Anket
Takvim
«    Şubat 2010    »
PtSaÇrPrCuCtPz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
Linkler

Le Salaire de la Peur (1953)
Kategori: Janr Filmleri » Korku/Gerilim | Haber ID: 2790 | Yazdır

Le Salaire de la Peur (1953)

 

Tarihe hem Berlin’den Altın Ayı hem de Cannes’dan Altın Palmiye ödülünü bir arada kazanmış ilk film olarak geçen, Henri-Georges Clouzot yapımı Le Salaire De La Peur/Dehşet Yolcuları, çekildiği tarih itibariyle günün çok çok ilerisinde ilginç bir gerilim filmi. Georges Arnaud’un aynı adlı romanından uyarlanan film, bir Amerikan petrol şirketi adına 4 şoförün nitrogliserin yüklü kamyonlarla oldukça bozuk bir yolu korku içinde aşmalarını anlatır.

 

Dehşet Yolcuları ve iki yıl sonra arkasından gelen bir başka klasik Les Diaboliques/Şeytan Ruhlu İnsanlar, sayesinde eleştirmenlerce “Fransız Hitchcock” diye anılan Clouzot’nun tür sinemasına katkı babında büyük bir iş yaptığına şahit olduğumuz film, yaklaşık 2,5 saatlik süresiyle ve özellikle ikinci bölümüyle ince ince düşünülerek kotarılmış bir yapıt. Bir Latin Amerika ülkesinde, muhtemelen Küba’da yaşayan ve tamamı aylak bir grup turistin tanıtıldığı bir ön bölüm karşılar ilk önce bizi. Ülkemiz müziğine de büyük emekleri geçmiş müzisyen Dario Moreno’nun da bir barmeni canlandırdığı bu kısımda, Fransız, İngiliz, Amerikan, İtalyan hatta Alman uyruklu karakterler üzerinde bir etüt oluşturulması, filmin de en çok eleştirilen kısmıdır. Zira tam 1 saat boyunca yönetmen ana meseleye geçmez ve sırasıyla bize karakterleri tanıtmaya soyunur. Bu bölüm bir süre sonra o denli sıkıcılaşır ki kalan bölümün gerilimini yaşatmaya seyircide iştah bırakmaz.

 

Nihayet, ABD menşeli bir petrol şirketi gruptan 4 kişiyi zorlu bir görev için yüksek maaş karşılığında işe almaya karar verir ve asıl film başlar. Birçok ülkede bu bölümden öncesi yaklaşık 15 dakikalık bir kısaltmaya gider. ABD’de ise şirketi vahşi kapitalizm örneği olarak gösteren bölümler kırpılarak yayınlanır.

 

SPOILER-----------------------------------------------

 

Seçilen dört şoför; Jo, Mario, Luigi ve Bimba, görevin zorluklarını bilerek işe girerler. Yapmaları gereken şey, en ufak bir sarsıntıda bile büyük patlamalara yol açacak nitrogliserini, pek güvenli olmayan kamyonlarla şirketin diğer birimine taşımaktır. Tehlike sadece kamyonların elverişsizliği de değildir üstelik. Kamyonların geçeceği yollar da son derece bozuktur. Hatta bir kısmı dağın etrafına kurulmuş patika gibi bir yol olacaktır. Ayrıca bölge, heyelan bölgesi olduğundan her an kamyonların üzerine kayaların düşmesi ihtimali de vardır.

 

Kahramanlarımızın binbir endişeye rağmen, işsizlikten, parasızlıktan ve yaşadıkları yerin tekdüzeliğinden kurtulabilmek için, hayatları pahasına katılmaya karar verdikleri yolculuk, yani filmin özü, gerçekten de tam bir gerilim şahanesidir. Bu açıdan John Huston’ın başyapıtlarından The Treasure Of The Sierra Madre/Altın Hazineleri filminde olduğu gibi farklı karakterlerin bir ekip haline gelmesiyle de, bu filme koşut bir çizgi yakalanır. Jo, kendini önemli biri gibi göstermeye çalışan ama özünde korkak bir adamdır. Luigi, biraz terelelli havasına rağmen insancıl ve girişkendir. Bimba, aralarında en zeki olanıdır ve Yves Montand’ın ilk önemli filminde canlandırdığı Mario ise Altın Hazineleri’nin Humphrey Bogart’ı misali, karakterine gelecek tüm dış etkenlere karşı korunaksız, zayıf ve yer yer vicdansız bir karakterdir. Yol boyu tehlikeler karşısında ekibin takınacağı tutumu da bu özellikler belirleyecektir.

