Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
The Fog (1980)
Kategori: Janr Filmleri » Korku/Gerilim | Haber ID: 451 | Yazdır

alt

 

"Gördüğümüz ya da gördüğümüzü sandıklarımız, rüya içindeki rüyalardır."

Edgar Allen Poe


The Fog
, John Carpenter'in Debra Hill ile birlikte yazıp yönettiği ikinci film. Halloween (1978) ile bağımsız filmlerin öncülüğünü yapan (325 bin dolara mal olan film, gişede 55 milyon dolar hasılat bıraktı) ikili, bu sefer bir hayalet öyküsü çekmeye karar verir ve işin içine intikamı da katarak Poe öykülerinden esinlenmiş, gerçek bir olaya da dayanan The Fog'u çekerler.


alt

 

Esin almak için İngiltere'ye, Stonehenge tapınağına giden Carpenter, anıtın etrafını çevreleyen sisten çok etkilenir ve 18. yy sularında California'da gerçekleşmiş bir olayı hikayeleştirmeye karar verir. Sahil kasabasında yakılan kamp ateşiyle kıyıya vuran ve taşıdığı altınlar yağmalanan gemi, bir korsan hikayesine dönüştürülen senaryo ile, 100 yıl sonra intikam için geri dönen hayaletlerin yuvası olur.


alt

 

Bir çeşit Uçan Hollandalı hikayesi ile karşı karşıyayız. Filmde Peder Malone'un (Hal Holbrook) anlattığı hikayeye göre, bundan 100 yıl önce, vebaya yakalanan Blake ve kolonisi, kasabadan ayrılıp Antonio Bay civarındaki Elizabeth Dane isimli gemiye yerleşirler. Çok varlıklı biri olan Blake'in altınları, başlarında Malone'un büyükbabası Peder Malone olduğu halde, 6 kişi tarafından cinayet sebebi olarak ortaya atılır ve gemi basılarak Blake ve adamları öldürülür. Malone bu parayla kilise kurulmasına ve kasaba inşa edilmesine katkıda bulunacağı konusunda kendini telkin etmektedir fakat hiçbir kötülüğün karşılıksız kalmayacağı bir dünyada (gümüş ekran) temeli kanla kurulmuş kasaba ve halkı da lanetlenecektir.


alt

 

Filmde parlak renkler kullanılarak karakter kazandırılan ve bir yaşam formuna dönüşen sis, "görünmeyenin çok daha korkutucu olduğu" Poe dünyasından esinlenilmiş ve sinemada ilk kez korku öğesi olarak kullanılmış bir figür, fakat filmin ilk gösterimi yapımcılar tarafından beğenilmediği ve korkutucu bulunmadığı için, Carpenter ve ekibi filmi yeni baştan yazmaya ve çekmeye karar vermişler. "Hayat tecrübesi oldu" diyor Carpenter bu durum için. Hayaletlerin göründüğü birçok sahne, Jaws'takine benzer şekilde Nick Castle'ın (Tom Atkins) tiradı ve filmin başlarında arabaların hep bir ağızdan korna çalması gibi sahneler, filme sonradan eklenmiş. Sisin kaybolması, yayılması kadar kolay olmadığından, bu efekt, final sahnesinde tersten çekilerek monte edilmiş. Filmde kullanılan fener de, sette bir benzeri inşa edilerek, gece atmosferi yakalamaya, sahille birlikte çekildiği geniş açılı sahnelerde yalnızlık duygusunun vurgulanmasına yardımcı olmuş. Filmin başındaki klasik hikayeleme yöntemi de seyirci baştan yakalamak ve öyküyü kısa yoldan anlatmak için en uygun seçim olmuş.


alt

 

Daha önce TV'de Carpenter'la birlikte çalışan (ve daha sonra Escape from New York'ta yeniden bir araya gelecek olan) Adrienne Barbeau da, akıllardan çıkmayan sesi ve güçlü kadın karakteri ile Carpenter'in kültleşen karakterlerinden birine (radyocu Stevie Wayne) hayat vermiş. Fakat yapımcılar, filmde başrolde yer alan Barbeau yerine afişte Halloween'le şöhret olan Jamie Lee Curtis'i (filmde Elizabeth Solley) kullanmaya karar vermişler. O filme bayılan -Psycho'nun yıldızı- Janet Leigh de (filmde belediye başkanı Williams rolünde), ilk fırsatta Carpenter'la çalışmaya gönüllü olmuş. Anne-kız, filmde pek az sahnede bir araya geliyorlar fakat böylesi Curtis için daha sağlıklı olmuş (öbür türlüsü -Halloween 2'deki gibi- çok kolay olurdu, diyor Curtis bunun için).

