Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Watchmen (2009)
Kategori: Janr Filmleri » Fantastik/Bilim-Kurgu | Haber ID: 2100 | Yazdır

watchmen

Alan Moore, çizgi romanın devrimci, kalıpları zorlayan kalemlerinden biri. 80'lerin ortasında hikayelediği Watchmen serisi, daha sonra kendi yazdığı Twilight of the Superheroes ve ondan esinlenen Kingdom Come serileriyle yeni bir çağın şafağı olmuş, bu hazine yıllar sonra sinema yapımcıları tarafından keşfedilince de, V for Vendetta, Constantine, From Hell, The League of Extraordinary Gentlemen gibi inişli çıkışlı uyarlamalar serisi beyaz perdede hayat bulmuştu. Sıra Watchmen'e geldiğinde, elbette, bu öncül ve ödüllü grafik romanın hakkıyla uyarlanabileceğinden şüphe duymayan, neredeyse, kimse yoktu. Film hakkında görüşlerime geçmeden evvel şunu söylemeliyim ki, karşımızda çok perdeli bir film var. Başı ve sonu itibariyle beğenmiş olabilirsiniz ancak mesajın gücü filmi yaratan ekipten değil, çizgi romanın yaratıcısı Alan Moore'un "Dünyanın Durduğu Gün"ü yineleyen farklı bakış açısından geliyor (serinin son sayısında, o filmin neon ışıkları altında toplaşan insanları görebilirsiniz). Geneli itibariyle akıcılıktan uzak, Moore'un sermayesinden yedikçe yiyen, sıkıcı ve derlenip toplanmayı başaramayan bir yapım olmuş Watchmen.

-Yine Alan Moore imzalı- The Killing Joke'un (1988) etkilerinin fazlaca görüldüğü The Dark Knight'ı, V for Vendetta'yı ve yukarıda saydığım nicelerini izledikten sonra, "sinemada 5 yıl, edebiyatta bir kuşağa eşittir" sözüne istinaden, bu filmin birkaç kuşak geride kaldığı ve güncelini yitirdiği maalesef gözden kaçmıyor. Kingdom Come (1996) da çevrilmiş olsaydı herhalde bu filmin hiçbir yeni söylemi kalmayacaktı; Bryan Singer, Christopher Nolan, Alex Proyas gibi hakkı ile çizgi roman uyarlamayı başarabilen, öncesinde de kariyer yapmış sağlam yönetmenler varken, bu eseri Zack Snyder'in ellerine teslim etmek, maalesef salondan buruk bir tatla çıkacak kadar tatmin olmanıza yeter olmuş. Kostümlerini tekrar giyene kadar bu tatmine ulaşamayan kahramanlarımızın (Nite Owl II, Silk Spectre II) absürde varan cinselliği bilumum klasiği alaşağı ederek (Leonard Cohen-Hallelujah) yaşadıklarını da, konuyu açmışken belirteyim. Hapishane sekansında yüzünüzü çevirmenize neden olacak kadar şiddetli bir eylemin sizi beklediğini de.

Çizgi roman "What If" türü hikayeleri her zaman sevmiş ve paralel evrende geçen öykülerle okuyucusunu memnun etmiştir. Watchmen de alternatif bir gerçeklikle, jenerik akarken, Amerikan tarihini yeniden sunuyor. Burada bile, çizgi romanın beyaz perde külliyatına kaybettiği bir nokta var: Bu mükemmel kurgulanmış birkaç dakikayı Forrest Gump'un tümüne yedirilmiş halde zaten izlememiş miydik? Bob Dylan'ın The Times They Are A-Changin'i eşliğinde halkın arasına karışmış süper kahraman ekibi Minutemen'i, Warhol'un Nite Owl serilerini, çiçek çocukların ölmeden önce namlunun ucuna koyduğu son barış çiçeğini, Comedian'ın Kennedy için pusuya yatışını, Ay'a yürüyüşe eşlik eden Dr. Manhattan'ı, hatta Paris kalabalığında ünlü "askerin öpücüğü" karesinin süper kahramanlı lezbiyen dönüşümünü izlerken, Van Helsing'in (2004) umut veren açılışı, kendimizi erken kaptırmamamızı hatırlatıyor. Bu süper kahramanlardan kimi öldürülüp kimi tımarhaneye atılırken, kimi de kendiliğinden emekli olup yaşlanarak bir köşede unutulmaya yüz tutuyor.

