Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
They Live (1988)
Kategori: Janr Filmleri » Korku/Gerilim | Haber ID: 22 | Yazdır

altalt

 

John Carpenter, korku sinemasının ucuz bütçeli filmlerine senaristliğinin ve kompozitörlüğünün usta bileşimini dozunda yedirerek, orta kalitede, fakat -en azından konusu itibariyle- unutulmayacak filmlere imza atan bir yönetmen.


Filmlerinin neredeyse yarısını izlemiş biri olarak, gerilim dozunun yüksek olduğu The Thing (1982), Halloween (1978) gibi filmlerini saymazsak, yönetmenin korkuturken eğlendirmeyi -bazen uzun sekanslarla, bazen de filmin tümüyle- amaç edindiğini ve bunu başardığını, izleyiciyi bu nedenle de sardığını söyleyebilirim. Yönetmenin filmografisinde, kendini ciddiye alıp korkutmayan, Alice Cooper ekstralı thrash Prince of Darkness'tan, Stephen King uyarlaması, müziklerine kadar doludizgin gençlik eğlencesi Christine'e (1983) kadar bir dolu film, zengin yelpazede izlenebilir.


altalt

Apocalypse (Kıyamet) üçlemesi denilen The Thing (1982), Prince of Darkness (1987) ve görece yeni In the Mouth of Madness (1995), yönetmenin fütüristik bakış açısını tüm karanlığıyla, gerçeklikle çılgınlık arasındaki ince çizgide son derece başarılı şekilde betimler. Bu karanlık gelecek tasviri, bu üçlemeyle sınırlı değildir, Escape from New York (1981) ve devamı Escape from L.A. (1996) de bu bakışı yineler. Gene de tüm bu filmografisi içinde "sistem eleştirisi"ni en yoğun şekilde yansıtan film, Ray Nelson'un Eight O'Clock in the Morning adlı kısa öyküsünden uyarlanan 1988 tarihli They Live'dir. Filmde korku öğesi "gerçeklik"tir, uyuşturulmuş bireyler olarak yaşadığımızı fark etmemiz ve bizi sömürenlerle savaşmamız gerektiği mesajı etrafında dönen film, ilk yarım saatinin sonrasında kara komedi havasına bürünür ve öyle sonlanır.


altalt

 

alt


Film, sarışın ve beyaz adamımızın (Nada) sırt çantasıyla şehre inmesiyle başlar, civarda gezinir ve iş arar, girdiği inşaat işinde zenci bir arkadaş edinir (Frank), yakındaki kilisede dönen gizli kapaklı işlere merakına ve televizyonlarda -yayın keserek- sürekli dönen "uyuşturuluyorsunuz, onlar her yerdeler, bizi -orta kesimi- sömürüyorlar, uyanın!" mesajlarına tanık oluruz. Bu ilk bölüm gerçekten sıkıcıdır, tüm film böyle mi gidecek derken, kilisedeki kolilerin apar topar nakli ve sonrasındaki ani baskınla ne idüğü belirsiz örgüte mensupların coplanması, filmi ve adamımızı hareketlendirir; binada kalan son koliyi açar, içinde güneş gözlükleri vardır, hayal kırıklığıyla çöpe atmadan önce birini alır, yollara düşer. Gözlükte bir keramet vardır mutlaka, fakat ne olduğu henüz belirsizdir, merak etmeye başlarız. Nada'nın gözlüğü takmasıyla beraber siyah beyaz bir görüntü belirir, sanki dünyanın tüm renkleri solmuştur, bir şaşkınlıktan sonra yeniden takar, bu sefer tabelalara gözümüz ilişir: "OBEY", "CONSUME", "MARRY AND REPRODUCE", "WATCH T.V.", "NO IMAGINATION", "STAY ASLEEP", "SUBMIT TO AUTHORITY", "NO INDEPENDENT THOUGHT" gibi "düzene uy" kabilinden mesajlar görür, dergilerde her sayfada gene bu mesajlar vardır.