 

alt
alt

 

Filmin ekstra söyleşilerinde (1980) Leigh'in hâlâ korkudan duş alamadığını, Curtis'in korku filmlerini birisinin korkunç sahneleri söyleyip gözünü kapatmadığı sürece izleyemediğini ve Carpenter'in en sevdiği Viking hikayesi The Vikings (1958)'den beri Janet Leigh hayranı olduğunu öğreniyoruz. En eğlenceli sahnelerden birinde, içeri soktuğu koluyla kapıyı zorlayan hayaletin gülümseyen yüzünü (oyuncuyu) görüyor ve sinemanın aslında "kurgu"dan ibaret olduğunu bir kez daha keyifle duyumsuyorsunuz.


alt

 

Halloween 2 (1981)'den sonra Carpenter'la birlikte yazmayı bırakan (ve 2005 yılında kanserden ölen) Debra Hill'in Edgar Allen Poe birikimi yönetmene ne derece fayda sağlamıştır bilinmez ama The Fog, başarılı bir görsel çalışma ürünü ve sağlam bir hayalet öyküsü sunarak hâlâ ayakta kalmaya devam ediyor. Zamanında "İkinci Hitchcock" unvanı kendisi için de kullanılan Carpenter ise, daha çok Howard Hawks'a hayranlığıyla (filmlerine yaptığı göndermeler ve saygı duruşlarıyla) biliniyor. Assault on Precinct 13'ün Rio Bravo kotarması olduğunu söylemiştik. Barbeau'nun söylediğine göre güçlü kadın karakter imgelemi de Hawks'tan esinlenme (gerçekten de öyledir).

 

alt

 

Filmlerinin müziklerine de imza atan ve bu yönüyle takdir toplayan Carpenter, ses, fotoğraf ve görsel efektler konusunda deneyimli bir kadro ile birlikte çalışmış. Revizyona rağmen, Hill'in deyişiyle "bilinmeyeni alıp korkuya dönüştürme"nin ustası Poe'nun etkileri ve Carpenter'in "benim için asıl korkutucu olan şey, gözle göremediğim kötülüktür" mottosu film boyunca etkisini kaybetmiyor ve ekip, yola ilk çıktıkları hikayeyi bozmadan, yapımı etkili bir hâle getirip türünün klasiklerinden birine dönüştürmeyi başarıyor. Kanımca asıl başarılı filmleri göz ardı edilen Carpenter'in They Live ile birlikte en başarılı öykülerinden biri olan The Fog, yönetmenin filmografisi içinde zamana yenik düşmemiş ender yapımlardan.


alt

 

Filmde başrolü oynayan Adrienne Barbeau (1979-84 arası Carpenter ile evli kaldı), daha sonra Swamp Thing (1982) gibi filmlerle daha erotik bir mecraya kayarken, Jamie Lee Curtis büyükler ligine terfi edip "Çığlıklar Kraliçesi" kalıbına sıkışmaktan kurtuldu. Carpenter'in hayalet öykülerine Tales from the Crypt çizgi romanlarından merak saldığını da ekleyelim. Poe'nun başta geçen sözü ("Is all that we see or seem but a dream within a dream") ise, progressive rock grubu The Alan Parsons Project'in Poe'ya adanan ilk albümü Tales of Mystery and Imagination'ın (1976) açılış parçası A Dream within a Dream'in girişinde Orson Welles tarafından monologlanmıştır.


alt

 

Sözü fazla uzatmadan sizleri en başarılı hayalet öykülerinden birine davet ediyor ve yağmurlu bir günde, sisin keyfini çıkarmanız dileğiyle, geldiğimiz yere, okyanusa doğru yol alıyoruz.

 

alt

 



Sayfa 1-of-2 | Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Yazar: Sinemaestro | 23 Haziran 2008 | Okunma: 688 Bookmark and Share
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.