Seyir Defteri
Anket
Son Yorumlar
|
Blindness (2008)
Bir roman uyarlaması olan Blindness’ta her şey bir salgın hastalığın yayılmasıyla başlar. Nedeni bir türlü anlaşılamayan bir salgın hastalık, pençesine aldığı herkesi kör ederek her yerde hızla yayılır ve insanlar birer birer görme duyularını yitirirler. Bu salgına yakalanmayan tek kişi bir göz doktorunun karısıdır. Bu kadın, salgından kurtuluşunu insanlığın yararına kullanacaktır. Yukarıdaki paragraf, filmin çıkış noktasını açıklıyor. Sırf bu paragrafa bakıp da filmin salgın hastalık temalı yüzlerce bilimkurgu filminden biri olduğunu düşünenler fena halde yanılacaklar; çünkü Blindness benzer çıkış noktalı birçok filmin aksine ne hastalığın nedeniyle ilgileniyor; ne de nasıl yayıldığıyla. Filmin başlıca derdi, medeni toplumu oluşturan insanların görme duyularını yitirmeleriyle birdenbire ilkel toplum düzenine nasıl dönmeye başladıkları… Tıpkı Lord of the Flies’ın kötülüğün her insanın içinde var olduğuna kanıt olarak yaşları en fazla on iki olan birçok erkek çocuğunu ıssız bir adaya düşürüp oradaki korkunç dönüşümlerini incelemesi gibi Blindness da toplumu oluşturan değişik kesimlerden birçok insanın bir salgın hastalık sonucu karantinaya alınmaları sonucu bir araya gelmeleriyle bu karantina ortamında vahşileşmeye başlamalarını gösteriyor. Doktor, resepsiyon görevlisi, taksi sürücüsü, barmen, fahişe ve aklınıza gelebilecek her türlü meslekten birçok kişi, görme duyularını yitirmeleriyle birlikte diğer insanlara hastalığı bulaştırmamaları için dış dünyayla bağlantılarını tamamen yasaklayan bir tür kampta toplanıyorlar. Kamptaki insanlar koğuşlara ayrılıyor. Bu kampta kör olmayan tek kişi, doktora yardım etmek için hastalığa yakalanmış gibi davranıp onunla birlikte gelen karısı ve o da bu yeteneğini kocası haricindekilerden gizliyor. Julianne Moore’un oynadığı başkarakterin bu salgına karşı bağışıklık kazanmış olmasının nedeni bilinmiyor. Bu konuda çeşitli teoriler üretebilmek mümkün. Doktorun karısının filmin ilerleyişi boyunca daha çok anlaşılacak sonsuz iyilik ve adaletle kuşanmış karakteri bir çeşit Mesih görevi gördüğü için bu hastalığa yakalanmıyor bence; ama filmde bu sorunun net bir cevabı verilmiyor, bu yüzden her türlü teori tartışmaya açık. Lord of the Flies’ta ıssız adaya düşen çocukların öncelikle adada dış dünyadakine benzeyen uygar bir düzen kurmaya çalışmaları gibi Blindness’daki kampta da doktor ve karısının bulunduğu koğuşun önderlik ettiği demokratik bir sistem kurulmaya çalışılıyor. Kampta koğuşlara bölüşmeleri için verilen yemek ve diğer hizmetlerin her yere eşitçe dağıtılmasına dikkat ediliyor. Doktorun karısı herkese yardımcı oluyor, yol gösteriyor, temizliğin ve huzurun devamını sağlıyor elinden geldiğince. Lord of the Flies’ta, kurulan düzenin çok geçmeden yıkılması ve Jack’in ada topluluğunun liderini hiçe sayıp kendi saltanatını ilan etmesine paralel olarak Blindness’ta da doktor ve karısının liderlik ettiği birinci koğuşun benimsediği eşitlikçi anlayış, diğer koğuşlardan biri tarafından sarsılıyor. İçinde doğuştan kör birinin de bulunduğu bu koğuş en sonunda iktidarını ilan ediyor ve kampa sunulan bütün hizmetler üzerinde sınırsız hak iddia ederek gücünü sonuna kadar kullanmaya başlıyor. Film, bu noktada Lord of the Flies’la ilginç bir benzerlik daha sunuyor bizlere: Lord of the Flies’da adaya düşen bu küçük çocukların içlerinde cinayet işleyebilecek canavarların saklı olması ne kadar akıl almaz bir olay ise; kendi saltanatını kuran koğuştaki doğuştan kör adamın temsil ettiği, yanlarından geçerken hep acıdığımız o engelli insanların da aslında masum, günahsız, naif, tek boyutlu karton karakterler olmayabileceği ve onların da her insan gibi karanlık yönlerinin ya da farklı farklı arzularının var olduğu gerçeği de bir o kadar vurucu. İnsanları bu kadar kolay etiketleyip ruhlarını anlamayı boşvermek toplum yaşamında yaptığımız en ölümcül hatalardan biri. Blindness’daki kampta demokratik düzen bozulunca, filmin sembolik anlatım açısından en yoğun olduğu dakikalar başlıyor. Doktorun karısının kendisini diğerlerinden ayıran gücünden hiç bahsetmeyerek görebilme gücünü hiçbir şekilde kötüye kullanmaması, bize demokratik ve eşitlikçi bir rejimi hatırlatmalı. Bu rejimin tam tersi gerçekleştiğinde ve bir koğuş diğerleri üzerinde üstünlük kurduğunda ise kamptaki insanların her türlü yoldan sömürülmeye başlandığını izliyoruz. Diğer koğuşlar yemekten küçük bir pay alabilmek