alt


İnsanlar da değişmiştir, bir kısmının yüzü kurukafa şeklinde görünürken diğer "sömürülen" kesim normal fiziğindedir, bu üst kesim "yaratık"ların "biz"e verdiği parada da "THIS IS YOUR GOD" yazmaktadır. Nada bir markette "yaratık"lardan birine "asit havuzuna düşmüş kadar çirkinsin, oysa diğer bayan ne kadar güzel" dediğinde durumun absürdlüğüne gülmeye hazırlanırız, oysa durum zaten kara komedinin bir parçasıdır, hemen akabinde yaratığın kolundaki saate "bizi görebiliyor" demesiyle adeta dumur oluruz. Yaratıklar bu saatle ışınlanabilmektedirler de. Köşeye sıkıştırıldığında iki polis öldürüp kaçak durumuna düşen Nada, -gene absürd şekilde- hiçbir umutsuzluğa düşmeden bu yaratıkları yok etme peşine düşer. Tek arkadaşı Frank'e gözlüğü taktırma çabasında sinemanın en güzel sokak dövüşlerinden birini görürüz. Bu sahne o kadar uzundur ki, tek başına Rocky 5'ten bile daha iyi ve daha gerçekçidir!



Sonunda gözlüğü takan Frank de Nada'ya katılır ve Nada'nın bir planının olmadığını, "ne yapacağız"ı ilk tartışmalarında anlarız, Frank'in önerisiyle "gözlüğü yapanları bulacaklardır". Onlar Frank'i bulur ve bir toplantıya davet edilirler, orada da bir baskın yiyen adamlarımız, ölen yandaşlarından sonra yine tek başınalardır. Nada'nın kaçak döneminde rehin aldığı Holly ve "kafa yapan" gözlüklerin (gerçeklik/derinlik sarhoşluğu) yerine toplantıda aldıkları yeni lenslerle zenginleşen ekip, ışınlayıcı saat sayesinde "yer altı"na iner, "yöneten"leri görür ve "onlar"ı ayırt etmemizi engelleyen "sinyal"in kaynağını öğrenir. Bundan sonra yapılacak iş, bu kaynağa inip onu yok etmektir.


altalt

 


Görsel olarak "uzaylı" teması verilmeye çalışılsa da (ışınlanma, uzay seyahatlerinde de mevcut ve yer tespit edici uçan uydular var) "Onlar" bugünün yöneticileri, dünyanın kaynaklarını sömüren ve kendi faydalarına kullanan birkaç milyon kişi ve film, kara komedi olarak sunduğu gerçekleri, aslında herkesin bilip yeniden hatırlamasına hizmet ediyor. Hava kirliliği bile "metan gazı vs şu kadar yılda çoğaldı, dünyamızı kendi atmosferlerine benzetmeye çalışıyorlar" mesajıyla eleştiriliyor, gözlük takılıyken dev hoparlörlerden sürekli yinelenen "UYU" telkinleri, filmin başında TV'de halkı "uyandırmaya" çalışan korsan yayına (gerçeğe) maruz kalanların başının ağrıması gibi metaforların anlatım dilini zenginleştirdiği film, neyse ki tamamen iyimser bir finalle/mesajla sonlanmıyor, kendi gerçekliği, bittiğinde, izleyicide baş ağrısı yaratmıyor (gerçekten gülümseten bir final).


alt


Zamanına göre sırıtmayan özel efektleri, dozunda ve akılda kalıcı vuruşlarıyla Carpenter'in müziği, kas yığını iki baş aktörün komedi-aksiyon dozu bileşimine katkı sağlaması ve ardından hatırlanacak bir diyalog (quote) barındırması da, filmi izleyiciye sevdirecek ekstra puanlar:


Frank: "Beyaz çizginin dışına çıkmıyorum, kimseyle uğraşmayınca kimse de benle uğraşmıyor. Sana da aynısını tavsiye ederim."

Nada: "Beyaz çizgi yolun ortasındadır, yolun en tehlikeli kı
s
mı."

 

 

ekstra bilgi: Nada rolünde oynayan Roddy Piper, aslında Kanadalı profesyonel bir güreşçiydi (WWE).
Emmy ödüllü Keith David'i ise Platoon, Final Analysis, Blue in the Face, Requiem for a Dream, Crash gibi filmlerde yan rollerde izledik. Siyahi oyuncu Childs karakteriyle The Thing filminde de rol aldı.

ilgili linkler: imdb , wikipedia

alt



Yazar: Sinemaestro | 3 Ocak 2007 | Okunma: 1355 Bookmark and Share
Benzer haberler:

Kavga sahnesi süperdir gerçekten. Oldukça gerçekçi çekmiş o döneme göre Carpenter amca.
24 Ağustos 2008 03:18 |

Video da hacı olmuş, youtube'u kapatanlar sağolsun. Son padawanı da eğitip, şu sorunlara eğileceğimiz bölümü açalım yakında çağrı. henüz sivri dilimizi göstermedik.
24 Ağustos 2008 03:30 |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.