Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Ran (1985)
Kategori: Janr Filmleri » Tarihi/Biyografik | Haber ID: 45 | Yazdır

alt


Akira Kurosawa'nın 75 yaşında kotardığı geç dönem başyapıtı. Teatral kurgusu, uzun sekansları, monologa varan uzun diyalogları, müziğin az ve öz kullanımı, ustaca kotarılmış makyajlar ve mekanların da katkısıyla gerçeklik boyutunu sonuna kadar hissettiren savaş sahneleriyle Kurosawa'nın her karesine kendi damgasını vurduğu bir başyapıt.


Senaryoyu da kendisi ele alan Kurosawa, Shakespeare'in Kral Lear eserinden esinlenmiş, geleneksel tiyatro öğeleriyle süslediği filmine yer yer komedya, ağırlık olarak da tragedya havasını yansıtmış, bunu seyirciye de geçirmeyi bilmiştir. Ağır başlayan film, eğer sıkılıp da bırakmazsanız kısa zamanda meyvesini verir, bir entrikalar ağı olarak devam eder, ipliğin yavaş yavaş çözülmesini izlersiniz. 160 dakikalık film, bittiğinde izleyiciye antik bir tiyatrodan çıkmış, gösteri izlemişlik duygusu verir, insanlık durumu anlatır ve bunu etkileyerek yapar. Bittiğinde bunu iyice kavrarsınız.


alt

 


Bir domuz avıyla başlayan film, yaşlı imparator Hidetora'nın, çevre ailelerin de katıldığı bir şölende, uyuyakalıp gördüğü rüyanın etkisiyle ("bağırıyordum kimse sesimi duymuyordu") yetkisini büyük oğluna devretmesi, ortanca ve küçük oğullarına da 2. ve 3. kaleleri bırakması sonucu küçük oğlunun asi ve cüretkar çıkışlarına ("sen kimseye merhamet göstermedin, oğullarından sadakat mi bekliyorsun?") hiddetlenerek onu kovmasıyla giriş bölümünü tamamlar. Oğlunun sözlerinin kalpten geldiğini ve onu dinlemesi gerektiğini söyleyen sağ kolu Tango'yu da onunla birlikte kovar.


alt

 

Yaşamının geri kalan kısmını 1. ve 2. kaledeki oğulları Taro ve Jiro'nun yanında geçirmeyi planlayan Hidetora, önce tüm yetkilerini devrettiği oğlunun (ailesini katlettiği gelin Kaede'nin etkisiyle) önüne koyduğu senedi imzalamak zorunda kalır, sonrasında diğer oğlunun da iktidar hırsıyla kendisini küçük düşürmesiyle (tüm korumalarını kalenin dışında bırakır) yersiz yurtsuz bir şekilde soytarısı Kyoami ve Tango'yla birlikte yollara düşer. Büyük oğlu Taro, kendisine yardım eden herkesin öldürülmesi emrini vermiştir. Bu ferman sonrası sığındığı bir kalede tüm korumalarının ve eşlerinin (bazısı harakiri yapar) gözlerinin önünde öldürülmesi, vızır vızır uçan okların ateşe verdiği kalede gözleri dehşete bürünmüş halde kıpırdamadan oturması, kolay unutulmayacak ve ölümün, yıkımın en gerçekçi anlatımlarından biri olarak zihinlere işleyecek sahnelerdir. Kaleden tek başına çıkıp gitmesine izin verilir; bundan sonra yer yer deliliğe vuran, kimi zaman aklı yerine gelen, geldiğinde de küçük oğlu Saburo'ya sığınma teklifini "yüzüne nasıl bakarım" korkusuyla reddeden Hidetora, film boyunca daha önce yapmış olduklarıyla, kirli geçmişiyle yüzleşecek, diğer yandan da yanlış politikasının sonucu olarak topraklarının ve hanedanının yavaş yavaş eriyip yok olmasını izleyecektir.


alt


Lady Kaede'nin Taro öldükten sonra Jiro'yu da baştan çıkarması bizim tarihimizi de göz önüne alınca tanıdıktır, yetkin asker Kurogane'nin, "Lady Sue'nin başını getir" emrini sembolik bir şekilde tilki kafası heykelini Kaede ve Jiro'nun önüne atarak "insan kılığına girmiş tilkilerden kork" nasihatı vermesi de tarihteki nice entrikaya, iktidar savaşına ışık tutar gibidir.


