Anket
Takvim
«    Temmuz 2010    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Linkler

Kabadayı (2007)
Kategori: Janr Filmleri » Yeşilçam | Haber ID: 258 | Yazdır

alt

 

Kabadayı, Yavuz Turgul'un Şener Şen'le işbirliğinin on dördüncü filmi. Bu yapımların beşinde yönetmen koltuğunda oturan Turgul, senaristliğini yaptığı filmlerin hemen tümünde de (Hababam Sınıfı Güle Güle, Aile Kadını ve Fahriye Abla hariç) oyuncuyla birlikte çalışmış. Bu yapımlar arasında Tosun Paşa (1976), Sultan (1978), Erkek Güzeli Sefil Bilo (1979), Banker Bilo (1980), Çiçek Abbas (1982), Şekerpare (1983), Züğürt Ağa (1985), Muhsin Bey (1987), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990), Gölge Oyunu (1992), Eşkıya (1996), Gönül Yarası (2005) ve TV dizisi İkinci Bahar (1999) bulunuyor. Turgul'un birlikte en çok çalıştığı diğer isimler arasında İlyas Salman, Şevket Altuğ, Müjde Ar ve Türkan Şoray'ı görüyoruz. Şener Şen cephesinden bakarsak, dönemini en iyi hicveden filmlerden biri olan Züğürt Ağa ile başlayan drama oyunculuğuna geçişinin Turgul'un senaryolarıyla çakıştığını ve yola birlikte çıkan ikilinin Eşkıya ile ikinci baharını yaşattıkları Türk sinemasına çok değerli yapıtlar hediye ettiklerini görürüz.


alt


Her Şey Çok Güzel Olacak (1998) ve İnşaat (2003)'tan sonra üçüncü kez yönetmen koltuğuna oturan Ömer Vargı'nın imzasını taşıyan Kabadayı, Eşkıya'dan sonra Şener Şen'in üzerine oturmuş "mertlik simgesi" imajın bir çeşitlemesi olarak görüldü ve merak edildi. Şener Şen çıktığı her programda her iki filmin birbiri ile benzeşmediğini söylese de beklentiler bu yönde idi. Filmi izledikten sonra Şen'in olası endişelerine hak veriyorsunuz.


alt

 

Bir kere bu film Eşkıya kadar derli toplu değil. Belli ki iyi bir konu düşünülmüş fakat hayata aynı derecede başarıyla geçirilememiş. Filmin süresi zaten uzunken (140 dakika) 4 saati bulmuşçasına seyirci koptukça kopuyor, ta ki final gelip de damakta kalan son tadı kurtarana kadar. Ali Osman'ın arkadaşlarıyla buluştuğu fakirhanenin adının da Baran olması, Eşkıya'ya bir gönderme sanki (hapse girip ardında bıraktığı sevgilisini de atlamamak gerek). Filmin giriş sekansı bile ufak ayrıntıların can sıkabileceğine dalalet: Rezervuar Köpekleri'ni andıran şekilde tüm eski dostları bir masada gördüğümüz sahnede Rana Cabbar'ın canlandırdığı Haco, söylediği bütün kelimeleri yutuyor ve herkes gülerken siz hiçbir şey anlamıyorsunuz. Sesin de oyunculuk kadar önemli olduğunu hatırlatmak lazım (öyle ya, "ses"in keşfiyle pek çok sessiz sinema yıldızı zamanında ününü kaybetmişti. Bizdeyse dublajını başkasına yaptıran oyunculara -birkaç yıl önce gördüğümüz gibi- ödül bile veriliyor).


alt


Sürmeli
karakteri ile Ed Wood'daki Bill Murray'i aratmayacak efemine bir karaktere hayat veren Rasim Öztekin başta olmak üzere yardımcı oyuncuların çoğu başarılı (her daim genç kalan Süleyman Turan'ı ayrıca selamlıyoruz). Eşkıya'da rol çalan Kenan İnci'yi burada da görüyoruz. Ulgar Manzakoğlu ise Eşkıya'daki Melih Çardak'ın bir başka çeşitlemesi olmuş, dazlak kafasıyla. Karakterin Japon savaş sanatlarına ve felsefesine merakını her karede gözümüze sokulan figür ve resimlerden görebiliyoruz. Bir başka Kurtlar Vadisi oyuncusu Tarık Ünlüoğlu'na ise o bozuk ağzı yakıştıramadık. Türk sinemasında porno sektörü belki bitti ama stadyuma küfrederek rahatlamaya gelen seyirciyi hedef alırcasına, TV sansüründen kurtulmuş her yapımın bolca küfre sığınması maalesef ki sona ermedi. İşin garibi bundan rahatsız olan da pek yok gibi. Şener Şen'in bir sahnede küfreden çocukları uyarması ve film boyunca ağzına tek küfür almayan "doğru" adamı oynaması ise işin ironik kısmı.


