi planlanan ve Guy Montag rolünde Brad Pitt’in oynayacağı söylenen zannımca lüzumsuz Hollywood işi yeniden çevrim Fahrenheit 451 yoldayken aslını görmekte yarar var.


 

alt



Yazar: Deniz Akcadogan | 17 Şubat 2009 | Okunma: 586 Bookmark and Share
Benzer haberler:

epey evvelden izlediğim bir filmdi. yazının üzerine bişey eklemeye gerek yok.
fahrenhayt 451 yani sıcaklık derecesi, kağıdın yanması için gereken sıcaklıktır bu arada. bu da ismininin neden bu olduğuna bizi götürür.
17 Şubat 2009 22:07 |

Film de gayet iyi olmakla beraber kitabı eşsizdir.Okumanızı şiddetle öneriyorum.Ray Bradbury'in bulduğunuz bütün hikayelerini , kitaplarını okumanızı öneririm zaten toptan.

Yazının sonunda belirtildiği gibi filmin yeniden çevrimini henüz çıkmadan lüzumsuz bulmak bence biraz sert bir önyargı olmuş: ) Tamam hikayede günümüzün sinema olanaklarını gerektiricek fazla bir şey yok ama hikaye alt metniyle oynanmadan farklı bir şekilde işlenebilir.Neyse çıksın görücez bakalım.Ayrıca Brad Pitt iyi bir tercih olacaktır bence.
19 Şubat 2009 12:56 |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.