Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
HalloweeN (2007)
Kategori: Janr Filmleri » Korku/Gerilim | Haber ID: 49 | Yazdır

alt


Rob Zombie
Halloween'i tekrar çekmeye koyulduğunda alınan duyumlar, sanatçının filme olan hayranlığı ve ilk filmde eksik olan parçaları birleştirerek bir nevi yapbozu tamamlayacağı yönündeydi. Öncelikle filme bu gözle bakmak lazım. Bu postmodern yorum birçok yeniliği yanında getirmekle beraber, John Carpenter gibi bir ustanın hayal gücünü ve kamera kullanımındaki ustalığı tazelemekten, "kan göstermeden korkutmak" gibi bir çabayı barındırmaktan yoksun. Özellikle hiç kesilmeyen bir efektmişçesine kulağınızı tırmalayan çığlıklar, bir süre sonra komik bir hal almaya başlıyor. Yine de filmi, tümüyle irdelemeye geçmeden önce, beğendiğimi ve "saygı duruşu" olarak gördüğümü belirtmek isterim.

 

alt

Film, hemen başlangıcında, yönetmeni belli edercesine Kiss'in müziğiyle açılıyor ve Myers ailesininin diğer fertlerini tanımak üzere "lanetli ev"e konuk oluyoruz. Üvey baba ekseninde mutsuz bir aile, psikolojisi bozulmuş, feminen görünümlü bir Myers ve "katili haklı çıkarırcasına" üst üste gelen tahrikler: İlk cinayetini annesine sevgisi yüzünden işlediğine, görünümünden utandığı için maskeler takmaya başladığına (Kiss figürleriyle dolu giriş sekansı tesadüf değildir), bu "dışlanmışlık"ın biriktirdiği öfkenin patlaması olarak aile bireylerini katlettiğine, belki hepsinden önemlisi, beşikteki küçük kardeşi Boo'ya olan sevgisine tanık oluruz. Annesi eve döndüğünde Michael'i kucağında Boo'yla eşikte otururken bulacaktır.

altalt

Carpenter filminin sadece birkaç dakikasını alan bu bölüm, Zombie'nin filminin anahtar giriş sekansını oluşturmakta. Bu bölümün sonunda Dr. Loomis'i "erken teşhis" koyarken görüyoruz: Bu rolde de beyaz perdenin efsane bir diğer psikopatı, A Clockwork Orange'ın Alex'i Malcolm McDowell'i görmemiz boşuna değil. Myers film boyunca gizliden gizliye övülürken, Loomis sanki onun sırtından kirli para kazanan (Myers hakkında bir kitap ve konferanslar) bir düzenbaz olarak gösteriliyor. Myers, senatoryuma kapatıldığında, annesinin (yönetmenin eşi Sheri Moon Zombie) hâlâ ondan vazgeçmediğine, ziyaretine geldiğine şahit oluruz. Ta ki "hatırlamadığını söylediği" vukuatı sonrası içeride de ilk cinayetini işleyene kadar. "Şeytanın annesi" olarak görülmeye dayanamayan genç kadın, dramatik başka bir sahne eşliğinde, Michael'in küçüklük videolarını izlerken, gözyaşları içinde hayatına son verecektir.

altalt


Bu sahneyi, Michael'in, striptiz barın önünde, Love Hurts eşliğinde ağladığı sahneyle birlikte, bu korku mitine eklenmiş cesur ve riskli bir girişim olarak görüyorum. Fakat işe yaramış ve "doğaüstülük" temasından ödün vermekle birlikte, Michael'in aslında aşırı sevgiden, belki saplantıdan bu hale geldiğini gösterir ve anlaşılır bir sebep ortaya koyar olmuş.

altalt

Kapatıldığı rehabilitasyon merkezinde Michael'in 15 yıl boyunca tek kelime etmemesinin sebebini de görüyoruz: Gerçek hayatta da yolu hapishanelerden geçmiş, gardiyan rolündeki Danny Trejo, Michael'e "bu duvarların delirtici olabileceğini, fakat kafasının içinde özgür olduğunu, oraya kimsenin erişemeyeceğini" öğütler. Çok irdelenmese de, burada da korumacı bir baba figurü izleriz: "Maskelerine dokunma, bundan hoşlanmaz" empatisi yapan, "ona sevgi mi besliyorsun?" sorusuna "15 yıl boyunca bu çocuğa ben göz kulak oldum" yanıtını veren, gene Meksikalı gardiyandır. Bu bölüme kadar Michael'in serpilip devasa bir görünüme ulaştığını, yüzünü perdeleyen uzun saçlarını ve hapishane odasının dört bir yanını dolduran maskelerini görürüz. Özellikle bu devasa cüsseye gelen eleştirileri doğru görmüyorum, Zombie'nin 2 hedefi olabilir -ki ikisi de mantıklı: "Doğaüstüye karşı kanlı canlı bir Michael Myers" teması seçmiş ve her iki temaya da bu heybetli görünümle "saygı duruşu"nu yinelemiş olabilir.

