Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
The Loves of Carmen (1948)
Kategori: Janr Filmleri » Drama | Haber ID: 391 | Yazdır

alt

 

The Loves of Carmen, yıllar önce seyrettiğim, geçen yıllardan sonra yeniden izleme şansı bulduğumda bende farklı duygular uyandıran, Rita Hayworth'un parıltılı döneminin sonlarında çekilmiş, 1948 tarihli bir Charles Vidor yapıtı.


alt

 

Film, Prosper Merimee'nin aynı adlı romanından (Carmen, 1845) ve Fransız besteci Georges Bizet'in operaya uyarladığı yapıtından (Carmen, 1875) ödünç aldığı Carmen'in kişiliğinde çingenelere ve çingene kültürüne yüzeysel bir bakış atarken, temelde kadın-erkek ilişkilerine dair her daim var olmuş sorulardan bazısını seyirciye sorarak kendi cevabını da eklemeyi ihmal etmiyor.


alt

 

Orduya yeni yazılmış Don Jose (Glenn Ford), kasabanın alımlı çingenesi Carmen tarafından baştan çıkarılır ve tüm uyarılara rağmen ("o tamamıyla kötü bi kadın, vicdanı yok, sadakati yok, yalancının dik alası, yine de beni sevdiğini söylediğini duymak için ruhumu şeytana satardım") sicilini riske atarak genç kadının kuklası haline gelir, öyle ki Yarbay'ını öldürmeye kadar varan bu çılgınlığın sonrasında Carmen ile birlikte dağlara, yaban çingene hayatına sığınacaktır. Carmen'in 12 yaşında evlendiği kocası Garcia'nın hapisten çıkıp aralarına katılmasıyla kıskançlık had safhaya ulaşır: Garcia'yı da öldüren Don Jose'nin artık pis bir eşkıyadan farkı kalmamıştır ("Şimdi iki anlamsız cinayetin oldu, onu öldürmene gerek yoktu, Carmen için değmezdi, isteseydin onu sana satardı. O da Carmen'i babasından satın almıştı"). Başına konan ödül her geçen gün artarken, çingenelerin deyişiyle "kurt ve köpeğin birlikte yaşayamayacağı" tezi gitgide kendini doğrular. Yaptığını utanç verici bulan Jose'nin soygunlar sırasında Carmen'i yanında istememesi, bardağı taşıran damlalardan biridir ("Garcia ile hep birlikte giderdim." "Ben Garcia değilim." "Evet, değilsin... Hem de birçok bakımdan.").


alt

 

"Bayım, ben doğduğumdan beri çingeneyim. Kimse Carmen'e ne yapacağını söyleyemez, hiç kimse! Bu hep böyleydi ve hep böyle olacak!" Carmen'in başına buyruk kişiliğini dile getirdiği sahnelerden falcısıyla yaptığı ünlü tarot sekansı unutulmaz: Tüm aşkların içinden bir tanesi yükselecek ve Carmen'i ölüme götürecektir. Fakat bir kişiye inanmayıp aşkın sırayla geldiğini savunan Carmen'i, batıl inançları bile (sürekli etrafında gezen kara kediler) durduramayacak, başına buyruk karakterinden vazgeçmeyecektir. Don Jose'yi bir başına bırakıp şehirde yeni boğa güreşçisi Lucas ile gününü gün eden Carmen'in, dönmesi için eteklerine kapanan Jose'ye söyledikleri vurucudur: "Senden ve dramından sıkıldım, benim de eğlenmeye ihtiyacım var. Şuna bak, tıpkı bir solucan gibi: İkiye de bölsen hareket etmeye devam ediyor." Onurunu da yitirmiş genç adamın artık yaşamak için sebebi kalmamıştır: Kendisini avlayan kurşundan önce bıçağını Carmen'in göğsüne saplar. Birlikte yere yığılan çiftin yanından geçen kara kedi, belki de Fallen'daki Azazel'in ta kendisidir!


alt

 

"Sana ve onuruna tükürürüm!" "Vicdan sahibi biri olsaydım beni bu kadar sever miydin?" Başına buyrukluğu nam salmış Carmen'i bu filmde Malena'nın intikamın alırcasına, isyankar kasaba kadınlarına haddini bildirirken görüyoruz -ki bu sebepten hapse atılacakken Don Jose'yi ayartıp kaçması, olayların akışına hız verecektir. İlk izlediğimde oldukça yavan bulduğum filmi, kadın-erkek ilişkilerinin de basmakalıplığıyla değerlendirdiğimde, daha anlamlı ve yerinde buldum: Carmen için yapılmış uyarlamalar arasında en iyisi olmasa da, en meş'um Carmen'i barındırıyor bu film. Babası da bir dansçı olan Margarita Cansino, ellerine taktığı zillerden, türlü çingene danslarına kadar, 5 yıl sonra Salome'de de sergileyeceği yeteneklerini bu filmde bol bol gösteriyor. Zaten filmin, geleneksel İspanyol danslarının koreografisine babası Eduardo Cansino yardım etmiş, amcası da bir sahnede Hayworth'un partneri olmuş.

 

alt

 

Filmde Don Jose'yi oynayan Glenn Ford'la 2 yıl önce Gilda'da da beraber çalışan Rita Hayworth, hiç kuşkusuz beyaz perdenin gördüğü en çekici kadınlardan biriydi. Marilyn Monroe, Brigitte Bardot gibi isimler, seksapelleriyle büyük ün kazanıp, bir adım önde gibi dursalar da, geçmişin birçok "yıldız"ı bir yana, Hayworth, beyaz perdenin gerçek tanrıçasıydı. Zaten bu görüşümü Down to Earth'te (1947) Tanrıça Terpsichore'yi canlandırarak pekiştirmiştir. Ondan daha yetenekli, hatta belki daha güzel (ve gerçek kızıl) olan Susan Hayward (Edythe Marrenner) bile, adını Hayworth'un ününden sebeplenebilmek için değiştirmiştir. "Güzellik ile Zeka"nın birleşimine de tanıklık etmiştir Hollywood o yıllarda: Orson Welles ile 1943 yılında ikinci evliliğini yapan Hayworth, 5 yıl sonra boşanacak, daha sonra üç evlilik daha yapacaktır. Tonight and Every Night (1945), My Gal Sal (1942), Cover Girl (1944) gibi müzikallerde dans yeteneğini bolca sergileyen, son döneminde Welles ile kara film klasiği The Lady from Shanghai (1948), Frank Sinatra ve Kim Novak ile Pal Joey (1957) ve Seperate Tables (1958) yapımlarında göründükten sonra dişe dokunur başka bir filmde rol almayan Hayworth'u kendine has gülümsemesi ve işveli bakışlarıyla hatırlıyor, sinema var oldukça hayran kitlesinin artacağı inancıyla yazımı noktalıyorum.

 

alt



Yazar: Sinemaestro | 1 Haziran 2008 | Okunma: 997 Bookmark and Share
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.