Seyir Defteri
Anket
Son Yorumlar
|
Watchmen (2009)
![]() Alan Moore, çizgi romanın devrimci, kalıpları zorlayan kalemlerinden biri. 80'lerin ortasında hikayelediği Watchmen serisi, daha sonra kendi yazdığı Twilight of the Superheroes ve ondan esinlenen Kingdom Come serileriyle yeni bir çağın şafağı olmuş, bu hazine yıllar sonra sinema yapımcıları tarafından keşfedilince de, V for Vendetta, Constantine, From Hell, The League of Extraordinary Gentlemen gibi inişli çıkışlı uyarlamalar serisi beyaz perdede hayat bulmuştu. Sıra Watchmen'e geldiğinde, elbette, bu öncül ve ödüllü grafik romanın hakkıyla uyarlanabileceğinden şüphe duymayan, neredeyse, kimse yoktu. Film hakkında görüşlerime geçmeden evvel şunu söylemeliyim ki, karşımızda çok perdeli bir film var. Başı ve sonu itibariyle beğenmiş olabilirsiniz ancak mesajın gücü filmi yaratan ekipten değil, çizgi romanın yaratıcısı Alan Moore'un "Dünyanın Durduğu Gün"ü yineleyen farklı bakış açısından geliyor (serinin son sayısında, o filmin neon ışıkları altında toplaşan insanları görebilirsiniz). Geneli itibariyle akıcılıktan uzak, Moore'un sermayesinden yedikçe yiyen, sıkıcı ve derlenip toplanmayı başaramayan bir yapım olmuş Watchmen.
-Yine Alan Moore imzalı- The Killing Joke'un (1988) etkilerinin fazlaca görüldüğü The Dark Knight'ı, V for Vendetta'yı ve yukarıda saydığım nicelerini izledikten sonra, "sinemada 5 yıl, edebiyatta bir kuşağa eşittir" sözüne istinaden, bu filmin birkaç kuşak geride kaldığı ve güncelini yitirdiği maalesef gözden kaçmıyor. Kingdom Come (1996) da çevrilmiş olsaydı herhalde bu filmin hiçbir yeni söylemi kalmayacaktı; Bryan Singer, Christopher Nolan, Alex Proyas gibi hakkı ile çizgi roman uyarlamayı başarabilen, öncesinde de kariyer yapmış sağlam yönetmenler varken, bu eseri Zack Snyder'in ellerine teslim etmek, maalesef salondan buruk bir tatla çıkacak kadar tatmin olmanıza yeter olmuş. Kostümlerini tekrar giyene kadar bu tatmine ulaşamayan kahramanlarımızın (Nite Owl II, Silk Spectre II) absürde varan cinselliği bilumum klasiği alaşağı ederek (Leonard Cohen-Hallelujah) yaşadıklarını da, konuyu açmışken belirteyim. Hapishane sekansında yüzünüzü çevirmenize neden olacak kadar şiddetli bir eylemin sizi beklediğini de. Çizgi roman "What If" türü hikayeleri her zaman sevmiş ve paralel evrende geçen öykülerle okuyucusunu memnun etmiştir. Watchmen de alternatif bir gerçeklikle, jenerik akarken, Amerikan tarihini yeniden sunuyor. Burada bile, çizgi romanın beyaz perde külliyatına kaybettiği bir nokta var: Bu mükemmel kurgulanmış birkaç dakikayı Forrest Gump'un tümüne yedirilmiş halde zaten izlememiş miydik? Bob Dylan'ın The Times They Are A-Changin'i eşliğinde halkın arasına karışmış süper kahraman ekibi Minutemen'i, Warhol'un Nite Owl serilerini, çiçek çocukların ölmeden önce namlunun ucuna koyduğu son barış çiçeğini, Comedian'ın Kennedy için pusuya yatışını, Ay'a yürüyüşe eşlik eden Dr. Manhattan'ı, hatta Paris kalabalığında ünlü "askerin öpücüğü" karesinin süper kahramanlı lezbiyen dönüşümünü izlerken, Van Helsing'in (2004) umut veren açılışı, kendimizi erken kaptırmamamızı hatırlatıyor. Bu süper kahramanlardan kimi öldürülüp kimi tımarhaneye atılırken, kimi de kendiliğinden emekli olup yaşlanarak bir köşede unutulmaya yüz tutuyor. Filmin hemen başında ağır çekim bir dövüş koreografisiyle, Watchmen emeklisi bir anti-kahraman hayata veda ediyor. Ekibin kalanı bu "planlı temizliğin" arkasında kimin olduğunu araştırmak üzere fikir teatisinde bulunurken, bir yandan geriye dönüşlerle karakterlerin gelişimine ve iç dünyalarında çatışmalara tanık oluyoruz. Bu esnada kimi benzerlikler de gözden kaçmıyor değil. Dünyanın