Seyir Defteri
Anket
Son Yorumlar
|
The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford (2007)
Rather Lovely Thing
The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford, ismiyle konusunu açık eder gibi gözükse de, derdi Jesse James efsanesini yahut eli silahlı anti-kahramanları övmek değil, "varlığı hiçe sayılmış" Robert Ford'un, film boyunca gelişen psikolojisine paralel olarak, yaşamına ve vardığı noktaya ışık tutmak. Psikolojik western türünün başarılı bir örneğini teşkil eden yapım, müzikleri, zaman zaman bulanıklaşan görüntüleri ve yarı belgesel tat veren dış sunumuyla etkileyiciliğini hiç yitirmeden, gittikçe parlatıyor.
Robert Ford (Casey Affleck), yatağının baş ucundaki Jesse James hikayeleri ile büyümüş, 19 yaşında bir gençtir. Ağabeyi Charley ile birlikte James kardeşlerin çetesine katılırlar. Robert burada kendini göstermek için her yolu dener, zira Jesse James onun için yaşayan bir efsane, daha da ötesi, olmak istediği kişidir. James'lerin derdi ise başkadır: Ağabey Frank James (Sam Shepard), "tuhaf ve dengesiz" bulduğu küçük kardeşine sırt çevirip Baltimore'a yerleşirken, birlikte yaptıkları son (ve bizim izlediğimiz tek) tren soygunu sonrası Jesse, çete üyelerinin ihaneti ve yakalanma korkusu ile sıkıntılı zamanlar geçirmeye başlar. Bu noktada dengesiz tavırları (bir çocuğu konuşturmak için öldüresiye döver) artış gösterir ve Robert'ın gözünde bir ilahtan sıradan bir insana ("he's just a human being") dönüşür.
Daha önceki James filmlerinde rastlamadığımız birçok olguyla karşılaşırız bu filmde, en önemlisi, efsaneyi derinden yaralayacak olanıdır: James, kendisine ihanet ettiğini düşündüğü ekip arkadaşını karanlıkta arkasından vurur. "Robin Hood" masalı da yalandır bu filme göre, James'in ellle tutulur hiçbir insani ve vicdani tarafı yoktur. Seyirci bilinçli olarak Robert Ford'un tarafını tutmaya yönlendirilmiştir. "Jesse James yanındayken asla huzur yoktur" kelimeleriyle, kendi ruh halini gayet güzel açıklar Jesse, herkesten, her şeyden şüphelenmeye ve herkes için tehdit yaratmaya başlamıştır. Çocuklarının bile ismini bilmediği (Thomas Howard olarak kütüğe kayıtlıdır) bu büyük silahşör, tarihte pek çok örneğine rastladığımız gibi, ölümünden sonra efsane haline dönüşecektir.
Last Ride Back to KC
Filmin psikolojik örgüsü o kadar iyi ki, herkesin merakla beklediği "o an"da bile tempo düşmüyor ve Jesse'nin, içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak için "intihar"a meylettiğini, bir yerde Ford kardeşlerin onun kurtarıcılığını üstlendiğini görüyorsunuz. Peşinde olduğu son adamının gazetede tutuklandığını görmesi akabininde düğümler çözülür: Ya Ford Kardeşler ölecektir, ya James kaçmaktan yorulup ipleri salıverecektir. Birkaç sahne öncesinde buzda kendi aksine ateş edip "sadece öteki tarafta ölüm için endişelenmek gerekmediğini" söyleyen James, kemerini çözüp arkasını dönecek ve ölmeden hemen önce kendi katilinin aksini önünde duran resimde görecektir.
"Benim gibi olmak mı istiyorsun, ben mi olmak istiyorsun?" Son günün arefesinde James'in yattığı yatakta yatıp, onu taklit edecek kadar kahramanına bağlı olan Robert, bunu ölüm korkusu ve ödül için yaptığını söylese de, buna izin verenin de, vazgeçip ölüme gidenin de James olduğunu, harika resmedilmiş son sahneden anlıyorsunuz. Son sahne diyorum, çünkü filmin tüm örgüsü bu noktaya gelmek üstüne. Oysa film burada bitmiyor: Ford, bu suikast sonrası beklediği alkışı almak bir yana, o anı sergilemek cüretini göstererek 800'ü aşkın kez kardeşi Charlie ile birlikte sahne alıyor ve ilk olarak seyircilerden, daha sonra da ülke çapında tüm vatandaşlardan tepki almaya başlıyor: O artık bir efsaneyi arkasından vurmuş korkağın, kepazenin tekidir. James ölürken odada bulunan (aslında ölüm korkusunu en yoğun yaşayan) ağabeyi Charley bile kardeşine arkasını döner, öyle ki, sahnede Charley değil, canlandırdığı Jesse'nin kendisi vardır artık. Birkaç yıl sonra Charley intihar ederken, Robert da halkın öfkesine maruz kalacak, Jesse'nin intikamını almak isteyen milyonlardan biri olan Ed O'Kelley tarafından (30 yaşındayken) tüfekle vurularak öldürülecektir. Öfke o denli büyüktür ki, Ford'un ikinci derece cinayetten hapsedilen katili, daha sonra, binlerce vatandaşın imzası sonucu vali tarafından affedilecek, "Jesse James'in katilini öldüren adam" olarak Batı tarihine geçecektir.