altalt


Filmin sonunda Kyoami'nin başını göğe çevirip "hiç mi acımıyorsunuz bize, bu gözyaşları ne için?" yakarışına Tango'nun "Tanrılar bizim için ağlıyor, birbirimizi savaşlar ve kıyımla yok etmemizi engelleyemedikleri için" sözüyle anlatmak istediğini çok iyi özetleyen hikaye, Lady Sue'nun kendisini koruması için kör kardeşi Tsurumaru'ya verdiği Buddha resminin uçurumdan (Tsurumaru da bilge Hermit gibi uçurumun başındadır) kayalıklara düşmesiyle son bulur. Zarlar atılmıştır ve artık Tanrılar bile olacakları değiştiremez.


alt


Filmde beni en çok etkileyen sahneler, geniş planlı savaş sahneleri oldu, davul seslerinin "start verdiği" aksiyon sahneleri, müziksiz bir opera gibi işler, cesetleri, korkuyu ve yıkımı görürüz. Yaşlı Hidetora ve kör Tsurumaru'nun ustaca kotarılmış makyajlarıysa 20 yıl geçmesine rağmen hâlâ parmak ısırtır. Bembeyaz yüzü ve gölgelendirilmiş hatlarıyla film ilerledikçe yaşayan bir cesede dönüşen Hidetora ve bir kuklaymış da oynatılıyormuş hissi veren Tsurumaru, gerçekçi olmaktan ziyade tiyatro kişisi gibidirler. Filmin aldığı Kostüm dizaynı ve aday olduğu Sinematografi, Sanat yönetimi, Set dekorasyonu Oscarları da bu teatral havayı onaylar ve ödüllendirir. Kurosawa da aday olmuştur fakat Amerikan popülizmini sonuna kadar ödüllerine de yansıtan Akademi, o yılın Oscar'ını yine bir savaş filmi olan (Amerika'nın savaşı Vietnam'ı anlatan) Platoon ile Oliver Stone'a verir.


altalt


Kan göstermeden savaşı ve ölümü, çıplaklık olmaksızın şehveti ve baştan çıkarmayı çok güzel anlatan ve hissettiren Kurosawa, günümüz sinemacılarının da hayran olduğu ve örnek aldığı yönetmenlerden biriydi. Ülkesinde "İmparator" lakabıyla şereflendirilen Kurosawa, kendine has sinemasıyla film tarihinin değişmez kilometre taşlarından biri olmuş, kendi kültürünü yansıttığı filmlerinde işlediği insanlık durumlarıyla tarihin de değişmez sonuçlarını ve kavgalarını ortak bir dille, sinemayla anlatmış, her milletin kendi kültüründen, bu "insan insanın kurdudur" hikayesinden bir şeyler bulacağı "Kaos"la (Ran, Japonca'da kaos demektir) unutulmaya yüz tuttuğu bir dönemde gerçek bir efsaneye, sinema mitine dönüşmüştür. Bugün Japon Sineması dendiğinde akla Kurosawa gelmektedir. Leone'den Tarantino'ya, Spielberg'den Coppola'ya, hayranlığını ve aldığı esini itiraf eden büyük sinemacılar da bu ismin büyüklüğünü, yeni nesillerin de bu sinemayı en azından bir kere görmüş olması için sıkça dile getirirler, saygılarını minnetle sunarlar.


altalt


Amerikan sinemasının ahtapot gibi dört koldan sardığı sinema seyircisinin, maruz kaldığı ticari film bombardımanına en azından bir süreliğine mola verip, dünya sinemasının farklı işlerine yönelme isteği oluştuğunda sığınacağı ve güvenebileceği limanlardan biridir Kurosawa; ve ben, Ran'ı özellikle lirik tatlardan, tarihi yapımlardan ve "hikaye anlatan" (bunu da gayet ustaca yapan) filmlerden hoşlananlara tam güvenceyle öneriyorum. Gözünüz ekranda, yüreğiniz sinemada olsun. İyi seyirler.

 

altalt


ilgili linkler: imdb , wikipedia



Yazar: Sinemaestro | 24 Ekim 2006 | Okunma: 1249 Bookmark and Share
Benzer haberler:

sinemanın imparator lakaplı yönetmenine yakışır bir yazı Akira Kurosawa benim için çok özel bir yönetmen ve her filmi tam bir başyapıt niteliğinde kagemusha - dersu uzala - rashomon - 7 samuray - yojimbo - gizli kale gerçekten izlenmeye değer tavsiye ederim
18 Nisan 2008 13:03 |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.