Seyir Defteri
Anket
Takvim
Son Yorumlar
Linkler
|
Iron Man (2008)
Iron Man, beyaz perdede izlediğimiz büyük bütçeli Marvel Comics uyarlamaları arasında en kıdemli geçmişe sahip, zenginliğiyle Bruce Wayne (Batman)'e bile parmak ısırtacak iş adamı Tony Stark'ın deyimiyle "uçaksız pilot" mantığıyla dizayn edilmiş, Marvel'in süper kahramanlar ekibi Avengers'in (İntikam Birliği) kurucu kadrosunda yer almış (Captain America, Thor, Wasp ve Ant-Man ile birlikte), güç sembolü olmuş bir karakter. Spider-man çizgi-romanlarından sadece kostümlü süper kahraman kimliğiyle hatırladığımız Stark'ı biz de beyaz perdede kanlı canlı görme şerefine ilk kez erişiyoruz. Bu şansa Robert Downey Jr gibi sevdiğimiz aktörler listesinin zirvesinde yer alan bir oyuncuyla erişmek de her zaman nasip olmasa gerek. Bu sebeple önyargılarımızı ve beklentilerimizi birer bohçaya atıp ilk günden sinemanın yolunu tutuyoruz. Elbette suareyi bekleyerek.
Geçilen 36 saatte, çalışkanlığı kadar hızlı playboyluğu ve vurdumduymazlığı ile de nam saldığını gördüğümüz Stark, On Halka isimli bir örgüt tarafından yakalanıp tutsak edildiği yerde yardım gördüğü Yinsen isimli başka bir bilim adamı sayesinde "aydınlığa" kavuşur ("hayatını boşa harcama"). Kendi ürettiği silahların masumlar yanı sıra direkt kendine dönütü, Stark'ı silah üretimini durdurmaya sevk edecek ve ortağı Obadiah'la araları açılacaktır. Altın yumurtlayan tavuğun kesilip herkesin kerevetine çıkacağı bir ikinci yarı olmuyor filmde. Ama ne yazık ki filmin özenle kurduğu o ilk yarıdaki dramatik yapı, sonrasında gelen hılı aksiyonla bir güzel harcanmış. Filmin bu raddede içerdiği bir sürpriz de yok üstelik. "Ne beklediğinizi biliyoruz, bir an önce verelim" mantığıyla klişeler art arda dizilmiş. İlk yarıda yükselen çıta ile istemeden yarattığınız beklenti, bir nevi filmin sonunda hüsran oluyor. Elbette bir çizgi roman uyarlamasından Hamlet hikayesi anlatmasını beklemezsiniz, fakat "büyükler için" yapıldığı lanse edilen bu uyarlamanın ilk yüz metreden sonra yorulmak yerine sprint atarak maratonu başarıyla tamamlaması, hepimizin gönlünden geçen şeydi.
Oyunculuklara ve filmde kullanılan teknolojiye de değinelim. Öncelikle Stark'ı yarı biyonik hale getiren arkın hikayesi: Stark, söz konusu patlamadan sağ kurtulmuştur fakat ancak Yinsen'in göğsüne yerleştirdiği elektromıknatıs sayesinde vücuduna dağılan şarapnel parçalarının kalbine ulaşmasını engelleyebilmektedir (bu durumdaki "yürüyen ölüler" en fazla bir hafta yaşayabilmektedir). Daha sonra bu ark reaktör teknolojisini geliştirecek ve Iron Man'i yaratacaktır. Saniyede 1 gigajoule enerji yaratan minimal modelle yarı biyonik hale gelen Stark, "kalbinin olduğuna dair kanıt"ı sunduğu sekreteri Pepper Potts (Gwyneth Paltrow) ile de yakınlaşacak, fakat Don Corleone'nin meşhur sözü "sana ilk kim gelirse hain odur" nasihatini kulak arkası ederek Obadiah tarafından sırtından bıçaklanacaktır. Obadiah'ın kullandığı, beyne gönderdiği sinyallerle 15 dakikalık felç yaratan aletin de özellikle kapkaç mağduru kadınlar tarafından rağbet göreceğini zannetmekteyiz.