Akan bir su gibi berrak ve dingin ilerleyen film, bu niteliğini oyuncu portrelerinde ve kemanın ağırlıkta olduğu (Warren Ellis ve Nick Cave'in imzasını taşıyan) müziğinde de hissettiriyor (Görüntü yönetmeni Roger Deakins'i ayrıca tebrik etmek lazım). Filmin ilk yarım saatine damgasını vuran Sam Shepard'ın erken ayrılması yazık olsa da, konunun bütünlüğü bakımından bir sorun yaratmıyor. Casey Affleck hayatının performansını ortaya koyarken, yan rollerde Jeremy Renner (Wood Hite), Paul Schneider (Dick Liddil) ve Sam Rockwell (Charley Ford), filmin kalitesine katkıda bulunan oyunculuklara imza atıyorlar. Brad Pitt, en son Rob Lowe'un üstlendiği Jesse James rolünde, aynı kulvarda sinemaya başladığı halefinin performansının çok üstünde, fakat James bir anti-kahraman olarak sunulduğu için geride kalıcı bir iz bırakmıyor.
James Kardeşler'le ilgili çekilmiş en meşhur seri, Tyrone Power ve Henry Fonda'nın başrollerini paylaştığı Jesse James (1939) ve Jesse'nin ölümünden sonrasını konu alan The Return of Frank James (1940) olsa gerek. Vahşi Batı'nın gerçek efsaneleri (Billy the Kid, Calamity Jane, Dalton Gang vs.) henüz beyaz perde efsanesine dönüşemese de, beyaz perde onları anmaya ve değişik bakış açılarıyla ele almaya devam ediyor. The Assasination of Jesse James by Coward Robert Ford, bu filmler içerisinde en derinlikli, en insani olanı ve James'e bir efsane gözüyle değil, kapana sıkışmış bir "fare" gözüyle bakarken, tarihe bu sıfatla geçmiş Robert Ford'un, hayranı olduğu James'in şöhretine kavuşmak uğruna tüm onurunu nasıl yitirdiğini ve daha da önemlisi tarihin her zaman gerçekleri yazmadığını savunan bir yapım oluyor ve haklı olarak sinema tarihinde ayrıksı bir yer edinmeyi başarıyor.
İşin güzel tarafı, dengeler o kadar iyi tutturulmuş ki, film bittiğinde ne Jesse James efsanesine sırt çeviriyorsunuz, ne de Robert Ford'u pişmanlık duyduğu hatadan ötürü yargılıyorsunuz. Burada söz konusu daha büyük güçler (hükümet, Pinkerton) ve izlediğimiz tüm karakterler aslında birer piyon belki ama her iki karakter de aynı durumda başkalarının da seçebileceği yollardan gidiyor ve biri (yakalanmadan) "kurtulup" efsane mertebesine ulaşırken, diğeri halkın önüne atılan yem olarak bu günahın bedelini ödüyor. Zira efsane, Jesse'nin tren yolu şirketlerine karşı halkın tek umudu ve kahramanı olduğunu ve şirketten çaldığı paraları halka dağıttığını anlatır. Bu filmde bunu görmüyoruz, zaten başka türlü Robert Ford'un hikayesinin anlatılması mümkün olmazdı. Gerçeğin ne olduğunu sadece o tarihi yaşayanlar bilir fakat tahmin yürütmek o kadar da zor olmasa gerek. Her ikisi de kurban seçilen iki adamın tarihi nasıl değiştirdiklerine tanık olmak ve ruhunuz dinlenirken gözlerinize ziyafet çektirmek istiyorsanız, Korkak Robert Ford'un Jesse James Suikasti'ni takın ve arkanıza yaslanın. Gerisi su gibi akacak ve ruhunuza işleyerek belleğinizde hak ettiği yeri alacaktır.
Another Rather Lovely Thing
Dick Liddil: "Kadınların sevgililerine söyledikleri, akan suya ya da havaya yazılan yazıya benzer."
Yazar: Sinemaestro | 26 May 2008 | Okunma: 1427
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
Login
Translate
Facebook
Etiket Bulutu
2007, 2008, 2009, al pacino, alfred hitchcock, alice in wonderland, alien, amy adams, angelina jolie, anne hathaway, avatar, batman, blake lively, brad pitt, cate blanchett, charlie chaplin, charlize theron, christian bale, christina hendricks, christopher nolan, clint eastwood, cosplay, dc comics, deniz akçadoğan, diane kruger, eleştiri, emmanuelle chriqui, fragman, gary oldman, gişe, gossip girl, hayden panettiere, heath ledger, inglourious basterds, iron man, iron man 2, james cameron, jessica alba, jessica biel, johnny depp, joker, kamera arkası, kate winslet, keira knightley, kristen stewart, kritik, kült ablası, kısa film, leighton meester, lost, marilyn monroe, marion cotillard, marlon brando, marvel, megan fox, meryl streep, mickey rourke, mila kunis, mischa barton, natalie portman, oscar 2009, parodi, penelope cruz, poster, poster art, quentin tarantino, ridley scott, robert de niro, robert downey jr, sam worthington, scarlett johansson, sinema, slumdog millionaire, soundtrack, spider-man, star trek, star wars, steven spielberg, superman, terminator salvation, the avengers, the curious case of benjamin button, the dark knight, the godfather, the godfather part 2, the incredible hulk, the spirit, the terminator, thor, tim burton, up, vanessa hudgens, vanity fair, video, video klip, wall-e, watchmen, web site, x-men origins wolverine, zoe saldana
Tüm etiketler Popüler
Arşiv
Reklam
|
Şifremi Unuttum?