alt

Myers'in o ünlü maskeyle ilişkisi de, Star Wars Episode 3'te Darth Vader'in ilk kez kaskı takışını anımsatıyor, fakat o bütçeye göre burada daha başarılı görüntüler elde edilmiş gibi: Maskeyi ilk takan, ablasının erkek arkadaşıdır: kafasına geçirip, korkutmak amaçlı iki yana salladığında, aslında "O"nu ilk kez görürüz. Michael küçük cüssesiyle maskeyi taktığında ise, kamera sallanır, ünlü tema ilk kez kulakları "okşar" (Tyler Bates'in bu modern yorumu, eskisini aratmayacak güzellikte). Mükemmel bir saygı duruşu. Ablasını öldürmeden önce ona dokunması ise, ailesi kadınlarına duyduğu sevgiye dair bir başka muamma. Müzik seçimlerini de kutlamak isterim: Bu sahnede (ve ikinci yarıda tekrar) ironik şekilde Don't Fear the Reaper''i duyarız. Oysa "The Reaper" tam oradadır.

altalt

Kapatıldığı merkezden (rehabilitasyonda sürekli Bach'ın Air on the G String'i çalar) nakli sırasında (Polis Akademisi'nin bayan polisi Leslie Easterbrook'a bir cameo) kaçan Myers, tahmin edildiği üzere, başka bir aileye evlatlık verilen ve "kimin" kardeşi olduğunu bilmeyen Boo'yu, yeni adıyla Laurie'yi bulmak üzere Haddonfield'a yola koyulacaktır. Carpenter rejisindeki ilk filmin çoğu önemli sahnesi burada yinelenir: uçuşan sararmış (her çekimde tekrar tekrar kullanılan) yapraklar, dolaba saklanmış Laurie, Mr. Sandman sekansı, "Boogie man" diye koşturan çocuklar... Halloween temasını, daha en baştan balkabaklarıyla, daha yoğun biçimde işleyen Zombie, kurbanların da hepsini öldürtmez; Michael'in Laurie'yi bulması esas önem taşır: Onca dramatik öğenin boşuna kullanılmadığını gösterircesine, Michael'in maskesini çıkardığına ve yıllarca yanında sakladığı (annesinin verdiği), kucağında Boo'yla olan resmini uzattığına şahit oluruz. Sevgiye açlığını son kez ifade eden Michael, karşılık bulmayan bu hamlesinin sonucunda ("birşey anlamıyorum" çığlıkları içinde bıçağı kapan Laurie'nin saldırmasıyla) maskesini son kez takar ve önce Loomis'in, sonra da kardeşinin peşine düşer.

altalt

Genç kızın anlamsız haykırışları (hele Myers'a arkasını dönüp düz duvara tırmanmaya çalışması) filmin en sinir bozucu öğesi olmuş. Belli ki Zombie, bize empati kurmak için sadece Michael'i bırakmak istemiş. İlk filmin meşhur finalini erken harcayan film, Loomis'i de ortadan kaldırdıktan sonra Laurie'yle Michael'ı başbaşa bırakmış ve Michael'in öldüğünü göstermeden, Laurie'nin "Carrie"vari kanlı çığlığına odaklanarak kamerasını flashback görüntülere bırakmış. Michael'in nasıl bu hale geldiği yanı sıra, Laurie'nin de aynı süreçte sakin genç kızdan paranoyak anneye nasıl dönüştüğü, filmin anlatmak istediği bir başka tema olmuş.

altalt

Bir korku dükkanından alınan Kaptan Kirk maskesinin bu denli ünlü olacağını, besteciye para vermemek için kendi bestelediği müziğin, bütün bir korku literatürünün en ünlü marşlarından biri haline geleceğini herhalde öngöremezdi John Carpenter. Maskeli katiller içinde, belki -devam filmleri itibariyle- en anlamsız amaçlarla ortaya çıkan, filmler ilerledikçe daha mekanikleşen bir figür olmasına karşın, Michael Myers'in bu denli sevilmesi ve saygı görmesi, herhalde eşine az rastlanır bir paye ve her zaman da merak konusu olmaya devam edecek.