Filmin hemen başında ağır çekim bir dövüş koreografisiyle, Watchmen emeklisi bir anti-kahraman hayata veda ediyor. Ekibin kalanı bu "planlı temizliğin" arkasında kimin olduğunu araştırmak üzere fikir teatisinde bulunurken, bir yandan geriye dönüşlerle karakterlerin gelişimine ve iç dünyalarında çatışmalara tanık oluyoruz. Bu esnada kimi benzerlikler de gözden kaçmıyor değil. Dünyanın en zeki ve olası en zengin adamı Adrian Veidt (Ozymandias), Büyük İskender hayranlığı ile de, Lex Luthor'u andırıyor. Rorschach ve The Comedian bu filmin hit anti-kahramanları. Nite Owl II kostümün görünümü itibariyle Batman'i hatırlatsa da, "en aktif sahnesinde bile" oldukça silik görünmeyi ve bolca gözümüze sokulan Silk Spectre II ile birlikte, unutulmak kaderine teslim olmayı, filmin sonunda, başarıyor. Dr. Manhattan (Sylar gibi, bir saatçinin oğludur), Superman'in tanrıya evrilmiş hali olarak, insanoğluyla bağını giderek kaybeden, "niçin kurtarılmaya değeceğimizi" bize sorgulatan, "içimizdeki Klaatu" aslında. Görsel heybetine de şahit olduktan sonra, Galactus'u buhar eden FF ekibini sorgulamamak elde değil (DC hanesine 1 puan daha). Fakat dediğim gibi, o zamandan bu yana o kadar refere edildi ki Watchmen, "kanser" tokadının bile The Vulture (hapiste çürüyen ve eşini öldürdüğü için May Hala'dan af dileyen Adrian Toomes) ile Spider-man serisinde cereyan ettiğini ve bu çizgi romanı yalayıp yutmuş bendenize yabancı gelmediğini söylemeliyim.

Filmin başında akan kısa tarihe ek olarak, Dr. Manhattan'ın Vietnam semalarında, Ride of the Valkyries eşliğinde karınca avladığını da ekleyelim. Bu Wagner bağlantısı bizi sadece Apocalypse Now'a götürmüyor, aynı zamanda Alan Moore'un Twilight of the Superheroes (1987) serisinin, Alman bestecinin Twilight of the Gods (Götterdämmerung, Tanrıların Şafağı) operasından devşirme oluşuna, bilinçli-bilinçsiz, saygı duruşu niteliği de taşıyor. The Comedian, her türlü pisliğe bulaşmış (Robert Downey Jr benzerliği karakterin geçmişini kendiliğinden örüyor), adrenalin yüklü bir süper adam iken, Rorschach bize Vendetta'yı anımsatırcasına, kendi kanununu acımasızca uygulayan, felsefesine hemen herkesin katılacağı, filmin belki de esas adamı ve dış anlatıcısı konumunda. Dış anlatım filmin seleflerinden belki de en büyük farkı: Her karakter kendi iç sesi ile, öyküsünü size, çizgi romandan sayfalar çevirirmişçesine, anlatıyor. Rorschach'ın günlüğü bize "Kaptanın Seyir Defteri'ni" anımsatıyor. Filmin tamamı Nixon döneminde geçiyor (Watergate patlak vermez ve -Braveheart'ın cüzamlı baba Robert the Bruce'unu hatırlatan pinokyo burun- Nixon yeniden seçilir) ve soğuk savaş gittikçe zirveye tırmanırken, yaklaşan nükleer tehlikeye karşı herkes "ne yapabiliriz?"in cevabını arıyor. Filmin ve grafik romanın finali, bize, "The Day the Earth Stood Still" (1951)'de açık bırakılan sonun bir açılımını sunuyor. Yalanlarla örülü bir dünyada barışı dürüstlükle sağlamak mümkün müdür? Aksi, büyük bir şaka olsa gerektir. Öldüren Bir Şaka. Gördüğünüz gibi Moore'un birbirini besleyen düşünceleri ve ürünleri, farklı filmlerde cereyan ettirilerek birbirine kırdırılıyor ve ortaya giderek özgünlüğü kaybolan, ham pişmiş düşünceler bütünü kalıyor.


