The Dark Knight, sinemaya bir yenilik getirmeyen, fakat çizgi romanı beyaz perdeye en saygın şekilde uyarlayarak bu türün beyaz perdede evrimine katkı sağlamış, bu anlamda önemli bir kilometre taşı ve devrim niteliğinde bir yapım. Heath Ledger'in zamansız ölümü, bir histeri dalgası yaratmış ve kitleleri sinemaya çekmiş olsa da, film daha yapım aşamasında fanların ilgisine uğramış ve gerek gişe başarısını, gerekse, Nolan'ın senaryosundan sızan bilgiler ışığında, alacağı olumlu tepkileri çoktan garantilemişti. Filmin bu denli el üstünde tutulması sadece kalitesinden ve Heath Ledger'in ölümünden kaynaklanmıyor. "İtilmiş" bir türün sadık takipçilerinin, -sinemanın yazılı külliyatta en yakın akrabası- çizgi romanın okurlarının isyanıdır bu. Çizgi roman, sinemada hiç bu kadar saygınlık uyandırmamıştı. Bu bağlamda The Dark Knight, çizgi romanın beyaz perdede kutsanışıdır ve yıllar sonra gelecek ardıllarının öncüsü olarak, bir devrimin başlangıcıdır.
Introduce a Little Anarchy
The Long Halloween ve The Killing Joke hikayelerinin baz alındığı yapımda, Joker'in bildik karakterine yabancı olmayanları çok da şaşırtmayan, başarılı bir Heath Ledger kompozisyonu var. Bu performans, değil bu yıl, on yıllar boyunca yarışsa, her yıl kendi kategorisinde (en iyi yardımcı erkek oyuncu) Oscar'ı rahatlıkla alır. Filmin The Godfather serisiyle karşılaştırılabilecek tek yanı, Ledger'in kusursuz performansıdır. Nolan'ın dediği gibi, bu filmi "kişilik kazandırılmış bir şehir" imajıyla Michael Mann'in Heat'ine yakın tutmak mümkün. Fakat filmin köklerinde çizgi roman unsurları olduğu her karesiyle kendini belli ediyor ve usta yazarların kaleminden çıkma bu seçkin albümler, Nolan Kardeşler'in senaryosuyla doyumsuz bir sinema zevkine dönüşüyor. Klişeler yok mu? Elbette var. Binlerce film izlemişseniz bunu söyleyebilirsiniz. Fakat önemli olanın bu taşları yerine doğru oturtabilmek ve doğru yerde kullanabilmek olduğunu da söylersiniz. Bazı insanlar dünya yanarken seyretmek ister. Bu dünyada yaşamanın tek mantıklı yolu, kuralsızlıktır. Biraz anarşi ile mevcut düzeni sarsar ve kaos yaratırsınız. Bu kaosun elçisi de, Gotham'a karabasan gibi çöken, kimliği belirsiz Joker'dir.
Like a Dog Chasing Cars
Joker'in kökleri yaratılışında Victor Hugo'ya kadar uzansa da, karakterinin bilinmezliği, bu en sadık uyarlamada birebir korunmuş. "Parmak izi yok, DNA örneği yok, diş kaydı yok. Giysiler özel kumaştan. Markasız." Joker'in film boyunca kurbanlarına anlattığı ("yaralarımın nasıl oluştuğunu bilmek ister misin?") hikayeler de, birbirinden farklı, uydurma hikayeler. Karşımızda yaptıklarından zerre kadar pişmanlık duymayan ve işini zevkle yapan bir Joker var. Onu herhangi bir sıfata indirgemek istemiyorum, çünkü çizgi romanda "Joker" ve "diğerleri" vardır. Onun kendine has kişiliğinin beyaz perdeye biraz olsun yansıyabilmesi milyonlarca fanatiğini memnun etmiş olmalı ki, film, sinemanın mevcut tüm gişe rekorlarını alt üst etmiş durumda. Nolan'ın filmleri, Burton'un seçiminin aksine, birbiriyle bağlantılı olsa da, bu filmi selefini seyretmeden de izleyebilmeniz mümkün. Bruce Wayne'in iç çatışmalarına ayıracak zamanı olmayan film, Joker'in manipülasyonlarına teslim olmuş şekilde ilerliyor ve onun "insanı öldürmeyen şey tuhaflaştırır" deyişini doğrularcasına, koca bir şehir korkuya ve kaosa teslim olurken, adaletin savunucuları (Batman, Gordon ve Harvey Dent) çaresizlik içinde akıntıya kapılıp sürükleniyorlar. Ta ki her