Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Batman Returns (1992)
Kategori: Janr Filmleri » Fantastik/Bilim-Kurgu | Haber ID: 563 | Yazdır

alt

 

 

Batman Returns, karanlık atmosferi ve müzikleri ile aklımda yer etmiş, daha ilk dakikasından sizi etkisi altına alıp büyüledikten sonra, mutsuz bir sonla ve damağınızla buruk bir tatla ortada bırakan, gotik ve trajik bir Tim Burton şaheseri.


alt

 

"Beynimin nasıl çalıştığını görün" diyerek savunuyor filmini Tim Burton. İlk Batman filminden sonra bir ikinciyi yapmak istemeyen, Daniel Waters'in ilk senaryosunu okuduktan sonra kararını değiştirip, selefiyle tamamen bağlarını koparmış, farklı bir film yaratmaya koyulan Burton; Edward Scissorhands ve Beetlejuice'te beraber çalıştığı Bo Welch'in tasarımıyla, karlar altında bir Gotham şehri sunarak, bir kez daha, Alman ekspresyonist akımının öncülerine (Fritz Lang, Metropolis; F.W.Murnau, Nosferatu) saygı duruşunda bulunuyor ve ilk filmin eğlenceli yapısı, yerini grotesk bir mizaha ve nev-i şahsına münhasır bir "kara film"e bırakıyor.


altalt

 

Beyaz perdenin en iyi açılışlarından biriyle başlıyor Batman Returns. Aristokrat bir ailenin "ucube" olarak doğan ilk erkek çocuklarını kabullenemeyip nehre bırakmasıyla ve kanalizasyonda yol alan (daha sonra devasa bir ördeğe dönüşecek) beşiğe eşlik eden Danny Elfman'ın nefis müziğiyle giriş yapan film, 33 yıl sonrasına, kargaşa içindeki Gotham sokaklarına dönüyor ve Batsignal'in verilmesiyle "Kara Şövalye" tekrar işe koyuluyor. Ghostbusters 2 ve Superman 3'ün girişlerini hatırlatsa da, bu kargaşada eğlenmek bir yana, Batman'in ilk kez kötüleri "harcadığını" görüyoruz. Adaleti uygulamak için adam öldürmekten sakınmayan Batman portresi, çizgi roman fanatiklerinin filme getirdiği en büyük eleştiriydi.


altalt

 

Filmde öne çıkan karakterler Penguin ve Catwoman bir yana, bu öykünün katıksız kötü adamı -Nosferatu'nun Kont Orlok'u Max Shreck'e atıfla- milyoner sanayici Max Shreck (Christopher Walken). Batman, bu filmde ilk kez ikinci plana atılmış gibi. Açacağı enerji santrali ile Gotham'ın mevcut enerji stoğunu depolayıp oğluna miras bırakmak peşinde olan Schreck'in maskesi, sekreteri Selina Kyle (Michelle Pfeiffer)'ın tesadüfen şifreli dosyalara ulaşmasıyla, düşme tehlikesine girer ve Schreck bu tehdidi kendi yöntemleriyle bertaraf eder ("Merakli kedilere ne olur, bilir misin?"). Daha önce örtbas ettiği kirli çamaşırlar ise, şehrin altında yaşadığı rivayet edilen "Penguen" (Danny DeVito) tarafından şantaj malzemesi olarak önüne sunulacak ve ikili, kirli bir ortaklığın içine gireceklerdir. Penguen'in istediği "bir insan olarak kabul edilip saygı görmek ve gerçek ismini öğrenmek" olsa da ("penguen uçamayan bir kuştur. ben bir insanım. bir adım var"), Max, kendi çıkarları doğrultusunda, Penguen'in -yeni adıyla Oswald Cobblepot- belediye başkanlığı için bir seçim kampanyası başlatır. Artık şehirdeki tek ucube Batman değildir (şüpheyle yaklaşsa da, Batman'in istediği kalesinde yalnız olmak değil, kendisine benzeyen birilerini bulabilmektir). Bunun yanında Selina da ölmemiş, masallara layık bir şekilde hayata döndükten sonra, yeni bir kimlik kazanmıştır ("Selina, Selina..." "Evet adım bu. Fazla kullanma, yeni bir tane bulmak zorunda kalmayayım"). İd'e yapılan göndermeler, kullanılan metaforlar muazzamdır (Selina'yı bir başka yalnızlık kalesi olan evinde karşılayan "Hello There" neon lambasının "Hell Here"a dönüşmesi, güzel bir ayrıntıdır).


altalt

 