Unforgettable eşliğindeki dövüş sekansı, Face/Off'taki Over the Rainbow kullanımını hatırlatır ve seyirciden övgü toplarken, Nena'nın 99 Luftballons'u (Scrubs'ta izlediyseniz daha da beter) veya soft porno bir sahneye heba edilen Cohen'in Hallelujah'ı (Buckley yorumuyla, denize yelken açılan The OC sezon finaline güzel gitmiştir) müzik kullanımlarında oldukça sırıtmış. The Sound of Silence'ı dinlerken cenazeye konsantre olmakla Mrs Robinson'u (The Graduate) hatırlamak arasında bocalıyorsunuz. Özgün film müziğine ağırlık vermeyip defalarca kullanılmış klasik parçalara bel bağlarsanız, ödeyeceğiniz bir bedeldir bu. Finalde kullanılan Mozart Requiem (K. 626, Introitus) seçimi (Amadeus'u geçtim, yakın tarihli Mavi Gözlü Dev'in kareleri gözümün önünden geçti) en doğru tercih olmuşken, film, aslına uygun şekilde, burada bitmiyor ve geçen birkaç sahne ile film zirvede noktalanma şansını yitiriyor. Luthor'a benzetme yaptığım Ozymandias'ın tıpkı Superman gibi, kuzey kutbunda kendine ait bir kalesi oluşu da, bu hususta, gözden kaçmıyor. Sisler arasında, gölgeden farksız insanlar arasında yürüyen Dr. Manhattan'a ilk uyarı da, Platoon'daki gereksiz şiddeti yineleyen Comedian'dan geliyor (kendisinden hamile bir kadını öldürür): "Tabancayı buhar edebilirdin, etmedin. İnsanların senin için bir değeri yok, değil mi? Duygularını kaybediyorsun. Tanrı yardımcımız olsun". Zira Manhattan "Tanrı" rolündedir ve ABD için güvence iken düşmanları için tehdit oluşturan bu varlık teraziden ayağını çektiğinde, tüm insanlık barış içinde yaşamayı başarabilecektir. Tüm savaşların din temelinde gerçekleştiğini ve ölüm korkusunun insanları inanca sürüklediğini düşünürsek, farklı yorumlar ortaya atılabilir, fakat ben Rorschach'ın Manhattan'dan alıntı yaparak dillendirdiği görüşünü aktarmak istiyorum: "İnsanın doğasında yok etmek güdüsü var. Ne olursa olsun bu değişmeyecek." Manhattan'dan devam edelim: "Her şeyi değiştirebilirim. Fakat insan doğasını değiştiremem." Comedian'ın zincirinden boşanmış saf şiddeti de, ancak kendi sözleriyle bütünleştiğinde tüylerimizi ürpertiyor: "(Keene tasarısı ile maskeleri çıkarmaya) az bir zaman kaldı. Kalan sürede işimizi yapalım. Toplumun tek koruyucusuyuz. - Kimden? (bu esnada gösteri yapan siviller, kurşunlarına hedef olur) Dalga mı geçiyorsun? Elbette kendilerinden!". Kahramanlık günleri sona erdiğinde, birbirinden başka tanıdığı olmayan bu süper güçlerin "gündelik" hayatı, filmin en özgün (fakat sıkıcı anlatıma sahip) bölümlerinden birine açılım teşkil eder ve kimi düşmanının yatağı başında ağlayarak içini dökerken, kimi gidecek bir yeri olmadığı için bir süper kahramandan diğerinin koynuna dolaşır; ölen kahramanın mezarına ise ancak düşmanı bir gül bırakacaktır.