 

Yaklaşık 1,5 saatlik yolculuk bölümünde alınan 300 millik yolda grubun aşması gereken engeller, keskin zeka ve iyi bir sürüş refleksi isteyen engellerdir. Çürümeye yüz tutmuş tahta köprüde Jo ve Mario’nun yaşadığı tehlike ve Mario’nun acemiliği gerilimi had safhaya taşır. Yolun ortasına düşmüş büyük kayayı nitrogliserin ile havaya uçurma sahnesi, son anda Luigi’nin kayaya doğru koşmasıyla tırnak kemirtir. Bimba ve Luigi’nin patlayan kamyonundan sızan petrolün yolda oluşturduğu birikintiyi aşmaya çalışan Mario’nun; Jo’nun bacaklarını ezmesiyse artık işin tamamen rayından çıktığı andır.

 

Finalde Mario’ya verilen “ceza” ise adeta Jo’nun intikamı gibidir ve kimileri için karamsar bir final olsa da kanımca yerinde ve adil bir son olmuştur.

 

SPOILER----------------------------------------------

 

Daha sonra William Friedkin’in de başarısız bir yeniden çevrimini yaptığı Dehşet Yolcuları, ikili kurguda tıkanmasa ve gerilimi destekleyecek bir müzik kullanımına yer verse, mükemmel bir film olacakmış. Fakat, Clouzot, kurgu konusunda kitaba sadık kalmaya karar verince ortaya bir yanı zayıf bir film çıkmış. Fakat yine de yolculuk bölümü, tam bir profesyonellik içinde kotarılan film sırf bu yönüyle bile takdire değer. Kamyonların tekerleklerini, tahta köprüde kayarken izlemek; Jo’nun Mario’ya tüm yalvarmalarına rağmen Mario’nun dikkatsizliklerine tanık olmak ve filmi baştanbaşa saran nitrogliserin korkusu, oldukça keskin bir gerilim yaratmış.

 



Yazar: Immigrant | 24 Şubat 2010 | Okunma: 376 Bookmark and Share
Benzer haberler:

"bir yanı zayıf" yorumuna kesinlikle katılıyorum. filmin ilk yarısındaki bu halkayı bile "boğucu atmosferi seyirciye geçirme uğraşı" diye tanımlayıp filmi hak etmediği payeye oturtmaya çalışanlar var. The Deer Hunter geliyor bu uzun ilk sekansla akla ama orada sapma bilinçli idi. Hitchcock'un 50 filminin en az yirmisi başyapıt düzeyinde. Buseviyeye ulaşan bir ikinci yönetmen çıkar ise, o zaman karşılaştırmak gerekir, gedikleri de komik bahanelerle doldurmadan.

Filme dair 3 anekdot daha: Benim izlediğim versiyonda altyazılarda eksiklik vardı. Belmondo'nun beyaz atleti bana Gable'nin It Happened One Night'ını hatırlattı. ve elbette Véra Clouzot. Catwoman (Julie Newmar'a da benziyor) görünümlü bu kadın (Les Diaboliques'te de oynadı, yönetmenin gerçek hayattaki karısı), rahat giyimi ve vücut diliyle filmde yoğun bir seksapel yayıyordu, hakkını vermek gerek.
24 Şubat 2010 14:49 |

Evet, ilgili yorumu Ekşi Sözlük'te ben de görmüştüm. Bence oradaki yazar ikinci bölümü çok beğendiği için birinci bölümdeki zayıflığa bir kulp bulmaya çalışmış. Hitchcock'un herhangi bir ülkede herhangi bir karşılığının olması ise en az bir 300 sene daha çok zor. Hitch amca sinemaya hiç girmemiş olsaydı ben bir sinemasever olamazdım herhalde.

Criterion koleksiyonunun çok iyi bir altyazı çevrimiyle izledim ben de. Bu arada Belmondo demişsin ama Montand olacaktı o. Ve evet Vera'yı ikinci bölümde hiç görememek büyük eksiklikti, kadın filmin ilk yarısının tek çekici unsuruydu gerçekten de.
24 Şubat 2010 15:25 |

'80leri kurcalarken A Bout de Souffle'ye kaymış zihnim, evet, Montand:) ilgili yorumu nette değil, yanlış zannetmiyorsam, bir sinema yazarının kitabında görmüştüm.
24 Şubat 2010 16:24 |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.