Jeff Bridges ve Gwyneth Paltrow yanı sıra, Stark'ın sivil savunmadaki dostu Jim Rhodes'te Terrence Howard (ki kendisini ikinci filmde "daha sonra" dediği diğer kostümü -War Machine- giyerken görmeyi beklemekteyiz) ve "cüretkar" gazete muhabiri Christine'de Lost'un Shannon'u Maggie Grace'i andıran Leslie Bibb de oyunculuklarıyla göze çarpıyorlar. İlk yarıdaki performanslarıyla Shaun Toub (Yinsen) ve Faran Tahir'i de (Raza) atlamamalı. Gene de kasting içinde en çok zarafetiyle rolüne cuk oturan Gwyneth Paltrow'u beğendiğimi, Terrence Howard'ın da göründüğü her karede rol çaldığını özellikle söyleyeyim (Paltrow'un film boyunca türlü sakatlıklar yaşadığını, Favreau'dan şikayetçi olduğunu, dizinde kalıcı hissizlik meydana geldiğini de ekleyelim). Sevdiğim bir karakter oyuncusu olan Bridges'e o kırlaşmış sakalı ve dazlak kafayı ise hiç yakıştıramadım. Sevdiğimiz oyuncuların yaşlandığını görmek istemeyişimizdendir belki de. Robert Downey Jr ise, heba olmuş onca yıldan sonra (uyuşturucu, hapis vs) "mihrap hâlâ yerinde" diyor ve kendisini en verimli çağında başka yapımlarda görmek için can atıyoruz. Oyuncu-yönetmen Jon Favreau (Stark'ın şoförü) ve Stan Lee de cameolarıyla kendilerini gösteriyorlar. Samuel L. Jackson'un Nick Fury kompozisyonuyla jenerik sonunda görünüp görünmediğiniyse artık DVD'lerinde tecrübe edeceğiz (Wikipedia'da yazdığına göre Fury, Stark'a Avengers'tan bahseder). Stark'ın da Paramount Pictures'in diğer yaz bombası The Incredible Hulk'ta birkaç saniyeliğine görüneceğini şimdiden hatırlatalım.
Filmin politik duruşu ise biraz bulantılı gibi. İlk yarıda "barışı severim ama barış olursa para kazanamam" kabilinden verdiği mesajlar sonrası çark eden Stark'ın aksine, gizli sevkiyata devam ederek Orta Asya'yı karıştıran Obadiah'ın "silah üretimini bıraktın ama yarattığın son eser, en büyük mirasın olarak silah sanayiinin geleceği oldu" sözleriyle açıkladığı ironik durum, seyirciler kadar filmin de kafasını karıştırmış gibi. "Barış, sopası daha büyük olanın yanındadır" sloganı, paranoyayla yönetilen "Güçlü Amerika" modeli için bir simge adeta. "Hem korkutun, hem saygı görün", "Düşmanlarınız mağaralarından çıkamasınlar" kabilinden verilen ilk yarı mesajları, ikinci yarıdaki aksiyonla maalesef çürütülemiyor. Stark'ın Afgan topraklarına dönüp "teröristleri" bertaraf etmesi, Amerika'nın Irak'taki varlığını meşrulaştırmış adeta. Yine de bu tür okumalara prim vermeyerek filmden bir çizgi-romansever olarak tat almak mümkün (özellikle Stark ve robotu arasında geçen R2-D2 tadında sahneler). En azından filmde Spider-man ve Superman serilerindeki gibi Amerikan bayrağı görmüyoruz!
Çizgi romana sadık kalınarak oluşturulmuş ilk zırhlı modele filmde yer vermek de, en azından Iron Man teriminin kafalarda oturması için doğru bir kullanım olmuş (bu tenekeden sonra Audi'lerden kattığı alev kırmızısı renkleriyle yeni model göz kamaştırıyor: kaskı başına ilk geçirişinin öncesinde yüzünün aldığı ifadeyle maskın uyumuna da dikkat edin). Bunu finale doğru Stark'ın ağzından da duyuyoruz ("Iron Man? Hiç fena değil. Altın/titanyum karışımı gerçi ama olsun"). Finalde Stark'ın ağzından duyduğumuz beyanat ise, yıllardır gizli kimliğini saklayan süper kahramanlara nazire yaparcasına özgürlüğünü haykıran Stark'ın ukala karakterinin en öz biçimlendirmesi olmuş. Stark bunu çizgi romanda Peter Parker'a da (Spider-man) aşılıyor ve Civil War adı verilen seride pek çok süper kahraman devlet önünde gizli kimliğini açıklamak zorunda bırakılıyordu (Buna karşı çıkan Captain America bir sniper kurşunuyla can verdi). Stark'ın Spider-man'in nörobiyolojisini inceledikten sonra yarattığı zırhla kendi "örümcek duyuları"na sahip olmuşluğu da vardır.