Burton, Catwoman için "sizin de iğrenmenizi istedim" şeklinde bir beyanatta bulunmuştu. Michelle Pfeiffer'in Bruce Timm'i bile hayran bırakan Catwoman yorumu bunu düşündürmüş müdür bilinmez ama, Selina'nın ağzından dökülen kimi cümleler, bunu destekler nitelikte: "Söylediğim gibi, ben bir kadınım. Bu yüzden de bana güvenilmez." "Hayat adidir, benim gibi." "Tam bir pisliğim." Bruce Wayne ise ruh eşini bulmuş gibidir ("Biz aynıyız. Tam ortadan ikiye bölünmüş.") Penguen'e gelince, Wayne ile aralarında Habil ile Kabil durumu vardır adeta ("Beni kıskanıyorsun çünkü ben hakiki bir ucubeyim. Sen ise maske takıyorsun"). Max Shreck'in söxleri bunu doğrular: "Ailesi kıçına tekmeyi basmasa özel okulda oda arkadaşı olurdunuz." Gothamlı ailelerin ilk erkek çocuklarını katletme planı da, Hz.Musa ile Ramses'in hikayesini hatırlatır.


altalt

 

İlk filmle -arada geçen Vicki Vale diyalogları dışında- neredeyse hiçbir bağlantının olmadığı filmde, Bruce Wayne'i her zamankinden daha yalnız ve zaman zaman kafası karışmış görüyoruz: "Tanışmıştık. Hayır, kendimi biriyle karıştırdım." Selina ile arasında kurduğu bağ, bu filmler boyunca "kendi türünden" yakınlaşma sağlayabildiği tek bağdır. İkilinin alt kimliklerine dair basında çıkan haberlere tepkisi, gerçek yüzleriyle topluma karışma hayallerinin bir yansımasıdır adeta. Tim Burton'un karakteri bu kadar yalnızlığa mahkum etmesinin başka sonuçları da var: Warner Bros, ilk senaryoda yer alan Robin karakterini istemesine rağmen, Burton'un düşüncesi farklıydı: "Robin, dünyanın en gereksiz karakteri. Batman, yalnızların da yalnızı bir adamdır." Eğer gerçekleşseydi,bu filmde Robin'i Marlon Wayans oynayacaktı -ki Batman Forever'da yerini beyaz bir aktöre -Chris O'Donnell- bırakmıştır. İlk filmin senaristi Sam Hamm'in öyküsü beğenilmeyince yerine getirilen Daniel Waters'in de aslında "Beetlejuice Goes Hawaiian" isimli 2. Beetlejuice filmi üstünde çalıştığını ve bu projenin asla hayata geçmediğini ekleyelim. Eğer Sam Hamm'in senaryosu çekilseydi, Billy Dee Williams (Harvey Dent)'i Two Face olarak izleyecektik. İlk filmde rolü kaçıran Sean Young'un ısrarlı isteğine rağmen, Raquel Welch, Jennifer Jason Leigh, Lena Olin, Ellen Barkin, Cher, Bridget Fonda ve Susan Sarandon gibi isimlerin arasından The Grifters'taki performansıyla beğenilip sıyrılan Annette Bening, Catwoman rolünü alan ilk isim oldu, ancak Bugsy'de tanışıp evlendiği Warren Beatty'den hamile kalmasıyla, bir kez daha kasting sorunu yaşandı. Vicki Vale rolünü Keaton yüzünden alamayan Pfeiffer, bu sefer Catwoman için düşünülen isim olmuş. 3 milyon dolar ücret + gişeden pay alan güzel yıldızın bu film için kickbox dersleri aldığı da notlar arasında. Penguen rolü ise bizzat De Vito için yazılmış ve Stan Winston'un muhteşem makyajıyla ortaya unutulması zor bir karakter çıkmış. (Fötr şapka, şemsiye ve gözlük; çizgi romanda da kullanılan aksesuarlar, fakat Penguin gerçekte ucube değildir - "yüreğiniz varsa, ellere ihtiyacınız yoktur"). Film, ilk 3 günlük hasılatıyla (47.7 $ dolar) o zaman için rekor bir gişe başarısı sağladı, fakat uzun vadede serinin en başarılı filmi olmadı. Yine de Noel filmleri içinde en başarılı yapımlardan biri olarak kabul edilmekte ve Dolby Digital 5.1 ses kaydının beyaz perdede ilk kez kullanıldığı film olarak da tarihteki haklı yerini almakta. (Wikipedia).


altalt

 

