Seyir Defteri
Anket
Son Yorumlar
Linkler
|
Batman Begins (2005)
Batman Begins, çekildiği dönem Batman için bir yeniden doğuş gibi görülse de, bugün bakıldığında, çizgi romanın devrimi için önemli bir adım olarak durmakta. Tüm bir türün canlanışını bir kenara bırakır, "Kara Şövalye"ye odaklanırsak; 1989 yılındaki Tim Burton patlaması ve ardından gelen, kimilerince Alman dışavurumculuğunun takipçisi bir başyapıt olan Batman Returns (1992) sonrasında Yarasa Adam, kötü ellerde kötü hikayelerle önce hayranlarını, daha sonra sinema seyircisini hayal kırıklığına uğrattı ve boşluğu affetmeyen beyaz perdenin yeni kahramanlarla yerini doldurmasıyla kendini bir süreliğine unutturdu. Ta ki 2003 yılında Christopher Nolan ve David S. Goyer (sinopsisi de ele almıştır) yeni bir Batman senaryosu üzerinde çalışmaya başlayana ve Kara Şövalye'nin çizgi roman orijinlerine inmeye karar vermelerine kadar.
Klasik olmuş bu mini seriler (Year One, Long Halloween, The Man Who Falls), bağlantılı olduğu diğer hikayelerle (The Killing Joke) ikinci filmin temelini kurarken, hem fanteziden uzaklaşıyor, hem gerçekçi olarak ele aldığı Gotham şehrinin (ve Arkham'ın) kıdemli sakinlerini seyirciye takdim ediyordu (James Gordon ilk kez önemli bir rolde seyircinin karşısına çıkar). Bu realist yaklaşım, suçla savaşan Batman'i bir bilimkurgu öğesi olmaktan çıkarmış (o kadar gerçektir ki, halüsinasyon gazını solumuş olan Rachel, Tumbler'ın camından dışarıda Amerikan bayrağı görür!) ve filmleri başka bir arenaya, gangster ve suç filmleri arenasına çekerek, bunca değişime rağmen karakterin sunduğu zenginliğin diğer hiçbir süper kahramanda olmadığını dosta düşmana göstermişti. En büyük düşmanının esin kaynağı, bir Victor Hugo uyarlamasına kadar uzanan zengin bir playboy için hiç de fena değil.
Batman Begins, Tim Burton'un seyirci üzerinde mutlak şekilde kurduğu Batman mitini ters yüz etse de, benzerlik gösteren bölümleri yok değil. Anne ve babasının ölümü, bu filmde de konu edilmiş. Böyle olması iyi olmuş, çünkü insanlar hâlâ onları Joker'in öldürdüğünü, Joker'in gerçek adının Jack Napier olduğunu ve haliyle Batman'in babası yaşında olduğunu zannediyor(du). Bu imajın yıkıldığını görmek için the Dark Knight'ın gösterime girmesini bekleyeceğiz. Bu filmde Bruce'a ailesinden miras kalan, doğruluk ve korkularıyla yüzleşmek adına, düştüğünde yeniden ayağa kalkma gücünü bulmasıdır. Alfred ve Gordon'u, küçük Bruce'u teselli ederken görmek, sonraki bağlantıları kurmak adına güzel bir geçiş noktasıolmuş.
Ailesinin ölümünden sonra dağılan ve "eyleme geçemediği" için intikam ateşini söndüremeyen Bruce'u Himalayalar'da, bir esir kampında görürüz. Henri Ducard (Liam Neeson) isimli bir yabancı, kendisine çıkış yolu sunar ve League of Shadows (Gölgeler Birliği) isimli yeraltı örgütüne katılmasını önerir. Örgüt, yüzyıllardan beri çürümüşlüğe varan yerleşimleri yıkmakta (Roma'ya vebayı getirmişlerdir), artık Gotham'ın da kurtarılamayacak durumda olduğuna ve yok edilmesi gerektiğine inanmaktadır ("suçlular, toplumun yasalarıyla alay eder"). Ra's al Ghul'un (Arapça "iblisin başı") başını çektiği tim, ninja öğretileri ile ("görünmez olmanın sırrı sabırda ve çeviklikte") Bruce'u eğitir ve korkularıyla yüzleşmesini sağlar (en büyük korkusu yarasalardır). Fakat yollar ayrılır ve Bruce, Gotham'daki yozlaşmayla ve büyük patron Carmine Falcone (Tom Wilkinson) ile savaşmak için geri döner.