Filmin bunca klişe içinde kullanmadığı bölümler de var. İlk yarıda Stark tutsak edildiği mağaradan kaçmış, kötüleri haklamış ve havalanmışken Superman'i bile imrendirecek bir gösteri yapması, o anda tüm seyircileri coşturacak şeydi. Ama ilk yarıyı farklı kılan özelliklerden biri daha: Film buna prim vermiyor ve Stark düştüğü çöllerden arama ekibince kurtarılıp ülkesine dönüyor ve "Silahlara Veda" konuşmasını yapıyor. Bunca çalımdan sonra ikinci yarıdaki "yılların aksiyonu" biraz yavan kaçıyor (Iron Man vs. Iron Monger, David vs. Goliath, zeka ile gücün müsabakası). Çok geriye gitmeye gerek yok, bu ihaneti birkaç yıl önce Batman Begins'te de görmüştük. Gene de üzerinde Gwyneth'in adının yazılı olduğu kutudan Se7en'ı hatırlatırcasına kesik kafasının çıkmadığına memnunuz! (Biri Prison Break mi dedi? Evet, klişe).
Son söz olarak, aldığı sorumluluğu başarıyla yerine getirmiş bir Jon Favreau, özenle seçilmiş oyunculuklar, alttan alta da olsa muhalefetini yapan bir yapım ve "I'm Iron Man" beyanıyla daha gösterime girmeden tasarlandığını öğrendiğimiz 2010 tarihli devam filmi (sonraki filmlerde Mandarin olmasa da Ultron'u görebiliriz). Marvel'in çoktan büyükler liginde yerini alması gereken bir kahramanına daha "merhaba" demenin mutluluğunu yaşıyor, "malzemeden çaldığı" için verdiğimiz yedi puana Robert Downey Jr bonusu ekleyerek 7,5 puanla filmi uğurluyoruz. Bir ekleme müziklere: Herkesin beklediği Iron Man (Black Sabbath) nağmeleri yerine kulakta en çok kalan girişte kullanılan Back in Black (AC/DC) oldu ve ben de filmi tekrar yaşamak isteyenler için parçayı filmin kritiğine ekliyorum.
Not: Film pek sinemada Türkçe seslendirmeli olarak oynatılıyor. Sinemaların bir bir kapanmasına kadar giden bu konuyu burada irdelemeyeceğim fakat gitmeden önce altyazılı mı dublaj mı sorarsanız, en azından bilinçli tercih yapma şansınız olur. Bir artı puan Ataköy Galleria'ya (Prestige): Salon numarası 7 olmasına rağmen (sıra büyükten küçüğe gider) ses sistemi mükemmeldi. Iron Man ayak donanımını her ateşlediğinde bizim de salonda ayaklarımız sarsıldı. Filmin her karesini tüm kalitesi ve zevkiyle yaşadık. Yumuşak deri koltuklar da cabası. Fakat açılmayan (açılıyor fakat sadece müzik dinletiyorlar) telefonları ve terk edilmiş gişelerin -ancak asansörle çıkılan- iki kat yukarıya taşınması da onların puan kaybı. Verdiğiniz paraya değmesi için filmi altyazılı izlemenizi tavsiye ediyor, Dolby Digital içermeyen salonlara -hele ki bu teknolojinin kullanıldığı bir bilimkurgu ise- adım atmamanızı rica veriyorum. Kaliteye mecbur kılalım ki kalite arzı artsın. Tepkisiz kalmayalım.
ELeCTrO'dan Sevgilerle...
Yazar: Sinemaestro | 3 May 2008 | Okunma: 2853
Benzer haberler:
WoLF |
WoLF |
onhaka |
pelops |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
Login
Translate
Facebook
Etiket Bulutu
2007, 2008, 2009, al pacino, alfred hitchcock, alice in wonderland, alien, amy adams, angelina jolie, anne hathaway, annie leibovitz, avatar, back to the future, batman, blake lively, brad pitt, cary grant, cate blanchett, charlie chaplin, charlize theron, christian bale, christina hendricks, christopher nolan, clint eastwood, dc comics, diane kruger, eleştiri, emmanuelle chriqui, fragman, freida pinto, gary oldman, gişe, gossip girl, hayden panettiere, heath ledger, inglourious basterds, iron man, iron man 2, james cameron, jessica alba, jessica biel, johnny depp, joker, kamera arkası, kate winslet, keira knightley, kristen stewart, kritik, kısa film, leighton meester, lost, marilyn monroe, marion cotillard, marlon brando, marvel, matt damon, megan fox, meryl streep, mickey rourke, mila kunis, mischa barton, natalie portman, oscar 2009, parodi, penelope cruz, poster, poster art, quentin tarantino, robert de niro, robert downey jr, sam worthington, scarlett johansson, sinema, slumdog millionaire, soundtrack, spider-man, star trek, star wars, steven spielberg, superman, terminator 2 judgment day, terminator salvation, the curious case of benjamin button, the dark knight, the godfather, the godfather part 2, the incredible hulk, the spirit, the terminator, thor, tim burton, vanessa hudgens, vanity fair, video, video klip, wall-e, watchmen, web site, x-men origins wolverine, zoe saldana
Tüm etiketler Popüler
Arşiv
Reklam
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Şifremi Unuttum?