alt


Kenan İmirzalıoğlu
'na gelince; "onun da kendine göre doğruları var" diye lanse ettiği karakterini yanlış tanıtmasıyla başlayalım. Devran'ın ne olduğunu filmin finalinde Şen'in ağzından doğrusuyla duyuyoruz. Bu karaktere katılmaya çalışılan psikopati maalesef ki oturmamış. Film boyunca gülüp oynayarak seyreden İmirzalıoğlu, belli ki rolüne birkaç gömlek küçük gelmiş. Özellikle öldürdüğü karakter dönüp bir şeyler söylediği sahneyi en yakın örnekleriyle Gary Oldman (Leon) ve Jack Nicholson (Batman) karşılaştırınca, tüm bu olmamışlığa rağmen zorlama, insanı hayrete düşürüyor. Sınav'dan sonra bir kez daha beğendiğim (ama ısınamadığım) İsmail Hacıoğlu bile bu işi çok daha iyi kapmış. Şener Şen'in filmin finalindeki seri Osmanlı tokatlarının İmirzalıoğlu'nu uyandıracağını ümit ediyorum. Karaca rolündeki Aslı Tandoğan ise bolca fizik sergilemekten öteye maalesef gidemiyor. Eşkıya'daki Beyoğlu caddelerinin yerini burada Dolapdere'nin arka sokakları almış. Film mekan kullanımı bakımından -Eşkıya kadar olmasa da- gene başarılı.


alt


İzleyenler için konuyu tekrar bir irdelersek, Murat'ın ancak başı sıkıştığında babasını araması ve gücü karşısında "babalığını" dile getirmesi, belki etik değil ama, günümüz şartlarında gerçekçi olmuş. Bazı sahnelerde karakterlerin karşı tarafa tuluat yapma şansı vermek için (umursamaz cevaplar yerine) soru cümlesi yöneltmeleri, dikkatli gözlerde yapay kaçmış. "Kimseye yük olmadan göçüp gitmek mesele" felsefesini güden ve tek korkusu bunamak olan Ali Osman'ın donup kaldığı sahneler bazı bilimkurgu yapımlarını (tebessümle) hatırlattı bize. Gerçi ben filmin -müziğiyle de benzeşen- tel örgüler ardındaki finalini Terminator 2'nin Linda Hamilton'lu rüya sahnesine benzettim ama kasıtsız bu benzeşmeyi herkesin paylaşacağını zannetmiyorum.


altalt


Bazı filmlerin önce finali düşünülür, konu daha sonra inşa edilir; sanki bu film de öyle olmuş ve o yüzden final harici dağınık kalmış. İyi bir montajla film gene kurtarılabilirdi. Elbette bu haliyle de sevenler olacaktır ama karşımızda akıcılık sağlayamayan, birkaç oyuncusunun performansı üzeri kurulmuş, onlardan birinin de yıkılmasıyla "doğru hamuru" yakalayamadığını göstermiş, son kertede finaliyle vasatın üstüne çıkabilen bir yapım var. Belki Eşkıya'yı görmese idik, veyahut bu film o zamanlarda yapılsa idi, çok daha fazla değerlenecekti. Baba'nın üçüncü bölümünün Al Pacino'ya rağmen beğenilmemesi ve -şimdilerde yönetmen olarak kıymete binen- yönetmenin inisiyatifiyle rolü kapan kızı Sofia Coppola'nın sinema tarihinin en kötü performanslarından birini vermesi, bu filmin de talihsizliği bakımından bir örnek oluşturabilir.

 

alt

 

Gene de "izlenmemeli" kabilinden bir son not vermiyorum. Seyirci profilinin çoğunu salonlara çektiği gibi, bu filmi evinde izleyeceklerin de Şener Şen için ekran karşısına oturacağı ve oyuncunun performansı açısından hayal kırıklığına uğramayacakları muhakkak. Finaldeki seri tokatlama sahnesini Chuck Norris'in bile kıskanacağını düşünüyorum. "Son Osmanlı" umarım dersini almıştır ve bundan sonra karakterine daha uygun rollerle karşımıza çıkar. Şener Şen'e ellerine sağlık diyerek yazımızı noktalıyoruz. "Fukaraya çorbalarını dağıtmayı unutmayın."



Yazar: Sinemaestro | 21 Nisan 2008 | Okunma: 2800 Bookmark and Share
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.