altalt

Zombie'nin filminin bu kadar kanlı olmasını, "slasher" filmlere doymuş, eskiye prim vermeyen genç nesle "bakın, bizim idolümüz bu, sizin anlayacağınız hale getiriyorum. Tapının." demek istemesine yoruyorum. Bu bağlamda, sinemada rahat koltuklarının bile kurtarmayıp "batar" hale geldiği, gerginlikle kıpırdanıp duran ve kimi sahnelerde epeyce homurdanan (ama filmi terk etmeyen) seyirciyi gördükten sonra, yönetmenin amacına ulaştığını zannediyorum. Devam filmi gelir mi bilinmez ama kısacık filmografisiyle bu denli büyük bir yükün altından kalkan Zombie'yi alkışlamak gerekir; elbette güzel fikirlerini daha usta bir yönetmenin ellerine bıraksa çok daha iyi olurmuş fakat, kendisinden beklenenin gene de üstünde bir iş çıkarmış. Herşeyden öte, bir korku filmine, hele de mitine, bu denli dramatik öğeler katmak ve bunu parodiye dönüştürmeden başarabilmek, gerçekten yürek ister. Bunun için Zombie'yi ayrıca alkışlıyorum. Kamera kullanımına gelirsek: Özellikle finale doğru (şu herkesin sarsıldığı) Laurie'nin tavanda Michael'la köşe kapmaca oynadığı, hızlı fakat görsel açıdan sekteye uğramayan sekans, Michael Bay'in onca parayla Transformers'ta iki lider robotun düellosunu nasıl çöpe çevirdiğini hatırlatır olmuş: 15 yıl sonra maskeyi sakladığı yerden çıkardığında, onu karşısına alıp uzun uzun bakmasıyla da hatırlayacağım, Michael'in psikopatisine saygı duruşu olarak gördüğüm bu film, her anlamda Halloween serisinin ve "The Shape"'in hayranlarına hitap eden bir "tamamlayıcı" olmuş: Eksik ne varsa, kendi mantığınca tamamlayan Zombie'nin, kendisi gibi diğer Myers hayranlarına hediye ettiği.

altalt

Keşke ilk bölüm bir yarım saat daha uzasaymış da, özellikle senatoryumda geçen süreç, daha ayrıntılı anlatılabilseymiş. Ayrıca "gizli eşcinsellik" temalı korku sineması psikanalizlerinin gırla gittiği bir dönemde Michael'a feminen öğeler ve nedenler yüklemek, efsaneye sekte vuran yaklaşımlar olmuş. Daha karizmatik ve "mutlak kötülük" muhteva eden "Damien"vari bir yaklaşım tercih edilebilirdi. Elbette eksiler, artılardan götürecektir, fakat zaten tüm bir korku literatürünün "dışlanmış tür" sayıldığı üzere saygın çevrelerden fazla rağbet görmediğini ve herkesi memnun edecek çok az başyapıt çıkarabildiğini düşünürsek, kendi kıstası içinde değerlendirildiğinde ve "saygı duruşu" mantığı özümsendiğinde, Zombie'nin bu filmi de gerçek yerini bulacak ve hayranlarca kült statüsüne oturtulacaktır. Zaten Halloween serisinin fanatiği olmayanlar, bir "Testere" filmi izlemek isteyenler, bu filme gitmesinler, aradıklarını bulacaklarını zannetmiyorum. Ben 30 yıl önceden gelen siyah beyaz klasiğin gösterilmemiş parçalarını (inşallah DVD'de fazlasını buluruz) görmekten son derece keyifli ve mutluyum. Fanatiklerine gidip görmelerini tavsiye ediyorum ve "The Night HE Came Home" diyerek Myers'in ölümsüzlüğe açılan kapıdan tekrar girip girmeyeceği sorusuyla yazımı noktalıyorum. Myers gerçekten öldü mü ...?

altalt

ELeCTrO Reaperhands'ten Sevgilerle...

alt

ilgili linkler: , imdb , wikipedia, halloween filmleri



Yazar: Sinemaestro | 1 Aralık 2007 | Okunma: 1704 Bookmark and Share
Benzer haberler:

Hayatımda izledigim en kötü filmlerden biriydi John Carpenter in Yaptığı ilk Holloween nin yanında :cry:
12 Temmuz 2008 17:01 |

sinefiller için Coppola Restoration neyse, bu filmin 3 disklik dvd'si de korku türünü sevenler için o olacak. buradan buyrun:

http://www.sinemaestro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=1050&Itemid=1
7 Ekim 2008 23:08 |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.