Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Saam gwok dzi gin lung se gap (2008)
Kategori: Kült Ablası » Geniş Vizör | Haber ID: 2430 | Yazdır

alt


Hakkında bitmek bilmez yaygaraların koparıldığı bir sinema örneği olarak Üç Hanedan: Ejderin Dirilişi (Three Kingdoms: Resurrection of the Dragon) destansı ve köklü bir film anlayışından pay almak isterken göz göre göre fiyaskonun önde gidenine dönüşüyor... Film o denli bir hayal kırıklığı peyda ediyor ki izleyen adına binaen filme tüm iyimser yanınızla yaklaşmak istemeniz dahi kar etmiyor. Hatta o yoğun düş kırıklığı bizatihi tezahür ediyor filmi izleme nezaketinde bulunanlara, etkisinden kurtulması zor bir ürpertiye dönüşüyor hissedilenler…

Zaten Çin asıllı filmin süresi öykünün kökenlerine mukayese edildiğinde hayli çiroz bir oranlama cetveli çıkıyor meydana. Hatta bu kıyaslamaya göre sonucun negatif bir rakamsal değere karşılık geldiğine de kanaat getirebiliriz. Yani elde olanın sayısı, beklentilere kıyasla hayli düşük seviyede seyredince filmden nefret etmemek insanın mukadderatından silinmeyecek bir damgaya dönüşüyor.

Devasa bir öykü ve muazzam karakterlerle sarmal biçimde örülü bir romandan uyarlama olduğunu bildiğimiz filmin ‘’özetin özeti’’ yaklaşımıyla öyküyü anlatmaya çabalaması, hem söz konusu olan hikâyeyi bilmeyenlerin kafasını allak bullak ediyor hem de romanın müptelalarının hevesini kursağında koyuyor. Yönetmen Daniel Lee’nin çok öncelerden içinde yumrucuk gibi taşıdığı bir hayal olan bu mevzubahis filmin karabasana dönüşmesini görmek gerek yönetmen gerekse de seyirci için hüzün verici.


Öyküden bihaber olan biz seyirciler için Üç Hanedan: Ejderin Dirilişi tahammül katsayılarımızı sık sık yoklamaya koyuluyor çünkü kim kimdir, kim kimin nesidir, kim kimi neden sevmekte, kim kime neden ve ne vakit âşık olmakta, kim öldü, kim kaldı, kim kral, kim çıplak, kim efendi… Her şey kim kime dumduma yani… Karaktersiz olan ise sadece film değil kendi karakterleri de figüran olamayacak değin kişiliksiz. Karakter yok bu filmde, başkahraman da, kötü adam da… Aslında var da filmin olmayan –ya da çalakalem / yalap şalap- kurgusunda belli belirsiz bir çıkıntı görünümünde…


Olaylar o bayat tabirle ‘’bir film şeridi gibi gözümüzün önünden akıp giderken’’ gösterilenlerin, izlememiz için dayatılanların hangi akla hizmet bir bütünlüğün parçası olduğunu kestiremiyoruz. Azıcık oradan, birazcık buradan, bir kilo yağ, üç gram peynir, beş adet deve. Allah ne verdiyse… Almaşıklığın karmaşıklığa mahal verdiği bir nokta burası…

İnsan ister istemez düşünüyor; ‘’Böyle bir filmi, böyle bir adama nasıl oldu da yönettirdiler?’’ diye… Şans faktöründen öte, kerametle açıklanabilecek bahtsızlık olmalı sinema adına istinaden. Böylesi ‘’kötü sinema’’ örneği uzun zamandır görülmemişti. Keza hatalı, kusurlu ya da noksan filmler çok yapıldı fakat a’sından z’sine dek bu kadar pespaye bir dil yaratılamamıştı…



Yazar: Deniz Akcadogan | 10 Temmuz 2009 | Okunma: 284 Bookmark and Share
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.