Çizgi roman okuru için 25 yıl geride kalmış, türe yabancı seyirci için ise, yukarıda saydığım uyarlamalardan geriye kalan özgünlüğe sahip, her şekilde "geç kalınmış" bir uyarlama Watchmen. Bu derece büyük bir grafik romanı yetkin olmayan ellere teslim etmenin "gerçek bir şaka" olduğunu ve daha sonra, başka, emin ellerde, belki seriyal halinde, yeniden çevrilmesini umut ediyorum. Fakat "Dünyanın Durduğu Gün"ün her daim geçerli mesajını Nixon dönemi ve Soğuk Savaş ile sınırlaması, özellikle bu dönemden bıkmış sinema seyircisi için, zamana karşı yıpranmışlık barındırırken; Superman, Batman gibi zirve kahramanları revize eden bir eserin de, bu kahramanların perdede gözükmediği uzun dönem fırsatı kaçırılarak, ikinci baharlarını yaşadıkları bu dönemde hayat bulması, başka bir talihsizlik olarak önümüze çıkıyor. Ortalama seyirci için bile, yaratıldığı dönemde sunduğu zenginlikten geriye, yıllar boyunca liğme liğme sömürüldükten sonra, pek az özgünlük vaat edebilen bu astronomik bütçeli filmi, öncelikle, sinemaya pek uğramayan, dünya ve siyaset tarihi meraklılarına öneriyorum. Çizgi roman tutkunları bir süre daha The Dark Knight ile idare etseler iyi olur. Bu filmi izlediğinizde Nolan'ın yaptığı uyarlamanın değeri gözünüzde bir kat daha büyüyor. Çorba yapmak başka, film yapmak başka. Mesajları için Alan Moore'u saygı ile anıyor, çizgi romanı sinemada taçlandıran "son samuray" Christopher Nolan'a, bir çizgi-sever olarak ödüllerin en büyüğünü, yürekten teşekkürlerimi sunuyorum. Üçüncü Batman filmini umutla beklerken, bu filmin yönetmeni Zack Snyder'a da The Dark Knight Returns (Frank Miller, 1986) uyarlamasından uzak durmasını salık veriyorum. Lütfen Kara Şövalye'mize dokunmayınız. Baykuşlarınız sizin olsun.

Rorschach'ın "yüzü" suyu hürmetine...



WATCHMEN

Senaryo: David Hayter, Alex Tse

Oyuncular: Patrick Wilson (Daniel Dreiberg / Nite Owl II), Jackie Earle Haley (Walter Kovacs / Rorschach), Malin Åkerman (Laurie Juspeczyk / Silk Spectre II), Billy Crudup (Dr. Jon Osterman / Doctor Manhattan), Matthew Goode (Adrian Veidt / Ozymandias), Jeffrey Dean Morgan (Edward Blake / The Comedian), Carla Gugino (Sally Jupiter / Silk Spectre, Matt Frewer (Edgar Jacobi / Moloch the Mystic), Stephen McHattie (Hollis Mason / Nite Owl), Apollonia Vanova (Silhouette), Niall Matter (Byron Lewis / Mothman), Dan Payne (Dollar Bill), Danny Woodburn ("The Big Figure"), Laura Mennell (Janey Slater), Robert Wisden (Richard Nixon), Frank Novak (Henry Kissinger), Greg Armstrong-Morris (Truman Capote), John Kobylka (Fidel Castro), Brett Stimely (John F. Kennedy), Carrie Genzel (Jackie Kennedy), Greg Travis (Andy Warhol), J.R. Killigrew (David Bowie), Steven Stojkovic (Mick Jagger), Salli Saffioti (Annie Leibovitz).



Sayfa 1-of-2 | Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Yazar: Sinemaestro | 8 Mart 2009 | Okunma: 1382 Bookmark and Share
Benzer haberler:

Bu filmi merakla bekliyordum. Henüz izleyemedim ama şimdiye kadar okuduğum eleştirileri baz alırsam heba edilmiş bir film olduğu ortada.Zack snyder gibi kariyeri parlak olmayan bir yönetmene böylesine kült bir romanı emanet etmeleri büyük bir hata olmuş..Böylece bir efsanenin başlamadan bittiğine şahit olduk gerçekten yazık oldu watchmen e .Eleştiri yazısınıda güzel bulmakla birlikte bir noktada eleştirmene katılıyorum o da christopher nolan ın batman ı ne kadar iyi bir şekilde sinemaya uyarlamış olduğudur
8 Mart 2009 23:06 |

bana çok dağınık geldi bu film.
hatta filmde dair belki de söyleyebileceğim en olumlu şey, efektler falan değil, ama görsel öğelerin kullanımı ve kamera açıları.

sanki bir çizgi romandan fırlamışçasına uçuk kadrajlar var. 12 bölümlük bir seri olsa, belki o zaman yerine oturabilecek birşey.

süperheroic karakterlerin hiçbirinin mükemmel olmamasını anlarım, çoğu bildik tiplerden farklı ancak sıradan insanın rezil rüsva edildiği bir film aynı zamanda.

insanları kendilerinden korumak için fedakarlık gerekir, nedense bu fedakarlık olayını da yine insanlardan beklerler.

peh V.I.K.I. de öyle yapmıştı (I,Robot).