için önce değerli eşyalarını, sonra da kadınlarını iktidarı ele geçiren koğuştakilere vermek zorunda kalıyorlar. Yaşamlarının tehlikeye girdiğini anlayan doktorun karısı, ancak o zaman gücünü devreye sokuyor ve kendi koğuşundakileri kurtarabilmek için iktidara savaş açıyor. Ne yazık ki film, baskıcı rejimin tehditi altında yaşayan insanları anlatırkenki başarısını, son çeyreğinde koruyamıyor. Lord of the Flies’a benzer şekilde tüm insanların içinde kötülüğün tohumu olduğuna vurgu yapan Blindness, son sahnelerinde bu eserden ayrılarak insanlığın geleceğine dair toz pembe bir tablo çiziyor. Ne o herkesin gözlerini kamaştırıp kimilerinin içindeki canavarı serbest bırakan beyaz körlük hatırlanıyor; ne de sözde medeni toplum üyesi olan insanların bir lokma fazla yemek için tutuştukları kavgalar… Fernando Meirelles bir başyapıta imza atabilecekken özellikle de bu hata yüzünden sadece iyi bir sistem eleştirisi yapmış olmakla kalıyor. Uyarlandığı kitabı okumadığım için oradaki sonun da genel seyre göre fazlasıyla iyimser çizilip çizilmediğini bilmiyorum; ama her ne olursa olsun filmin karanlık atmosferinden oldukça hızlı bir geçişle sıyrılması ciddi bir soruna işaret eder. Blindness’taki oyunculuklara gelince… Bazı filmlerinde çok iyi; bazılarında ise vasat bulduğum Julianne Moore’un oyunculuğunu karakterinin gölgede bıraktığını söyleyebilirim. Doktorun karısını canlandıran Moore ortaya iyi bir iş çıkarmış; ama bu performansına yeterince dikkat edebilmek mümkün değil. Peygamberlere benzer bir kusursuzlukta ve sonuna kadar iyi, adaletli olarak yaratılmış başkarakter insani hiçbir zaaf taşımıyor. Ne kocasının onun liderliğini hazmedemeyip ondan bir süreliğine de olsa uzaklaşmasını dert ediyor; ne de görebildiği halde bu kamptakilerin çektiği tüm acıları kendisinin de yaşamasından gocunuyor. Lord of the Flies’taki Mesih benzeri karakter Simon’ın çocuklar tarafından ilk öldürülenlerden olduğunu düşünürsek Blindness’ta doktorun karısının her türlü adaletsizliğe ve her yanı saran ahlaksızlıklara rağmen dimdik ayakta durabilmesinin filmi gerçeklikten uzaklaştırdığı kanısındayım. Film boyunca performanslarını en çok beğendiğim oyuncular fahişeyi canlandıran Alice Braga ve baskıcı rejimi temsil edenlerden biri olarak Gael Garcia Bernal’di. İki oyuncu da başkaraktere nazaran çok daha iyi yazılmış rollerinden ötürü Julianne Moore’u geride bırakıyorlar. İsimsiz bir şehirde isimsiz karakterlerle anlatılan bir öykü olan Blindness, isabetli sistem eleştirileriyle üzerinde tartışılmaya değer bir film; ancak bu kadar sağlam eleştiriler barındıran bu öyküden yukarıda saydığım nedenlerden ötürü bir başyapıt çıkmamış olması fazlasıyla üzücü. Yine de Fernando Meirelles’in elinden çıkan metaforlarla dolu bir kıyamet filmi, yönetmenin önceki filmlerini sevenlerin iştahını kabartmaya yetiyor. Yazar: immortal_eva | 27 Temmuz 2009 | Okunma: 430
Benzer haberler:
hsroad |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
Login
Translate
Facebook
Etiket Bulutu
2007, 2008, 2009, al pacino, alfred hitchcock, alice in wonderland, alien, amy adams, angelina jolie, anne hathaway, avatar, batman, blake lively, brad pitt, cate blanchett, charlie chaplin, charlize theron, christian bale, christina hendricks, christopher nolan, clint eastwood, cosplay, dc comics, deniz akçadoğan, diane kruger, eleştiri, emmanuelle chriqui, fragman, gary oldman, gişe, gossip girl, hayden panettiere, heath ledger, inglourious basterds, iron man, iron man 2, james cameron, jessica alba, jessica biel, johnny depp, joker, kamera arkası, kate winslet, keira knightley, kristen stewart, kritik, kült ablası, kısa film, leighton meester, lost, marilyn monroe, marion cotillard, marlon brando, marvel, megan fox, meryl streep, mickey rourke, mila kunis, mischa barton, natalie portman, oscar 2009, parodi, penelope cruz, poster, poster art, quentin tarantino, ridley scott, robert de niro, robert downey jr, sam worthington, scarlett johansson, sinema, slumdog millionaire, soundtrack, spider-man, star trek, star wars, steven spielberg, superman, terminator salvation, the avengers, the curious case of benjamin button, the dark knight, the godfather, the godfather part 2, the incredible hulk, the spirit, the terminator, thor, tim burton, up, vanessa hudgens, vanity fair, video, video klip, wall-e, watchmen, web site, x-men origins wolverine, zoe saldana
Tüm etiketler Popüler
Arşiv
Reklam
|
Şifremi Unuttum?