"Kendini bir insandan üstün bir duruma getirip bir ideale bağlanırsan ve seni durduramazlarsa, o zaman bambaşka bir şey olursun. Bir efsane." Ra's al Ghul'un ağzından dökülen sözler, efsanenin başlangıcıdır aslında ("gösteriş ve aldatma güçlü araçlardır, rakibinin gözünde bir insandan fazlası ol"). Önce felsefesi oluşturulan karakterin, şirketin zengin kaynaklarıyla hayata geçirilmesi uzun sürmeyecek, "etten kemikten biri olmaktan çıkıp, bir sembol haline gelerek, yenilmez olmayı" seçen Bruce Wayne'in Batman'e dönüşümü bu şekilde tamamlanacaktır ("adaletsizlikle savaşmanın yolunu arıyorum. korku duyanların peşindekilere korku salmak için"). Bu noktada, James Bond'un Q'sunu anımsatan Lucius Fox (Morgan Freeman)'a da değinmekte fayda var. Alfred (Michael Caine)'den sonra Bruce'a en yakın noktada duran karakterin filme kattığı zenginlik, prototip araçlarla da desteklenmiş ve Burton'un futuristik oyuncaklarına karşı Nolan'ın Tumbler'i (bir tank) ve net seçilmeyen Bat-signal'i, filmi realist kılan etkenler olmuş. Buna karşın, "destek timi" yarasalar gibi beklenmeyen sürprizler de filmde mevcut.
Bruce'un çocukluk aşkı Rachel Dawes (Katie Holmes), adalet ve intikam arasındaki ayrımı çizmek adına filme oturtulmuş bir diğer önemli bir karakter. Fakat bu, sonraki filmde onu canlandıracak ismin değişmesini engelleyemedi (Maggie Gyllenhaal). Filmin "henchman"i, yani esas düşmanın maşası Dr. Crane (Scarecrow maskesiyle Cillian Murphy), son derece başarılı çizilmiş bir karakter. Çizgi romanda uzun, ince ve sosyopat bir tip olarak gördüğümüz (saygın bir akademisyenle konuşurken, bir anda etraftaki kuşları korkutmak için davranır ve sonra bir şey olmamış gibi geri döner) Crane'i Ra's Al Ghul'un ideallerine hizmet edecek şekilde hikayeye yerleştirmek yaratıcı bir fikir olmuş ve filmin elde ettiği başarıya paralel, işe yaradığı ortada.
Scarecrow'un halüsinasyon gazını şehrin su şebekesine katıp buharlaştırarak, Gotham'ı paranoya seli içinde boğmayı planlayan Gölgeler Birliği'ne (ve satılmış kanun adamlarıyla dolu yozluğa) karşı son savaşta Batman ve Gordon birlikte çarpışacak, "bu, güzel bir arkadaşlığın başlangıcı olacaktır" (Casablanca).
Nolan, Memento ile tanıştığımız kurgu anlayışını filmin geri dönüşlerine ustalıkla yedirerek hikayeyi akıcı kılmayı başarmış. Başta Çavuş Gordon rolünde Gary Olman olmak üzere, Morgan Freeman, Rutger Hauer, Tom Wilkinson, Liam Neeson (son karesinde Qui-Gon Jinn'i anımsatır), Ken Watanabe ve -Bruce'un ceketini verdiği evsiz rolünde- Rade Serbedzija gibi usta isimlerin yanında önyargıyla izlediğimiz Katie Holmes filmde sırıtmamış. Christian Bale ise, Michael Keaton'un Batman'ini silmese de, perdeye yaydığı ışıkla, olabilecek en iyi seçim olarak Bruce Wayne karakterinin hakkını vermiş. Filmin sürpriz kozu ise, fiziğinin de avantajıyla, Dr. Jonathan Crane rolüne cuk oturmuş Cillian Murphy. Renkli gözleri ve elmacıklı yüzü, insanda belli belirsiz bir rahatsızlık yaratıyor ve bu, Crane'in "görünenin ötesindeki" kişiliğinin dışavurumunda oldukça kolaylık sağlamış.
Tim Burton filmlerini efsane yapan, sadece Burton'un kurduğu dünya değildi elbette. İlk filmle pas geçilip ikincide değeri anlaşılan Danny Elfman'ın muhteşem müzikleri, türünün en iyi örnekleri arasına adını şaşaalı bir biçimde yazdırmıştı. Nolan'ın yeni bir tema yaratması için çağırdığı Hans Zimmer, James Newton Howard'ı da yanına istemiş, Bruce Wayne'in çifte kişiliğine gönderme olarak, ayrı ayrı çalışan ikili, besteledikleri müzikleri filmin setinde bir araya getirmiştir. Albüm, parçalarının tamamını yarasa türlerinin Latince isminden alır. Bunlardan Molossus, filmin ruhuna birebir uyan melodisiyle öne çıkar ve kendisinden sonra gelecek filmin müziğine de çokça esin verir.