Edward Blake ekseninde gidiyoruz, güzel, geriye dönüşler vs vs vs.

ama bağlama sorunu çok var. yani para vermemiş olsam, sinemada izlemesem sıkıntıdan kapatırdım.

şiddet kullanımı epey fazla, her mideye göre değil. hadi onu da bir yere kadar beklerdik malum 300 diye bir referans var.

açıkçası çıktıktan beri ettiğim laf, dağınık, dağınık, dağınık.

Tam bir piçkurusu da olsa Edward blake ve rorschach gibi iki orjinallik tek tad filmde.

daha evvelde dediğim gibi, çizgiromanını bilmediğimden, bir kıyas yapamayacam bu konuda.

gerisi, bir daha seyretmem azizim ben bunu.
zaten çakma batman de var.
8 Mart 2009 23:53 |

benim en çok beğendiğim nokta müzikleriydi çok sağlam bi soundtrack i olucak gibime geliyo onun dışında pek hoşuma gitmedi çizgi romanına biraz bakmıştım pek ilgimi çekmemişti o yüzden bırakmıştım filmde belkide bu yüzden pek hoşuma gitmedi ve çok dağınık geldi yani görsel öğeler çok iyidi mesela çizgi romanda gördüğünüz bir çok kareyi beyazperdede neredeyse aynı şekilde görebiliyorsunuz.

ben bide şeye çok sinir oldum dr.manhattan ın paso anadan üryan gezmesine çizgi romanda sanırım bi sebebi vardı böyle gezmesininde ya insan altına en azından bişey geçirir 20-30 defa görüyosunuz her yerini pek hoşlanmadım çünkü çizgi romanda bile bu kadar abartı değildi çıplak olması.

bazı kişiler +18 in gelmesine çok karşıydılar ama bence haketmiş baya +18.

sonuç olarak iyidi hoştu ama bana görede biraz boştu bu yüzden bidaha izlemem fakat özellikle fanlarına iyi zaman geçirticek bir film olmuş.
9 Mart 2009 10:14 |

Alan Moore gibi her kareye bir detay sıkıştıran çizerin eserini 4-5 saat dahi çekseniz sinema düzgün uyarlamanız bence mümkün değil. Evet V for Vendetta iyi bir filmdi ,uyarlama olarak ne kadar başarılı olduğu tartışılır, ama Watchmen gibi 5 karakterin çevresinde dönen bir çizgiromanı beyazperdeye uyarlamak çok ama çok zor. Sonuçta bir Batman-Spiderman gibi böcek ısırdı,aile öldü gibi basit bir şekilde anlatılabilecek backgroundları yok bu karakterlerin ve karakteri tanımadan filmden zevk almakda imkansız gibi birşey.

Hikaye açısından yine elinden geleni yaptığını düşünüyorum Synder'ın ama çizgiroman karesindeki ufak detayları ekrana getirebilsede seyirciye ilerki safhalarda hatırlatamama durumu yüzünden film sekteye uğruyor. Ayrıca kitaba göre sonun değişmeside ayrı bir vaziyet. Kitap sonu olsa film dahada uzardı.

Karakterlerin hepsini aynı ekrana getirdiğinde film zorlanıyor bence. En büyük eksiği o kadar karakteri aynı ekranda gösterdiğinde filmin o beklenen patlamayı yapamaması.

Bu tür ÇR'lerin tek atımlık hakkı olur genelde. Watchmen'de sırasını savdı ne yazık ki.

İlerde çıkıcak bir Director's Cut kesin. Bakalım o nasıl olacak?
9 Mart 2009 19:32 |

Filmi izlemedim daha, yorum yapmayacağım. Çizgi romanın Türkçesi çıkmış, almaya değer, tavsiye ederim.
9 Mart 2009 20:56 |

