Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Kung Fu (2004)
Kategori: Kült Ablası » Geniş Vizör | Haber ID: 2433 | Yazdır

alt

Ülkemizde Kung Fu Hustle olarak da bilinen film kanun gücünün bilek gücü altında tir tir titrediği bir zaman ve mekânda konuşlanıyor; tahmini olarak da 1940’ların Çin’i. Yalnızca kırsal kesimi değil şehir merkezi de türlü eğlenceli garabetliklerle makyajlı olan bu yerin çerçevesi pastel tonlardaki görüntü yönetimiyle cilalanırken maharetli koreografisiyle dört başı mamur bir görsel şölene dönüşüyor. İtiraf edelim, belli bir müddet akabinde bu yoğun cümbüş havası usanç verici olmaya bile başlıyor.

Shaolin Soccer’daki yönetiminden aşina olduğumuz Stephen Chow’dan yine yeni(tabii 4 sene çok bayat bir tarih sayılmaz) bir tür kırması. Daha doğrusu tam olarak tür kırması da değil de dövüş sanatları ve doğal olarak filmlerinin de erbabı olan Çin’in (Hong Kong) bu akım içerisinde alt başlıklarda toplanan belli başlı akımlarının(bkz: wuxia, wing chun vb) mizahi füzyonu. Kullanılan flow motion tekniklerle birlikte film aynı zamanda şunlardan mütevellit; aksiyon, sürrealizm, kara mizah, slapstick, fantazi ve absürtlük, süper kahraman, bir de delinin zoruna bak demezseniz çizgi roman… Daha yalınç bir terimle mizahın şirazesinden çıktığı bir dövüş sanatları filmi olarak eşkâl vermek de mümkün Chow’un 2004 tarihli filmine atfen. Çin’in dövüş sanatlarına olan merakı nedeniyle ilk prototiplerini de 1920’li yılardan itibaren vermeye başlaması hiç de umulmadık iş değil. Hatta ülkemizdeki sinema işleyişinin Yeşilçam’ın bir yansımasını Çin’deki dövüş sanatları filmlerinde bulmak da muhtemel. Takdir edersiniz ki bu değin eski bir arka plânı olan yönelimin onca yıl sonra çekildiği zaman; kendine modernize bir isim kılıfı bulması gerekir. Zhang Yimou gibilerden efratlarla rastlaşmak da düşük ihtimalli bir pozisyon olduğundan ötürü söz konusu kozmopolit sinema olduğunda müşkülpesent tavrımızı bir kenara bırakmak menfaatimize olacaktır. Filmin eski değerlere karşı tutumu kendi ülkesinde nasıl etüt edilmiştir köklü bir bilgim yok ancak geçmişi kurcalamak her dönem menfi tenkitleri de beraberinde getirdiği için Chow’unki kesinkes delidumanlık. Aynı panorama ülkemizde de kaimken bu cüretkâr tavrı idrak etmemiz daha kolay hal alıyor. Ne gibi mi? Hababam sınıfından mezun olan dünyayı da hâlihazırda kurtarmış olan adamın niteliksizce ve yenibaştan perdede boy göstermesi gibi. Elbette Chow’un tutumunu bu örneklerle eşdeğer tutmak hatalı fakat teşbihteki yaklaşımın sebepleri arasında verecek başka misal olmamasını ve Türk Sineması’nın olağan semeresindeki makûs talihini sıralayabiliriz ilk çırpıda.

Gidişatın etikliğini tartışmayı bir kenara bırakıp da filmin rafine statükosuyla alakadar olunca karşımıza daha ferah bir şema çıkıyor. Lineer bir kurguyu elinin tersiyle itip kendisine tabiri müsait ise dallanmalı bir kurgu seçen Chow dahil olduğu janr içindeki şürekasının trüklerine de sırt çeviriyor haliyle. Aslında kurgudan ziyade doğrudan doğruya hikâyenin kendisi geleneksel öykü gidişatı çehresine sahip değil. Çocukluğundan beri içinde taşıya geldiği kahramanlık hülyalarıyla büyüyen Sing’in güçlü olmak için kötü olmakta kararlı olmasına rağmen henüz bir baltaya sap olamadığına şahitlik ediyoruz girizgâh kısmında. Henüz bir adam öldürmemiş fakat öldürmeyi canı gönülden istiyor. Evvel iyi olmanın meyvesini yiyememiş Sing canı yanan eşek attan yüğrük olur işleyiş şartıyla diğer tarafa geçmekte azimli. Bu düztabanlığıyla pek çok belâlı olayı fişekleyen kişi de kendisinden başkası olmuyor; bir şehir mafyasının ufacık tefecik bir köye musallat olmasına mazeret oluyor. Musallat olmak derken doğrusu Home Alone vakası burada da tecelli ediyor. Bu rastlantı; basit görünümlü insanların gerçek yüzünün, gerçek kimliklerinin de afişe edilmesine, yıllar önce edilmiş yeminlerin bozulmasına neden oluyor, denklik bozuluyor ve ava giden avlanıyor. Mafya nükteli ve umarsızca bir avuç köylüyle baş etmek zorunda kalıyor. Romanesk olaylar da ardı ardına çeşitli varyasyonlar gösteriyor. Usdışı bir üslup tutturan Chow’u filmindeki en bariz hatalarından dolayı eleştirmek sırf bu usdışçılığından dolayı zor oluyor. Hikâyenin dimağında kusur aramak herhangi bir korku filmindeki umacıya, hortlağa inanmama gerekçesiyle hırlaşmaktan farksız ve gülünç olmazdı nitekim. Ne Looney Tunes çizgi karakteri Road Runner kabili Landlady (yani büyükçe pansiyonun dırdırcı sahibi)’nin ne de Sing’in yalnızca birkaç dakika içerisinde yüksek yetenekli bir kahramana dönüşmesi filmin olmayan ağırbaşlılığını sabote ediyor. Fakat en nihayetinde filmin gözünü budaktan savurmayan pervasız tavrı bazı bazı gardını düşürmesine neden olmuyor desek haksızlık etmiş oluruz. Evet, çoğu zaman ihtiyatsız halinin ardına saklanan filmin üzerinde birkaç beden bol duracak elbiseler giymeye kalkışması filmin amacına da ters düşmesi gereğiyle yerden yere vurulmayı da hak ediyor, ne yalan söyleyelim! Sing’in tüm gücüne kavuşunca iyilik muskasına dönüşmesi bir yana çocukluğundan arda kalan insanüstü aşkları neresinden tutarsan tut olmamış bir yan öykücük, filme baba zoruna dâhil edilmiş bir çıkıntıya muadil. Filmde mantıkdışı gibi görünüp de bu haliyle çelişen bir diğer teferruat ise belki de değinilmesi gereken en önemli husus aktör/yönetmen Chow’un çeşitli röportajlarda çekinmeden dile getirdiği şey. O da şu; çocukluğunda izlediği dövüş sanatları filmlerinde gördüğü becerikli dövüş ustalarından biri olmakmış en büyük düşkünlüğü. Filmde Sing’i Chow’un canlandırdığını biliyor, aradaki koşutluğu da idrak edebiliyor iken geriye kalan tek şey imkânsızlığın da kaybetmeye eğilimli olduğunu görür görmez bunların hepsine ‘’safsata’’ deyip kestirip atmamak oluyor. Chow yapabiliyorsa, Sing neden yapamasın?


Yazar: Deniz Akcadogan | 10 Temmuz 2009 | Okunma: 209 Bookmark and Share
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.