Bu filmden sonra Superman de beyaz perdeye dönmüş, DC'nin bu atağına Marvel Comics, daha 5 yıl geçmeden Hulk'u yeniden beyaz perdeye aktararak, cevap vermiştir. "Sinemada 5 yıl, edebiyatta 1 kuşak demektir" demişti, bir yazar. Kısa geçmişine rağmen, teknolojinin hızla ilerlemesiyle kuşakları üçer beşer atlayan sinema, esin kaynaklarının da birer birer tükenmesiyle (yapımcıların basmakalıp düzende ısrar etmesi mi demeli) yeni arayışlara yönelmiş ve henüz fark edilmese de, animasyonun (Oscar'ın bu yılki muhtemel varisi Wall-E) ve çizgi romanın (henüz hakkıyla beyaz perdeye aktarılmamış Marvel Universe) damga vuracağı bu yeni dönemde Batman Begins de bir nefer, kilometre taşı olarak şimdiden haklı yerini almıştır.
The Dark Knight'a gelince... bugüne kadar salt görselliğe hizmet etmiş iMAX teknolojisinin, konusu sağlam bir filmde neler yaratabileceğini ve seriyalin ikinci filminin de bu alanda nefer olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz. Bu satırların yazıldığı sırada, bu film, sinemanın sanal şubesi imdb'nin 1 numarasında oturmaktaydı. Çizgi roman denildiğinde akla Marvel Comics gelse de, beyaz perde her zaman Superman ve Batman'in hegamonyası altında oldu ve DC Comics, Superman'e bile ihtiyaç duymaksızın, Batman'le bu önderliğini korumaya devam ediyor. Belli belirsiz bir tarih yazılan şu günlerde, Kara Şövalye'nin ikinci macerasını izlemek için hepinizi sinema salonlarına davet ediyor ve tarihe tanıklık etmeye çağırıyorum. Bugüne kadar "fantastik" bulunarak sırt çevrilmiş çizgi roman, ilk kez bu seri ile ete kemiğe bürünmüş ve hiç olmadığı kadar saygınlık kazanmış durumda. Bu bileşime kayıtsız kalmak istemiyorsanız, bırakın Batman "Başlasın" ve "Kara Şövalye" son sözü söylesin. Sinemadan feyz alan herkesin bu şölene katılmasını bekliyor, Joker ile "ilgilenmek" üzere sözü Bruce Wayne'e bırakıyorum.
- "Benden hâlâ ümidi kesmedin mi?"
ELeCTrO'dan Sevgilerle...
Yazar: Sinemaestro | 20 Temmuz 2008 | Okunma: 1030
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
Login
Translate
Facebook
Etiket Bulutu
2007, 2008, 2009, al pacino, alfred hitchcock, alice in wonderland, alien, amy adams, angelina jolie, anne hathaway, annie leibovitz, avatar, back to the future, batman, blake lively, brad pitt, cate blanchett, charlie chaplin, charlize theron, christian bale, christina hendricks, christopher nolan, clint eastwood, dc comics, diane kruger, eleştiri, emmanuelle chriqui, fragman, freida pinto, gary oldman, gişe, gossip girl, hayden panettiere, heath ledger, inglourious basterds, iron man, iron man 2, jack nicholson, james cameron, jessica alba, jessica biel, johnny depp, joker, kamera arkası, kate winslet, keira knightley, kristen stewart, kritik, kısa film, leighton meester, lost, marilyn monroe, marion cotillard, marlon brando, marvel, matt damon, megan fox, meryl streep, mickey rourke, mila kunis, mischa barton, natalie portman, oscar 2009, parodi, penelope cruz, poster, poster art, public enemies, quentin tarantino, rachel weisz, robert de niro, robert downey jr, sam worthington, scarlett johansson, sinema, slumdog millionaire, soundtrack, spider-man, star trek, star wars, superman, terminator salvation, the curious case of benjamin button, the dark knight, the godfather, the godfather part 2, the incredible hulk, the spirit, the terminator, thor, tim burton, vanessa hudgens, vanity fair, video, video klip, wall-e, watchmen, web site, x-men origins wolverine, zoe saldana
Tüm etiketler Popüler
Arşiv
Reklam
|
Şifremi Unuttum?