Şahsen The Dark Knight'ın da çok derli toplu bir hikaye sunduğunu düşünmeyen biri olarak filmi çok beğendim. Bir yandan Dent, bir yandan Batman'in polis teşkilatının getir götür işlerini yapan bir adama dönüşmesi, bir yanda Joker, öte yandan mafya, araya sokuşturulmaya çalışılan bir aşk hikayesi derken dallanıp budaklanan bir senaryoyla ve bitmek bilmeyen son yarım saatiyle Watchmen'in dağınık hikayesinden çok da farklı değildi açıkçası Dark Knight. Bitti dediğim yerden sonra daha yarım saat uzatınca beni afakanlar basmıştı. Watchmen'in de fazla uzun olduğunu ve rahatlıkla çıkarılabilecek 15 dakikası olduğunu düşünüyorum ama buna rağmen romanı okumuş biri olarak söyleyebilirim ki bu kadar çok katmana bölünmüş bi hikaye ancak bu kadar derli toplu anlatılabilirdi. Hatta Snyder'ın bazı detayları çıkararak elinden geldiğince toparladığı kanısındayım. Sonunu değiştirmesi de bunlardan biri. Alan Moore gibi bir adamın eserini sinemalaştırmak zaten zor zanaat, ben en azından bu çabası için takdir ediyorum Snyder'ı. Filmin tema müzikleri başarısız fakat şarkı seçimlerine bayıldım esasen. Hallelujah'ın kullanım yerini de Snyder'ın espri anlayışına veriyorum. Bence roman okurlarının izlemesini kesinlikle hak ediyor. Okumamış olanlara pek de cazip geleceğini sanmıyorum ama bu kadar olumsuz eleştiriyi kesinlikle hak etmeyen bir film.
9 Mart 2009 21:17 |

filmi henüz izlemedim ve +18 olduğu için galiba izleyemicem de,wanted'ta da aynı şeyi yaşamıştım.. :suicide: ama bi kısmına,karakterlere marakterlere baktım da,andy warhol aynısı olmuş,o isimleri çok iyi canlandırmışlar.ama gelin görün ki resimlerin arasında anadan üryan bir billy crudup görünce korkup kapadım. :D
11 Mart 2009 12:34 |

bende 18 e takıldım kahretsin!!!!!! :dash :dash :hulk:

ve sonra arkadaşımın istedigi filme gitmek zorunda kaldım güneşi gördüm . kesinlikle gidip izleyin .
14 Mart 2009 22:02 |

Müzik kullanımı için sinemaestro az bile yazmış. Akıllara zarar Müzikler alakasız sahnelerde (sanki kulağınızda walkmenle film izliyoruz gibi.) Fantastik olsun, ekşın olsun, çamurdan olsun diyenlere önerilir. Ben yakın zamanda fabrikasyon cizgi roman uyarlamalarından tadımı iyice kaybettim.( The Dark Knight i ayrı tutarım, bıkmadan usanmadan tekrar tekrar izlerim onu) Bu çizgi roman daha iyi bir film olabilirmiş ama olmamış. (Açılıştaki 6 dakikalık jenerik iyi olmuş hakkat.)
14 Mart 2009 23:09 |

Şarkıların hepsi birbirinden güzeldi de, sahnelerde kullanımı biraz kötüydü. En kötüsü de Hallelujah'dı. Sound of Silence'ı kimse uygun bulmamış ama bence müthiş oturmuştu Comedian'ın cenazesine. Bu arada çizgi romanı da okudum ve diyebilirim ki çekilebilecek en iyi Watchmen uyarlaması zaten bu olabilirdi. Sonuçta 30 yıl öncesinin değişmez fikirleri ve günümüz sineması, buna şükredin.
15 Mart 2009 03:03 |

Çizgi romanı tam bir roman 1 filme zaten zor sığardı, ben komedyeni ve rorshackı beğendim de zaten çizgi romandan bol pas alıyorlardı, filmi parça parça sahne sahne seyredince komedyenin olduğu bölümler ve rorshackın filmin iki psikopata bağlamış, anya yı konyayı anlamış kişisinin bulunduğu kesimler çok iyi. Başlangıcı jeneriği güzelde şu night owl la hatun olayı yavaşlatmış o konuşma ve sevişme sehneleri daha kısa tutulup manhattan ve filmdeki komploya biraz daha yer ayrırsa çok derin bir film olurdu.

Komedyenin haritayı yaktığı sahne, Dünyadaki problemleri çözülebileceğini düşünmenin aptallık olduğunu söylediği sahnelere bittim.

Komedyeni ve rorshackı al diğer ikisini at film daha derin olurdu
22 Mart 2009 18:09 |

Sinemada Bob Dylan'a rastlamak benim için hem büyük bi süpriz hemde büyük bi zevkti dinlerken, ayrıca Cohen'i de unutmamak gerek..
8 Nisan 2009 15:19 |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.