biri Joker'le yüzleşene kadar. Joker'in hedefi, her birinin zayıf noktası oluyor ve bu "bir koyup beş alma" planı ("Birkaç bidon benzin ve mermi ile şu şehre ne yaptığıma bak") karşısına dikileni ezip geçerek, sona dek işlemeye devam ediyor. Ardında kendi yarattığı bir "miras" bıraksa da, Joker'in planlara odaklı hareket etmediği ("plan, komplocular içindir. siz kurdunuz ve kaybettiniz"), bu nedenle de hiçbir zayıf noktasının ve durdurulabilir açığının olmayışı, Batman'i hiç de alışık olmadığı bir duruma sokuyor ve bu "it dalaşı"ndan zararlı çıkan Kara Şövalye oluyor ("bir domuzla asla güreş yapmayın. ikiniz de kirlenirsiniz ama domuz bundan hoşlanır"). Joker'in tahrikkar söylemleri de bu aciziyeti ortaya koyuyor: "Ben arabaları kovalayan köpeğim. Onları yakaladığımda ne yapacağımı bilemem. Sadece kovalarım." "Elinde beni tehdit edebileceğin hiçbir şey yok. Bunca gücün hiçbir işe yaramıyor. Seçim yapman gerekecek". Film, gerçekten de, her türlüsüyle kaybedilecek seçimler üzerinedir ve Joker'in kuralsızlık üzerine kurduğu ahlak anlayışı filmin bütününe sızarken, Gotham'ı da bir veba gibi sarar ve bu vebanın yayıcısı da, her şeyi başlatan isim olan Batman'dir.
Aggressive Expansion, intro & Always a Catch
"Batman has no limits." Yeni Bölge Savcısı Harvey Dent'in bile yetkileri sınırlı iken, kendi kuralsızlığıyla ("o dışlanabilir ve kimsenin yapmak zorunda kalmayacağı şeyleri yapabilir. doğru tercihleri") mafyanın "yüzüne tüküren" Batman, ilk tahriği kendisinin yarattığının farkında olmaksızın, peşine düşen "köpeğin" salıverilmesini sağlar ("onları ezdiniz. bu çaresizlik içinde tam olarak anlamadıkları bir adama başvurdular"). Filmin selefiyle en büyük bağı, ilk filmde demir parmaklıklar ardına konan mafya patronu Falcone bağlantısı ve bu filmde Falcone'nin yerine Salvatore Maroni (Eric Roberts)'in geçtiğini görüyoruz. Baronların toplantısında Joker kendini gösterir ve "Sorunlarınızın kaynağı Batman'dir. Öldürmemi istiyorsanız beni arayın" tiradı çekip kartını bırakır. "Yapabiliyorsan neden şimdiye kadar öldürmedin?" sorusuna cevabı basittir: "Bir işi iyi yapıyorsan, bedava yapmayacaksın." Bu kadar yazıdan sonra, Joker'in derdinin hâlâ para olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz ("Tek düşündüğün şey para. Bu şehre daha klas suçlular lazım"). Filmde bolca gördüğümüz patlama ve yangınlar, birer metafordur aslında. Adaletin temelleri ve ardından onlara bel bağlayan bireyler bir bir yıkılmakta ve şehir Roma'nın kendini yok edişi gibi, çaresizlik içinde kıvranmaktadır ("Joker kazandı. İçimizdeki en iyi adamı aldı ve onu yıktı"). Durdurulamayan bir gücün hareketsiz bir engelle karşılaştığında ne olacağını da, iki ezeli düşmanın ilk sokak karşılaşmasında görürüz. Filmde ne zaman iyiler kazanır gibi olsa, elde olan yittiği gibi, daha başka kayıplar da verilir. Joker'in anarşiden kaosa ulaşan döngüyü yaratmaktaki başarısı, beyaz perdenin hiç görmediği bir kötülüğü doğurur: Tam donanımlı Joker, karakter serbestisi içinde muhteşem mimiklerle oynamış Heath Ledger'in bedeninde, sonsuza dek parlayacak şekilde canlanır. Harvey Dent, Gotham'ın ilk doğan güneş ışığıysa, Ledger de, üzerinde güneş batmayacak bir efsanedir. Peter Sellers'in Being There (sondan bir evvelki filmidir ama romantize edilerek "son" payesi verilmiştir) finali gibi, Heath Ledger da son vuruşunu büyük yapmıştır ve bu büyük final, beyaz perdenin unutulmaz performansları arasında yerini çoktan almıştır.