en zeki ve olası en zengin adamı Adrian Veidt (Ozymandias), Büyük İskender hayranlığı ile de, Lex Luthor'u andırıyor. Rorschach ve The Comedian bu filmin hit anti-kahramanları. Nite Owl II kostümün görünümü itibariyle Batman'i hatırlatsa da, "en aktif sahnesinde bile" oldukça silik görünmeyi ve bolca gözümüze sokulan Silk Spectre II ile birlikte, unutulmak kaderine teslim olmayı, filmin sonunda, başarıyor. Dr. Manhattan (Sylar gibi, bir saatçinin oğludur), Superman'in tanrıya evrilmiş hali olarak, insanoğluyla bağını giderek kaybeden, "niçin kurtarılmaya değeceğimizi" bize sorgulatan, "içimizdeki Klaatu" aslında. Görsel heybetine de şahit olduktan sonra, Galactus'u buhar eden FF ekibini sorgulamamak elde değil (DC hanesine 1 puan daha). Fakat dediğim gibi, o zamandan bu yana o kadar refere edildi ki Watchmen, "kanser" tokadının bile The Vulture (hapiste çürüyen ve eşini öldürdüğü için May Hala'dan af dileyen Adrian Toomes) ile Spider-man serisinde cereyan ettiğini ve bu çizgi romanı yalayıp yutmuş bendenize yabancı gelmediğini söylemeliyim. Filmin başında akan kısa tarihe ek olarak, Dr. Manhattan'ın Vietnam semalarında, Ride of the Valkyries eşliğinde karınca avladığını da ekleyelim. Bu Wagner bağlantısı bizi sadece Apocalypse Now'a götürmüyor, aynı zamanda Alan Moore'un Twilight of the Superheroes (1987) serisinin, Alman bestecinin Twilight of the Gods (Götterdämmerung, Tanrıların Şafağı) operasından devşirme oluşuna, bilinçli-bilinçsiz, saygı duruşu niteliği de taşıyor. The Comedian, her türlü pisliğe bulaşmış (Robert Downey Jr benzerliği karakterin geçmişini kendiliğinden örüyor), adrenalin yüklü bir süper adam iken, Rorschach bize Vendetta'yı anımsatırcasına, kendi kanununu acımasızca uygulayan, felsefesine hemen herkesin katılacağı, filmin belki de esas adamı ve dış anlatıcısı konumunda. Dış anlatım filmin seleflerinden belki de en büyük farkı: Her karakter kendi iç sesi ile, öyküsünü size, çizgi romandan sayfalar çevirirmişçesine, anlatıyor. Rorschach'ın günlüğü bize "Kaptanın Seyir Defteri'ni" anımsatıyor. Filmin tamamı Nixon döneminde geçiyor (Watergate patlak vermez ve -Braveheart'ın cüzamlı baba Robert the Bruce'unu hatırlatan pinokyo burun- Nixon yeniden seçilir) ve soğuk savaş gittikçe zirveye tırmanırken, yaklaşan nükleer tehlikeye karşı herkes "ne yapabiliriz?"in cevabını arıyor. Filmin ve grafik romanın finali, bize, "The Day the Earth Stood Still" (1951)'de açık bırakılan sonun bir açılımını sunuyor. Yalanlarla örülü bir dünyada barışı dürüstlükle sağlamak mümkün müdür? Aksi, büyük bir şaka olsa gerektir. Öldüren Bir Şaka. Gördüğünüz gibi Moore'un birbirini besleyen düşünceleri ve ürünleri, farklı filmlerde cereyan ettirilerek birbirine kırdırılıyor ve ortaya giderek özgünlüğü kaybolan, ham pişmiş düşünceler bütünü kalıyor. Unforgettable eşliğindeki dövüş sekansı, Face/Off'taki Over the Rainbow kullanımını hatırlatır ve seyirciden övgü toplarken, Nena'nın 99 Luftballons'u (Scrubs'ta izlediyseniz daha da beter) veya soft porno bir sahneye heba edilen Cohen'in Hallelujah'ı (Buckley yorumuyla, denize yelken açılan The OC sezon finaline güzel gitmiştir) müzik kullanımlarında oldukça sırıtmış. The Sound of Silence'ı dinlerken cenazeye konsantre olmakla Mrs Robinson'u (The Graduate) hatırlamak arasında bocalıyorsunuz. Özgün film müziğine ağırlık vermeyip defalarca kullanılmış klasik parçalara bel bağlarsanız, ödeyeceğiniz bir bedeldir bu. Finalde kullanılan Mozart Requiem (K. 626, Introitus) seçimi (Amadeus'u geçtim, yakın tarihli Mavi Gözlü Dev'in kareleri gözümün önünden geçti) en doğru tercih olmuşken, film, aslına uygun şekilde, burada bitmiyor ve geçen