Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
-Taahhütsüz Hız, Hız Değildir-
Kategori: Kült Ablası » Geniş Vizör | Haber ID: 2428 | Yazdır

alt

 

Death Race (2008)


İnsanoğlunun tekdüze hayatını hasıraltı edebilmek için el değmemiş fikirler üretme konusunda iyiden iyiye marifetli olmaya soyunduğu bir gelecekte geçiyor film, yani bir yandan çok da uzakta konuşlanmayan bir yarının portresini çiziyor Ölüm Yarışı… Geleceğin günümüzle uymazlık içinde sayılamayacağı bir dönemde... En azından cezaevlerinin sık sık betimlenen kötücül yüzünden bihaber olmayan bir bilimkurgu / aksiyon… Yine bize hikâyesinin anlatıldığı kahraman da çok farklı bir komplonun kazazedesi değil. Jensen Ames (Jason Statham) adi bir tuzağa düşürülmüş ve o tanıdık netameli talihin kurbanı (sevdiği kadının katili) olmuştur. Zaten hiçbir filmin kahramanı da suçlu yere hapse düşmez ya aynı hesap işte…

Ancak film beylik de olmanın ötesinde bütünüyle göstermelik karakterler ve olaylarla bezenmiş olmasından ötürü çiğ bir tat bırakıyor insanın dimağında. Olan bitene dair ne varsa hepsi topu topu ehemmiyetsiz bir yanılsama kadar baskın bir gerçeklik aşılıyor bilinçaltına… Ames yaşadığı trajedilere bizatihi kendisi inanmıyor ki seyirci derdini ciddiye alabilsin… Seyircisini inandırıcılık konusunda temin etmeyi aklından dahi geçirmeyen film daha da fenası işlediği suça izleyicisini de ortak etmenin yollarını arıyor… Şöyle ki, Ames özgürlüğüne karşın mahkemenin zalim yöneticisi tarafından ölümcül bir yarışa piyon olarak sürülünce halinden ve geçmişindeki yaşa(yama)dığı travmasından bir anda soyutlanıp kendisi gibi öteki kurbanlarla boy ölçüşmek için can atıyor… Gerçek düşmanının kim olduğuna dahi aldırış etmeden (ya da idrak etmekten yoksun oluşuyla) önüne sunulan seçeneğe kayıtsız şartsız boyun eğen Ames’in samimiyetten uzak öyküsünü filmin yönetmeni seyirci için bir tür eğlence arayışına çeviriyor kasıtlı olarak. Ölüm Yarışı’nda hikâyesini anlattığı evrenin formüllerini seyircisinin üstünde de uygulamaya kalkışan Anderson kendi kabahatine izleyiciyi de ortak ederek sempati kazanmaya çalışsa da bu emeğinin neticesini pek alamıyor gibi… Ölüm Yarışları’nın resmi bir yarış oluşu ve canlı yayınla birçok eve ulaşabiliyor oluşu biz izleyicilerin de bu yarışları ahlaken kabullenmiş olması anlamına geliyor olmalı ki yarış safhalarında salt bir heyecan vaat etmek adına her türlü cambazlığa soyunuyor Anderson…

EA Games’in tasarladığı sıra dışı bir yarış oyunu olan Burnout’un felsefesinden bolca nasiplenen Ölüm Yarışı, her şeyden önce bir film olduğunu unutarak en öldürücü darbeyi bizzat kendi kendisine vuruyor… Burnout genel manada ‘’pis’’ oynayarak girilen yarışı kazanmak, sana yamuk yapan rakiplerinden intikam almak gibi kural dışı davranışları cazip bir hale getiren çizgi dışı bir oyundu. Sadece bir oyundu ve haliyle bir hikâye anlatma gibi zorunluluğu da yoktu. Fakat Ölüm Yarışı kendisini Burnout ile aynı kefeye koyarken yerine getirmesi gereken zorunluluklardan gafil kalıyor, habbeyi kubbe yapmaya çalışırken de fena halde çuvallıyor. Sanal bir oyundaymış gibi rakibi öldürmeyi haddi zatında adil bulan Ölüm Yarışı ve muhteviyatı içine düştüğü ahvalin ajitesini yapmaya dahi yüz bulamıyor…



Yazar: Deniz Akcadogan | 10 Temmuz 2009 | Okunma: 233 Bookmark and Share
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.