Aggressive Expansion, outro
Burton'un Batman filmleri ile benzer yönleri de var The Dark Knight'ın. Nicholson'un ağzından dökülen "Beni sen yarattın" deyişi, "Sensiz ne yaparım ben? Sen beni tamamlıyorsun" sözleriyle Ledger'in eğlencesine malzeme oluyor ("You complete me" repliği de Jerry Maguire'la hatırlanmaktan çıkıyor). Batman'in özellikle ikinci Burton filmi Batman Returns'teki çaresizliği ise, filmin tümünde hissedilmekte ("İyiliğe ilham olmak istemiştim, kötülüğe ve deliliğe değil", "Onun gibileri durdurmak için neye dönüştüğümü gördüm"). Yine bu filmde Catwoman'ın evindeki görselle verilen metafor (Hello There => Hell Here), Joker'in bindiği araçta göze çarpıyor (Slaughter is the best medicine: "Katliam en iyi ilaçtır"). Alfred (Michael Caine)'in, Joker Gotham'ın Beyaz Şövalye'sini alıp, kendi seviyesine indirmeden önce söyledikleri, belki gelecek filmin de bir özetidir: "İşler düzelmeye başlamadan önce hep kötüye gider".
I'm Not a Hero
Bruce Wayne (Christian Bale), üstlendiği sorumluluğun daha da artacağını bilmeden, Dent'i yerine geçecek kahraman olarak görmektedir ("Gotham'a yüzü olan bir kahraman gerek") fakat olayların akışına müdahil olamaması, önce Dent'i, sonra da Batman'i halkın gözünde hedef konumuna getirir. Joker'in ardı kesilmez tehditleri, sonunda Batman'i maskesini çıkarmaya kadar zorlar ("Gecenin en karanlık anı şafaktan öncedir. Ve sizi temin ederim ki şafak geliyor. Batman bir gün bize hesap verecek. Fakat o deliye değil"). Batman'in adaleti kendi kurallarıyla uygulaması, kuralsızlığıyla şehri harabeye çeviren Joker'i doğurur ve iki "ucube"nin Heat'i hatırlatan masa sohbetinde Joker'in söylediği üzere, Batman, Gotham'ın ihtiyacı olduğu sürece kabul görecek, ilk sorun belirdiğinde cüzzamlıymışçasına dışlanacaktır. Adaletin doğru işleyebilmesi için Bruce Wayne'in tercihi, Batman'i feda etmekten yanadır ("Gotham'ın ihtiyacı neyse ben oyum").