birkaç sahne ile film zirvede noktalanma şansını yitiriyor. Luthor'a benzetme yaptığım Ozymandias'ın tıpkı Superman gibi, kuzey kutbunda kendine ait bir kalesi oluşu da, bu hususta, gözden kaçmıyor. Sisler arasında, gölgeden farksız insanlar arasında yürüyen Dr. Manhattan'a ilk uyarı da, Platoon'daki gereksiz şiddeti yineleyen Comedian'dan geliyor (kendisinden hamile bir kadını öldürür): "Tabancayı buhar edebilirdin, etmedin. İnsanların senin için bir değeri yok, değil mi? Duygularını kaybediyorsun. Tanrı yardımcımız olsun". Zira Manhattan "Tanrı" rolündedir ve ABD için güvence iken düşmanları için tehdit oluşturan bu varlık teraziden ayağını çektiğinde, tüm insanlık barış içinde yaşamayı başarabilecektir. Tüm savaşların din temelinde gerçekleştiğini ve ölüm korkusunun insanları inanca sürüklediğini düşünürsek, farklı yorumlar ortaya atılabilir, fakat ben Rorschach'ın Manhattan'dan alıntı yaparak dillendirdiği görüşünü aktarmak istiyorum: "İnsanın doğasında yok etmek güdüsü var. Ne olursa olsun bu değişmeyecek." Manhattan'dan devam edelim: "Her şeyi değiştirebilirim. Fakat insan doğasını değiştiremem." Comedian'ın zincirinden boşanmış saf şiddeti de, ancak kendi sözleriyle bütünleştiğinde tüylerimizi ürpertiyor: "(Keene tasarısı ile maskeleri çıkarmaya) az bir zaman kaldı. Kalan sürede işimizi yapalım. Toplumun tek koruyucusuyuz. - Kimden? (bu esnada gösteri yapan siviller, kurşunlarına hedef olur) Dalga mı geçiyorsun? Elbette kendilerinden!". Kahramanlık günleri sona erdiğinde, birbirinden başka tanıdığı olmayan bu süper güçlerin "gündelik" hayatı, filmin en özgün (fakat sıkıcı anlatıma sahip) bölümlerinden birine açılım teşkil eder ve kimi düşmanının yatağı başında ağlayarak içini dökerken, kimi gidecek bir yeri olmadığı için bir süper kahramandan diğerinin koynuna dolaşır; ölen kahramanın mezarına ise ancak düşmanı bir gül bırakacaktır. Çizgi roman okuru için 25 yıl geride kalmış, türe yabancı seyirci için ise, yukarıda saydığım uyarlamalardan geriye kalan özgünlüğe sahip, her şekilde "geç kalınmış" bir uyarlama Watchmen. Bu derece büyük bir grafik romanı yetkin olmayan ellere teslim etmenin "gerçek bir şaka" olduğunu ve daha sonra, başka, emin ellerde, belki seriyal halinde, yeniden çevrilmesini umut ediyorum. Fakat "Dünyanın Durduğu Gün"ün her daim geçerli mesajını Nixon dönemi ve Soğuk Savaş ile sınırlaması, özellikle bu dönemden bıkmış sinema seyircisi için, zamana karşı yıpranmışlık barındırırken; Superman, Batman gibi zirve kahramanları revize eden bir eserin de, bu kahramanların perdede gözükmediği uzun dönem fırsatı kaçırılarak, ikinci baharlarını yaşadıkları bu dönemde hayat bulması, başka bir talihsizlik olarak önümüze çıkıyor. Ortalama seyirci için bile, yaratıldığı dönemde sunduğu zenginlikten geriye, yıllar boyunca liğme liğme sömürüldükten sonra, pek az özgünlük vaat edebilen bu astronomik bütçeli filmi, öncelikle, sinemaya pek uğramayan, dünya ve siyaset tarihi meraklılarına öneriyorum. Çizgi roman tutkunları bir süre daha The Dark Knight ile idare etseler iyi olur. Bu filmi izlediğinizde Nolan'ın yaptığı uyarlamanın değeri gözünüzde bir kat daha büyüyor. Çorba yapmak başka, film yapmak başka. Mesajları için Alan Moore'u saygı ile anıyor, çizgi romanı sinemada taçlandıran "son samuray" Christopher Nolan'a, bir çizgi-sever olarak ödüllerin en büyüğünü, yürekten teşekkürlerimi sunuyorum. Üçüncü Batman filmini umutla beklerken, bu filmin yönetmeni Zack Snyder'a da The Dark Knight Returns (Frank Miller, 1986) uyarlamasından uzak durmasını salık veriyorum. Lütfen Kara Şövalye'mize dokunmayınız. Baykuşlarınız sizin olsun. Rorschach'ın "yüzü" suyu hürmetine...
