Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
-Üç Maymun’a Bir Vebal Atfetmek-
Kategori: Kült Ablası » Geniş Vizör | Haber ID: 2429 | Yazdır

alt


Üç Maymun (2008)

 

Tartışmalı film Üç Maymun’un Nuri Bilge Ceylan Sineması’na yabancı kalabilecek vasıfta ‘’hadiseli’’ bir öyküsü olduğunu belirtmekte (bilenlere hatırlatmakta) yarar var… Yani seleflerine tezat suretinde, münferitliğin tipik bir yabancılaşmadan değil de aksine hadsiz hudutsuz ikili (yerine göre üçlü) ilişkilerden husule geldiği bir örneği andırıyor film daha çok… Tok evin aç kedisi olmak misali, filmdeki her bir karakter de sorumlulukları arasında alışılmadık bir biçimde sahip olduklarına gıpta ederek hayatını sürdürme çabasında… Bir takım dogmatik güdülerle örülmüş yumak emsali, nereye gideceğini dahi kestiremeden yol alan bir öykü var bu defa karşımızda… Evet, kesinlikle Ceylan’ın sinemasında daha önce hiç rastlayamadığımız bir görsel itina ile beraber peliküle aktarılan, çetrefilli bir öykü bu…

Hikâyenin öncüllerinden farklı olarak, daha bir devinimli görünmesi kimilerini şaşırtmamalı, ya da Ceylan’ın üslubunun erozyona uğramış olabileceği ihtimali ilk akla gelenlerden olmamalı… Hatta sanat yönetimindeki itina dahi minimalizmden sürgün edilmişliğe yorulmamalı. Ceylan’ınki olgunluğa atfedilmeli. Neden diye sorsak cevap malum: ‘’Bilge Ceylan, Dimyat’a pirince giderken evindeki bulgurdan olmuyor aksine ne yardan geçiyor ne de serden!’’ Eh, hal böyle olunca da insanın bir koltuğuna kaç karpuz sığdırabileceğini gözetlemekten başka bir şey kalmıyor geriye…

Peki, Üç Maymun’da yönetmenin üstesinden gelebildiği şeyler neler?

Her şeyden önce kimi zaman âdemoğlunun sezinleyişinden uzak düşmüş insancıl teferruatlara değinmek lazım gelir şu vakit… Zerre kadar önem taşımayan fakat taşıması da gereken var oluş gayemiz… Şahsımızı huzurda tutabilmek uğruna didindiğimiz idealarımız… Bunların kutsal olup olmamasından ziyade; neyi, neden ve nasıl hissettiğimiz… Mütereddit yargılarımız ve her şeyden evvela bizzat şahsımızın ehemmiyetliliği… Hatalara karşı acınası meyyalimiz, önüne geçilemez insan oluşumuz ve yitip giden zaman mefhumu dâhilinde neyi neden yaptığımıza bir türlü herhangi bir anlam getiremeyişimiz… İncelenmesi, keşfedilmesi gereken canlılarız, hafiften angaryalı da olsa… Böylesi bir zorunluluğa sinemada katlanan bir düşünürün yapıtını anlamayı göze alma delişmenliği Ceylan’ın müşkülatıyla kıyaslanamaz herhalde…

Filmin kökenine doğru kısa bir yolculuk yaptığımızda yukarıda bahsi geçen külliyata dair izlere rastlamak cebri bir koşula dönüşüyor zaten… Parası bol bir milletvekilinin bütün vebalini sırf ‘’aile geçindirme gayesiyle’’ sırtına yüklenen bir baba, kocasının patronuna gönlünü gayriihtiyarî kaptırmış anne, tipik bir ergen olan çocuğun reis olma rolünün hakkını vermeye çabalaması, geçmişe gömülmüş ufak bir kardeş ya da başka bir değişle görmezden gelinen ehemmiyetsiz bir kabahat… Antik bir kurgu gibi görünse de yönetmenin Hatice’den değil de neticeden yana taraf alması filmin konusuna karşı üç maymun oynamamızı gerektiriyor adeta… Herkes amansız bir ikilemle debelleşirken yalnızca ölen küçük oğul biliyordur belki de adamakıllı ne yapılması gerektiğini… Muhtemelen de altının çizilmesi gereken husus dünyanın cevaplar bulmak için mutabık bir barınak olmadığıdır. Kararların taciz edici aksisedası, isyanın hemen eşiğinde verilen uğraşlar, olanın dört olmayanın dert bağladığı bir düzende kimilerinin maşası olma mecburiyetiyle tebelleş olmak… Bozulması zor, netameli bir armoni eşliğinde, aynı oltanın ucunda nemelazımcı bir faydacılıkla sürdürülen yaşamlara dört başı mamur bir bakış açısı olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır Üç Maymun’u… İzledikten sonra ‘’üç maymunu oynamak’’ ise hala meşru kimi vicdan sahiplerine…



Yazar: Deniz Akcadogan | 10 Temmuz 2009 | Okunma: 300 Bookmark and Share
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.