Seyir Defteri
Anket
Son Yorumlar
|
Superman Returns (2006)
Superman'e neden ihtiyacımız var? Çelik adam, Christopher Reeve'in deniz mavisi gözlerinde canlanalı nerdeyse 30 yıl olmuş. Kimler geçmedi ki bu süreçte: "Baba" Marlon Brando, "General" Terence Stamp, "Luthor" Gene Hackman, dünyalı baba Glenn Ford ve elbette kendisi gibi makus bir kader yaşayacak olan Lois, Margot Kidder. Çocukluğumun romantik kahramanlarından biriydi Superman: film başladığında sesini sonuna kadar açıp müziğini kasede kaydettiğim.. Videolara çekip defalarca izlediğim.. "Yalnızlık Kalesi"ni onunla paylaştığım... İleriki yıllarda Batman'le, Spiderman'le karşılaştık, okuduk, filmlerini izledik. Hiçbirini Superman'le karşılaştırmadık, çünkü onda bir büyü vardı, diğer kahramanlar gibi yokluktan gelip azmiyle, kayıplarının öfkesiyle kendini geliştirmemişti: Doğuştan farklıydı, güçleri nerdeyse sınırsızdı ve buraya ait değildi.
Peki ne anlatıyordu filmler? Açıkçası bilimkurgu öğeleri barındırsa da, Superman'in -bir süper yapım olarak- 1978 yılında başlayan serüvenleri, kendisini bu dünyaya adapte etme sürecini ve tek aşkı Lois'e süper güçleri olmaksızın kendini kabul ettirme çabalarını anlatıyordu. Arada eğlenceli Lex Luthor'u ve karizmatik General Zod ve ekibini izledik. İlk 2 film zaten efsanenin kalıcı olmasına yetti ve üçüncü-dördüncü filmler sadece Reeve'in hatrına izlenir oldu. Aradan geçen zamanda Reeve, düşen bir uçaktan mucizevi şekilde sağ kurtulmasının akabininde, bütünleştiği Superman'in tanrısal gücünün laneti misali, attan düşerek felç oldu ve hayal edilen devam filmi senaryoları onsuz yazılmak zorunda kaldı.
Superman Batman'e Karşı gibi saçma projelerin, Superman hayranı olduğu için role gönüllü olan Nicolas Cage gibi alakasız isimlerin ortalıkta dolaştığı yıllarda rafa kaldırılan yeni Superman serisi, Olağan Şüpheliler (The Usual Suspects) sonrası çektiği 2 X-Men filmiyle kalitesini ispatlayan Bryan Singer'in yönetmen koltuğuna oturmasıyla daha çekim aşamasında sinefilleri heyecanlandırmıştı. Yeni bir Superman bulundu, yeni kostümler tasarlandı ve Superman Returns, aylar öncesinden fragmanlarıyla görücüye çıktı. Eleştiriler, taze Superman Brandon Routh'un Christopher Reeve'in yerini tutmadığı yönündeydi. Kimsenin senaryoyu merak ettiği, Singer'e güvendiği yoktu, oysa Singer birlikte bir belgeselini de çektiği Superman'i bu filmle "başkalaşım"a uğratıyor ve cesur hamlelerle diğer filmlerde meyvesini yiyeceği temeller atıyordu. Filmi eleştirirken bütün olarak bakmalı, klişelere bile esprili yaklaşımıyla oturmuş bir efsaneye yenilikler getirmesine alkış tutmalı ve "hayal edebildiğiniz kadar varsınız" diyen sinemanın olmazsa olmaz kahramanlarından birine tekrar hayat bulması için ikinci bir şans vermeliyiz.
Superman Dönüyor, John Williams'ın artık Superman'le bütünleşmiş tema müziğinden Jor-El Marlon Brando'nun tiradına (annesini de bu filmde Brando'nun On The Waterfront'taki partneri Eva Marie Saint canlandırır), önceki serinin unutulmazlarını alarak yepyeni tatlar katıyor ve kendini yinelemekten kurtulup yepyeni bir Superman yaratıyor. Süper duyularını kullandığına (özellikle görme ve işitme), "güneşin oğlu" olarak uzaya çıkıp şarj olduğuna, yavaş çekimlerde -mükemmel görselliğin bir uzantısı- kırmızı pelerininin ve tüm sesleri duyabilmesinin karizmatikliğine şahit olduğumuz Superman, insan yönüyle de artık kıskanıyor, süper olmasına karşın sevdiği kadını elde etmekte aciz kalıyor, Kripton'u görmeye gidip 5 yıl yok olduğu sırada mahkemeye tanıklığa gitmeyerek Lex Luthor'un serbest kalmasına neden oluyor, üstelik bir de Luthor ve adamlarından acı bir şekilde dayak yiyor. Her zaman kurtardığı insanlık, bu sefer onun iyileşmesi için seferber oluyor. Sadece Amerika'nın değil tüm dünyanın kurtarıcılığına soyunuyor, bunu televizyon anonslarında ışık hızında kıtadan kıtaya ulaşıp "gündelik sorunlara" yardıma koştuğu haberlerinde görebiliyoruz. Fakat yine de insanlığın kanayan yaralarına merhem olduğu söylenemez, kalıcı sorunlar sözkonusu olduğunda insanlığı kaderiyle başbaşa bırakıyor.
Luthor'un söylediği bir söz de film içinde kahramanı eleştirir türden: "Tanrılar kırmızı pelerinleriyle ortalıkta dolaşan ve güçlerini insanlıkla paylaşmayan bencil yaratıklardır. Ben tanrı olmak istemiyorum, insanlara (Prometheus gibi) ateşi getirmek istiyorum. Ve de payıma düşeni." Luthor, Yalnızlık Kalesi'nden çaldığı kriptonitlerle yepyeni bir kıta yaratmayı ve "her daim insana lazım olan" toprağı satarak zengin olmayı hayal etmektedir. Milyarlarca insan ölecek ve kalanlar onun uzaylı teknolojisine boyun eğeceklerdir. Zeka, kası yener ve bu filmde Luthor hiç olmadığı kadar zekidir.
