Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Hellboy II: The Golden Army (2008)
Kategori: Kült Ablası » Geniş Vizör | Haber ID: 2426 | Yazdır

alt

Kedi sever olması bir yana ismine ihanet edercesine her daim insan familyasından yana saf tutan Hellboy’u bu defa espri anlayışı sekteye uğramış bir halk kahramanı olarak seyretmek mecburiyetine düşeceği konusunda seyirciyi ilk etapta uyarmakta fayda var. Cehennem çocuğunun göründüğünden daha ağırbaşlı olduğunu ispatlamak adına yönetmenin böyle bir teşebbüste bulunması ilk akla gelen olasılık olarak değerlendirilebilir. Bu ihtimal çerçevesinde Hellboy’un filmin ikinci ayağında mahsusçuktan hilkat garibesi olduğu gerekçesiyle dışlanması da bu iddiayı destekleyen detaylardan. Kaldı ki Hellboy’un halkın arasına karışamaması, bir sır gibi saklanarak mitleştirilmesi de tahmin edileceği üzere yine seçilmiş olanların hayrına değil insanoğlunun menfaatine uygun olarak atılan adımlardan, girişilen uğraşlardandı. Daha sonra Hellboy’un ilk filmde ateşli Liz’in de gönlünü çelmeyi başardığını bildiğimizi göz önüne alırsak bundan önceki macerada Liz’in de bir nevi saf tutma imtihanına tabi tutulduğunu ve kendi sıra dışılığının farkına varabildiğini / kabûllenebildiğini savunabiliriz. Ancak tüm bu “yalandan” insan ol(ama)ma - yabancılaşma - türünün tek örneği olma - ait olamama gibi mazeretler ilk filmde işlenemediği gibi ikinci seferde de basit bir duygu kışkırtısından fazlasına eşdeğer tutulamıyor… Zira Hellboy ve tayfası son derece çapraşık ilişkiler içerisindeler bu defa. Hellboy, Abe Sapien’i de çaktırmadan kendisine benzetirken gruba lider olarak sonradan dâhil olan buğu beyinli robot Johann Krauss ile “Kızıl” arasında da yine üstünkörü bir dalaşma vuku buluyor. Bu bölümde üzerine daha çok düşülen Abe Sapien ise gönlünü kaptıracak bir prenses buluyor kendisine. Karakterler arasındaki başıbozuk birliktelikler de filmi olduğundan daha kâmil göstermek adına uğraşılan basit sihir numaraları, el çabuklukları gibi geliyor izleyene. Belki de film üzerinde bol duracak kumaşları deneyip onlarla çalım satmak yerine kendi bildiği yolda, bildiğini okusa netice daha muktedir ve makûl olacaktı.

Bu sebeple filmin olmuş yanının dramatik yapısı değil aksine türünün gereklerinin bilincinde olan titiz bir çabanın meyvesi oluşu, alabildiğine fantastik, sınır tanımayan görsel detayları ve aksiyonunun da daha çetrefilli oluşu olarak sıralanabilir… Dolayısıyla da Altın Ordu’nun fantastik bir süper kahraman filmi olarak yerine getirmesi gereken olmazsa olmazlara ilâveten hayli cömert bir festival havasına büründüğünü de ileri sürebiliriz. Evet, yönetmen Guillermo del Toro bu kez istediği kasvetli / pastel görselliği filmdeki karakterlerinin ayağını kaydırma, kötünün gücüne kapılma gibi basit numaralarla olmasa da akıcı kurgusu ve Indiana Jones’tan ödünç aldığı amansız maceraperestliğiyle adeta yoktan var etmesini iyi biliyor. Sırf bu yüzden ilk filmden daha yetkin bir duruşu var Altın Ordu’nun. Her ne kadar bundan 4 sene önceki filmin açılış sekansındaki insanın kanını donduran fantastik savaş düzlemi kadar etkisinden kolayca sıyrılamayacak sahneler barındırmasa da Altın Ordu biraz daha başına buyruk oluşuyla kendinden umulmadık bir eksende ilerliyor. Kimilerince yersiz bulunan Nazi – Rus karakterlerin yerini bu defa var olmayan bir geçmişten gelen kurmaca karakterler dolduruyor. Ve durmaksızın üreyen beyinsiz yaratıklar (Sammael) yerine Hellboy bu defa biraz daha büyük oynayarak tanrıların işine el atıyor. Her defasında dünyanın sonunu getirecek bir piyon olarak Cehennem Çocuğu kötüye meyilli oluşuyla kendince gerilim elemanı yaratmaya çalışıyor, kimi vakit sevdiği kadın uğruna kimi vakit de çizgi dışı bir “yaratık” oluşunun bilinci uğruna… Zaman zaman ya da zamansız ama kesinlikle sinir bozucu olarak Hellboy’un dünyanın meşum yazgısına sebep olacak oluşunun hatırlatılmasına rağmen süper iblis her defasında doğru yolu bulmasına vesile olacak kudreti kırmızı teninin altında her ne hikmetse bulabiliyor. Bu noktada bir çikolataya ya da puroya tav olacak kadar çocuksu bir zihniyetin hakikatli kötüler karşısındaki sebatkâr tavrı da hayli ilginç ve bir o kadar da açıklanamaz haliyle.