Harvey Two-Face
"Ya bir kahraman olarak ölürsün, ya bir haine dönüştüğünü görecek kadar uzun yaşarsın." Adaletin yetkin bir uygulayıcısı olarak tüm güç odaklarını üzerine çeken Harvey Dent (İç işlerinde taktıkları lakapla Harvey Two Face), "Haraç ve Yolsuzluk Yasası" uyarınca, tüm mafya üyelerini toplu halde, tek bir suçlama ile içeri tıkar. "Köpeğin" salıverilme zamanı gelmiştir ("Joker kuduz itin teki. Ben onu salıvereni istiyorum"). Usta bir satranç oyuncusu gibi, Gotham'ın güvendiği tüm kaleleri ve atları (ing. Knight) deviren Joker, nihayetinde amacına ulaşmış bir şekilde, "canlı kanser hücresi" Styx (bkz. Spider-man) gibi, çılgınca yaptıklarının ve ileriki muhtemel sonuçlarının keyfini çıkarır ("Gerçek Harvey Dent'i ve yapacaklarını görene kadar bekle"). Filmin travmatik ve dramatik dönemecinden sonra Dent'in adalet anlayışı da değişir ("Acımasız dünyanın tek umudu şanstır. Tarafsız. Önyargısız. Adil"). Gerçek bazen yeterince iyi değildir. İnsanlar fazlasını hak eder. Gotham'ın kaostan kurtulup yeniden adalete güven duyabilmesi için, Batman de çizginin öbür tarafında yer almalıdır ("O bir kahraman değil. Suskun bir nöbetçi. Dikkatli bir koruma. Bir Kara Şövalye... O Gotham'ın hak ettiği kahraman ama şu an ihtiyacı olan değil. Onu kovalayacağız çünkü buna dayanabilir"). Dev projektörü (batsignal) kendi eliyle parçalayan Gordon'un ikilemi, hikayenin belki de en yalnız karakterini ortaya koyar. Satılmış polislerle dolu bir şehirde Emniyet Müdürlüğüne yükselen Gordon (Gary Oldman), güvenebileceği iki ismin de yıkılışını izler. Aynı zamanda ailesini de korumak zorundadır. Çizgi romanda aktif rollerde gördüğümüz Barbara Gordon filmlerde henüz öne çıkmasa da, Burton filmlerinin aksine, onu orijinine daha sadık biz kimlikte izleyebiliyoruz. Joker'in neden bıçağa ihtiyaç duyduğu da, filmin, kendi ağzından, unutulmayacak repliklerinden: "Tabanca çok hızlı. Böylece küçük anların tadına varıyorsun. Birçok insan gerçek yüzünü son anda gösterir. Sana arkadaşlarının hangilerinin korkak olduğunu söyleyebilirim" (Leon'da Gary Oldman'ın -Stansfield- Mathilda'yla diyaloğunu hatırlatıyor). Batman'in sonar detektörle güçlendirilmiş özel görüşü ise, Yarasa Adam'ın evrimini tamamlayan güzel bir sürpriz oluyor.
And I Thought My Jokes Were Bad
Kostüm tasarımcısı Lindy Hemming'in Iggy Pop ve Johnny Rotten gibi punk starlarından esinlendiği Joker görünümü, morlar içindeki yeşil saçlı katliamcımızı yabancı ve tehditkar kılıyor. İnsanoğlunun bilinmeyenden korktuğu ve Hitchcock'un "kötü adam ne kadar iyiyse film de o kadar iyidir" şeklinde özetlediği en önemli kuralı düşünülürse, Joker'in performansı filmi yükseltiyor ve ulaştığı noktada, fantastikten uzak başka hiçbir çizgi roman uyarlaması gözükmüyor. DC Comics'in üstünlüğünden, çizgi romanın sinemanın geleceğinde oynayacağı rolden, Batman'in usta ellerde her zaman ilklerin öncüsü olmasından bahsetmiştik ama Nolan'ın çıtayı bu kadar yukarı çekeceğini tahmin etmemiştik. Tabii bu, filmi herkesin beğeneceği anlamına gelmiyor. Karşınızda "reddedilemez bir teklif" The Godfather Saga yok. Film öncelikle çizgi roman hayranlarına hitap ediyor. Sağlam örgüsüyle epik bir drama hüviyeti taşıyan filmin, selefini beğenmiş olanlara ve bu türde yapımlardan hoşlananlara daha cazip geleceği muhakkak. Çok ince eleyip sık dokuyan sinefillere "Why so serious?" diye soruyor ve "Let's put a smile on that face" diyerek görevimizi tamamlıyoruz.