Burton'un Batman filmleri zaman mefumundan bağımsızdır, fakat filmdeki kimi popüler göndermeler, bunu bozar nitelikte: "Başkanlar gelip gider, Mirasyediler çabuk yorulur. 'Muhammed' Shreck e 15 raund dayanabilir misin?" veya "Benim Norman Bates yahut Ted Bundy tipi biri olduğumu düşünebilirsin". Bugün için anlam ifade eden göndermeler de var: "Küresel ısınmayı durdurun. Küresel soğumayı başlatın. Buzul çağına geri dönelim." (Batman & Robin'de bunu yaptılar). Penguen'in serzenişi ise, filmi kasvetten kurtaran belki de tek komik ana hizmet ediyor: "Niye hep birileri mitinglere domates, yumurta getirir?" '9 canlı kedi' ("four, five, still alive. six, seven, all good girls go to heaven") Selina'nın iyi mi, yoksa kötü mü olduğu ise, filmde ve filmden sonra hep tartışıldı ("Ateş mi etsem, aşık mı olsam bilemiyorum" "Nazik ol, bu ilk olacak"). Cüretkar, sözünü esirgemeyen bir alt kimlik sergileyen Selina'nın, Burton filmlerinde ölmeyen tek "ucube" olduğuna dikkat çekelim. O yıllarda bir Catwoman projesi düşünülüyordu fakat maalesef, bu, yıllar sonra, olabilecek en kötü şekilde gerçekleşti (Catwoman, 2004). Bu karakteri daha önce TV'de oynayan Lee Meriwether ve Julie Newmar'ı saygıyla analım.


altalt

 

"Ökseotunu yersen ölebilirsin. Ama bir öpücük, eğer hakkını verirsen, daha da öldürücü olabilir." sözünü unutulmaz kılan Face to Face (Siouxsie & the Banshees) sahnesi ve müziği, en az Elfman'ın şaheseri kadar etkili. Rus buz patencisi Irina Slutskaya, geçtiğimiz yıllarda bu parçada Catwoman karakteriyle piste çıkmış ve muhteşem bir gala programı sunmuştu. Vincent Schiavelli başta olmak üzere, Kırmızı Üçgen Sirk Çetesi'nin varlığı, ilk filmdeki pandomim ekibini aratmıyor (köpekli kadına dikkat). Batman'in kostümü (Batsuit) ve gardrobu, bu filmde yenilenmiş ve göze daha hoş gelir olmuş. Selina'nın deyişiyle "şövalye ve uşağı numarası biraz eskise de", Batman, bu en görkemli macerasında, her zamankinden daha kasvetli ve yalnız bir dünyaya misafir ediyor seyircisini. Superman'in "Yalnızlık Kalesi" bile, Bruce Wayne'in malikanesinin yanında opera salonu gibi kalıyor. Joker ile Batman üzerinden kurulan ilk filmdeki bağlantı, bu filmde yerini Gotham - Batman - Karmaşa üçgenine bırakıyor ve hiç kimsenin kârlı çıkmadığı bu ilişki, kenti kemirdiği gibi, seyirciyi de zaman zaman bunaltıyor. Burton ilk filmi açık ara daha kasvetli bulsa da, bir "karanlık ruhlar" geçidi olan film, seyirciye bütünleşecek bir karakter bırakmıyor ve kanımca beğenilmemesinin gerçek sebebi bundan kaynaklanıyor. Batman üzerinden filme dahil olan seyirci, yalnızlığına bir ortak arayan Kara Şövalye'nin Penguin ve Catwoman ile yaşadığı hüsranlarla ümidini yitiriyor ve öyle bir an geliyor ki, oğlu yerine kendisini feda eden Max Shreck, filmin insani tarafı en ağır basan karakteri oluyor. Neresinden tutsanız dökülecek karakterlerle dolu bir intikam öyküsü Batman Returns. İtilmişlerin intikamı ve bu kokuşmuş şehri kurtarmaksa, her zaman olduğu gibi, yine kendi karanlığından doğan bir kahramana düşüyor: Batman, bir daha hayatımızdan çıkmamacasına beyaz perdeye dönüyor ve Tim Burton, bu eşsiz eserinde, görsel ve işitsel kimi sahnelerle, belleğinizden silinmeyecek bir yapıta imza atıyor.


alt

 

Selina ve Oswald için bestelediği yeni müziklerle desteklediği müzik albümüyle Danny Elfman, filmin tüm tartışılabilirliğine rağmen, sarsılmaz bir başyapıt ortaya koyuyor ve sinema tarihinin en karanlık, en hüzünlü, tüyler ürperten melodilerine ev sahipliği yapan Batman Returns, açtığı onulmaz yaralarla bir kuşağın başyapıtı olmaya, hayaller dünyasına açılan kapıda umutlara yer olmadığını hatırlatmaya devam ediyor. Andersen ve Buzzati öykülerinin modern temsilcisi olan Burton, size gerçek dünyanın tüm kirli çamaşırlarını sunarken, bu fantastik masalda kaybolup Edward gibi kendini bulmak, sizlerin hayal gücüne kalmış. Öfkenin, aşkın, umudun ve hayal kırıklığının benzersiz bir bileşimi olan Batman Returns'u tüm sinemaseverlere öneriyor ve izlemiş olanlara, ilk günkü heyecanı yeniden paylaşmalarını tavsiye ediyoruz.


alt

 

Selina'ya Sevgilerle...

 

alt

 



Sayfa 1-of-2 | Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Yazar: Sinemaestro | 23 Temmuz 2008 | Okunma: 989 Bookmark and Share
Benzer haberler:
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.