WATCHMEN
Senaryo: David Hayter, Alex Tse Oyuncular: Patrick Wilson (Daniel Dreiberg / Nite Owl II), Jackie Earle Haley (Walter Kovacs / Rorschach), Malin Åkerman (Laurie Juspeczyk / Silk Spectre II), Billy Crudup (Dr. Jon Osterman / Doctor Manhattan), Matthew Goode (Adrian Veidt / Ozymandias), Jeffrey Dean Morgan (Edward Blake / The Comedian), Carla Gugino (Sally Jupiter / Silk Spectre, Matt Frewer (Edgar Jacobi / Moloch the Mystic), Stephen McHattie (Hollis Mason / Nite Owl), Apollonia Vanova (Silhouette), Niall Matter (Byron Lewis / Mothman), Dan Payne (Dollar Bill), Danny Woodburn ("The Big Figure"), Laura Mennell (Janey Slater), Robert Wisden (Richard Nixon), Frank Novak (Henry Kissinger), Greg Armstrong-Morris (Truman Capote), John Kobylka (Fidel Castro), Brett Stimely (John F. Kennedy), Carrie Genzel (Jackie Kennedy), Greg Travis (Andy Warhol), J.R. Killigrew (David Bowie), Steven Stojkovic (Mick Jagger), Salli Saffioti (Annie Leibovitz). Yazar: Sinemaestro | 8 Mart 2009 | Okunma: 1382
Benzer haberler:
mülayim |
Diablo |
canbo |
cagri |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
Login
Translate
Facebook
Etiket Bulutu
2007, 2008, 2009, al pacino, alfred hitchcock, alice in wonderland, alien, amy adams, angelina jolie, anne hathaway, avatar, batman, blake lively, brad pitt, cate blanchett, charlie chaplin, charlize theron, christian bale, christina hendricks, christopher nolan, clint eastwood, cosplay, dc comics, deniz akçadoğan, diane kruger, eleştiri, emmanuelle chriqui, fragman, gary oldman, gişe, gossip girl, hayden panettiere, heath ledger, inglourious basterds, iron man, iron man 2, james cameron, jessica alba, jessica biel, johnny depp, joker, kamera arkası, kate winslet, keira knightley, kristen stewart, kritik, kült ablası, kısa film, leighton meester, lost, marilyn monroe, marion cotillard, marlon brando, marvel, megan fox, mickey rourke, mila kunis, mischa barton, natalie portman, oscar 2009, parodi, penelope cruz, poster, poster art, quentin tarantino, ridley scott, robert de niro, robert downey jr, sam worthington, scarlett johansson, sinema, slumdog millionaire, soundtrack, spider-man, star trek, star wars, steven spielberg, superman, terminator 2 judgment day, terminator salvation, the avengers, the curious case of benjamin button, the dark knight, the godfather, the godfather part 2, the incredible hulk, the spirit, the terminator, thor, tim burton, up, vanessa hudgens, vanity fair, video, video klip, wall-e, watchmen, web site, x-men origins wolverine, zoe saldana
Tüm etiketler Popüler
Arşiv
Reklam
|
Şifremi Unuttum?