Aradan geçen zamanda Lois Lane de "Dünyanın Superman'e Neden İhtiyacı Yok?" başlıklı yazısıyla Pulitzer ödülü kazanmıştır, habersiz çekip giden Superman'e o da öfkelidir, herkes gibi hayatına devam etmiş ve yeni bir ilişkiye başlamıştır [çocukluğunda Hulk gibi kilometrelerce zıpladığını gördüğümüz Superman, yavuklusunu Dracula'nın (Frank Langella - Perry White) yeğeni Cyclops'a (James Marsden - Richard) kaptırmıştır]. Büyüyüp maskeli bir katil olmayacağı kesin olan Jason adında bir de oğlu vardır. Çocuğun bir sahnede bir Clark'a, bir dev ekrandaki Superman'e bakması, onun bile aradaki benzerliği fark edişi, filmdeki güzel öz eleştirilerden biridir. Cep telefonuyla yine bir çocuğun fotoğrafladığı Superman'in aynı kalitede fotoğraflarını gazetede göremeyen Perry'nin Jimmy ve Lois'le beraber ofisindeki resimde gökyüzündeki küçük noktaya bakıp "Bu bir kuş, bir uçak, hayır bu bir?" repliği döktürmesi, yine efsaneye esprili bir saygı duruşudur. Jason piyano çalarken kötü adamın gelip eşlik etmesi, beraber bir melodi çıkarmaları, benim keyif aldığım sahnelerden biriydi.
Filmin literatüre girecek bölümüyse, "Oğul baba olacak, baba da oğul" (The son becomes the father. And the father, the son) monoloğunun geçtiği sahnedir. İzleyenin tüylerini ürperten ve duygulu anlar yaşatan bu sahne, göçüp giden Brando ve Reeve'e de saygı duruşudur adeta, yeni bir dönem başlamış ve efsanenin önü artık tamamen açılmıştır. Yeni olasılıklar kapıda beklemekte ve izleyiciye heyecan vermektedir, umarım ki yapımcı şirket yönetmen ve oyuncu ekibinden vazgeçmez ve en azından birkaç filmde daha eski göz ağrılarımızdan birini anmanın mutluluğunu yaşarız.
Batman'de olduğu gibi Superman de yeni bir döneme başarıyla girmiş bulunmakta ve sanıyorum ki sırf bu 2 kahramanla yıllar yılı elinde tuttuğu bayrağı -tüm çabalarına rağmen- multi kahramanlı Marvel'e kaptırmayan DC Comics, çizgi roman uyarlamaları söz konusu olduğunda liderliğini daha uzun sure devam ettirecektir. Smallville ile televizyonda da başarılı bir grafik yakalayan ve Lex - Lionel Luthor ikilisi başta olmak üzere karakter zenginliğine kavuşan Superman serisi, Superman'in çizgi romanda öldürüldükten sonra (Doomsday) yaptığı ticari dönüşün kemikleşmiş hayran kitlesiyle zorunlu olduğunu ve sağlam senaryolar sayesinde kazandığı başarının kalıcı olduğunu dosta düşmana göstermiştir. Pulitzer'e gelince: Yeni yazısına "Dünyanın Superman'e neden ihtiyacı var?" başlığını atan Lois'e Perry'nin dediği gibi, "Pulitzer ödülleri Oscar ödülleri gibidir. Kimse ne için verildiğini hatırlamaz. Önemli olan almaktır." Ben de film öncesi ve sonrası eleştirileri kimsenin hatırlamayacağına ve önemli olanın filmden alınan keyif olduğuna inanıyorum. İyi ki döndün Superman. Yolun açık olsun!
Yazar: Sinemaestro | 29 Kasım 2006 | Okunma: 2057
Benzer haberler:
pelops |
pelops |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
Login
Translate
Facebook
Etiket Bulutu
2007, 2008, 2009, al pacino, alfred hitchcock, alice in wonderland, alien, amy adams, angelina jolie, anne hathaway, avatar, batman, blake lively, brad pitt, cate blanchett, charlie chaplin, charlize theron, christian bale, christina hendricks, christopher nolan, clint eastwood, cosplay, dc comics, deniz akçadoğan, diane kruger, eleştiri, emmanuelle chriqui, fragman, gary oldman, gişe, gossip girl, hayden panettiere, heath ledger, inglourious basterds, iron man, iron man 2, james cameron, jessica alba, jessica biel, johnny depp, joker, kamera arkası, kate winslet, keira knightley, kristen stewart, kritik, kült ablası, kısa film, leighton meester, lost, marilyn monroe, marion cotillard, marlon brando, marvel, megan fox, meryl streep, mickey rourke, mila kunis, mischa barton, natalie portman, oscar 2009, parodi, penelope cruz, poster, poster art, quentin tarantino, ridley scott, robert de niro, robert downey jr, sam worthington, scarlett johansson, sinema, slumdog millionaire, soundtrack, spider-man, star trek, star wars, steven spielberg, superman, terminator salvation, the avengers, the curious case of benjamin button, the dark knight, the godfather, the godfather part 2, the incredible hulk, the spirit, the terminator, thor, tim burton, up, vanessa hudgens, vanity fair, video, video klip, wall-e, watchmen, web site, x-men origins wolverine, zoe saldana
Tüm etiketler Popüler
Arşiv
Reklam
|
Şifremi Unuttum?