Filmin ana derdine daha detaylı yaklaşırsak Del Toro karşımıza son dönemlerde fena halde moda olmuş “bilgiç kötü” bir karakter çıkartıyor; Elf prensi Nuada… Bundan bir vakit evvellice özellikle süper kahraman filmlerinde tercih edilen tipler genellikle “sadist kötü” şeklindeydiler. Fakat Del Toro modaya ayak uydurarak filmin çatışmasına felsefi bir boyut katmak adına Prens Nuada’yı kendine has ideaları olan, insan olmadığınız müddetçe fikirlerinden rahatsızlık duymayacağınız bir karakter olarak betimliyor filminde… Aslında duyduğu kinin temelli bir gerekçesi olmaması tuhaf gelebilir fakat nihayetinde kendince bir ideası var ve bildiğini okumaya da kararlı bir karakter Prens Nuada. Belki de insanların minnet bilmezliği ve açgözlülüğü canını sıkan mevzular. Aynı dertten muzdarip olan Hellboy ile ortak bir paydada bulunmaları ise film için kesinlikle tehlike arz ediyor, daha doğrusu hikâyenin işleyişindeki hassasiyet için…

Hellboy, Star Wars’takine benzer bir biçimde gücün karanlık tarafına geçme ikilemine de düşmekten geri durmuyor. Fakat takdir edersiniz ki Hellboy’un çelişkisi serinin önceki filmindeki gibi göstermelik ve yapay üstelik vakitsiz ve hükümsüz… Buna karşın filmin Star Wars ile dikkate değer bir benzerliği daha var ki bu bahsetmeye daha fazla değecek bir ayrıntı; Troll Marketi… Filmin ucubelerindeki rakamsal artışın en önemli müsebbiplerinden olan bu gizli yeraltı marketi tasarım olarak Star Wars IV’daki bar sahnesinin “evrenselliğiyle” fazlaca benzeşiyor. Gönül istiyor ki tüm film burada geçsin…

Her şeye rağmen bu gudubet ve kahraman bolluğunun da faturasını birilerine kesmek lâzım elbette… Şöyle ki, kimi aksiyon sahnelerinde Hellboy sahneye fırlayıp kahramanı oynarken diğerlerinin ellerinin (gücünü düşünecek olursak özellikle Liz’inkilerin) armut toplamasını anlamak pek mümkün değil. Evet, Abe Sapien dövüşten anlamayan hassas ruhlu –belki biraz da korkakça- bir mutant olarak bu sahnelerde sabit kalabiliyor fakat bariz bir biçimde Cehennem Çocuğu’ndan üstün olan ötekilerin neden Hellboy’un dominantlığına boyun eğdiklerini anlamak da pek kolay iş değil. Bu da filmin ahengine çalınan bayat tatlı pelesenk, yut yutabilirsen…



Yazar: Deniz Akcadogan | 10 Temmuz 2009 | Okunma: 242 Bookmark and Share
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.