Why So Serious, outro
6 majör sahnede kullanılan IMAX kamera, özellikle ilk sekansta ve gökdelen sahnelerinde filmin içine dahil olmanızı sağlıyor fakat bunun dışında normal ekrandan fazla bir farkını göremedim. Perde duvardan duvara TV görünümünde ve salonun uzunluğu, bu perdeye göre oldukça kısa. Nolan'ın özellikle Joker ve Rachel arasında geçen diyalogda, kamerasını rahatsız edici biçimde Rachel'in etrafında dolaştırması ve film boyunca yararlandığı çapraz kurgu kullanımı takdire şayan. Rachel demişken, Maggie Gyllenhaal'ın Katie Holmes'un yerini doldurmadığını, kimi sahnelerde yüzü çökmüşçesine çok yaşlı durduğunu düşünüyorum. Morgan Freman'ın rahat oyunu, gözüktüğü her sahnede rol çalmasını sağlamış. Aaron Eckhart, iki farklı Harvey Dent yorumunu başarıyla gerçekleştirirken, Christian Bale, senaryo gereği, arka planda ve biraz tutuk kalmış. Lost'un Richard'ının (Nestor Carbonell) ve Prison Break'in Ajan Mahone'unun (William Fichtner) da filmde yer aldığını eklemeli. Peki 3. filmde ne olacak, ne olmalı? Bana sorarsanız, Joker'in Harvey üzerinde yarattığı değişim, Harvey'i Joker'in takipçisi kılıyor ve hiçbir özgünlük barındırmayacak olan bu yeni karakterin 3. filmin baş ismi olması, bu yapımın hayal kırıklığıyla sonlanmasına yol açacaktır. "Yaptığınız seçimlerin sonuçlarına katlanırsınız" felsefesini, doğuracağı onulmaz sonuçlarla insanların önüne sunan bu iki karakterden elbette Joker, 3. film için tercih edilmeli. Gary Oldman'ın bahsini ettiği The Riddler seçeneği de, bu kaosun sonrasında uygun düşecek bir isim olur. Ama Harvey, asla. Joker değil, asıl Harvey miadını doldurmuştur bu filmde bana göre ve Joker, Arkham Asylum'da yaratacağı kaosla Dr. Harleen Quinzel (Harley Quinn) başta olmak üzere, The Riddler veyahut diğer başka karakterlerle yeniden hikayeye dahil olabilir. Johnny Depp gibi ustalıklı bir oyuncunun, makyajın da yardımıyla, rahatlıkla altından kalkabileceği bu rolün bir başkasına verilmesine yahut yok edilmesine karşı çıkıyor, Nolan'ın filmi onsuz bitirmesi halinde üçüncü bir Batman serisinin çok yakında başka ellerde hortlayacağını sizlere garanti ediyorum.
Agent of Chaos
Brokeback Mountain'de karşılıklı oynadığı arkadaşı Jake Gyllenhaal'in adı kulislerde geçerken, Joker rolüne konan Heath Ledger'i, kronolojik sırada Martin Landau'nun Bela Lugosi yorumundan (Ed Wood, 1994) beri izlediğim en etkileyici performansta saygıyla anıyor ve sinemaya gönül vermiş her bireyin, en azından bu deli yoruma tanık olmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Unutmayın, biraz anarşi ve şiddet ile mevcut düzeni sarsıp kaos yaratabilirsiniz. Bu kaos kimi zaman bir kelebeğin kanatlarında gelir, kimi zamansa böyle insanüstü bir performansla. O sebeptendir ki, ilk asrını yeni devirmiş genç bir sanat olan sinemanın tüm düzeni sarsılmış ve yeni bir çağa girilmiş durumda (bunda Wall-E ve animasyonun evrimi de etkili). Bu çağa ayak uydurabilenler ayakta kalacak ve teknolojinin de hızla evrimiyle, konu sıkıntısı içinde kendini tekrar eden sinemanın geleceğine damga vuracak bu zengin kaynağın ürünleriyle, iki türün evliliğine şahit olacak. Henüz DC Comics hegamonyası kırılabilmiş değil fakat Marvel evreni beyaz perdede kurulduğu vakit, tüm taşlar yerinden oynayacak ve ne The Lord of the Rings, ne The Hobbit, ne de başka bir örneğin esamesi okunacaktır. Çizgi roman, henüz hakkı verilmemiş en büyük yazılı eser türüdür ve içerdiği zengin materyal, başka hiçbir türün içinde yoktur. Sırf Batman filmlerinin birer, ikişer albümden (Alan Moore, Frank Miller gibi yazarların kaleminden çıkan) esinle kotarıldığını ve böyle yüzlercesi olduğunu söylersek, arkadaki ganimetin büyüklüğünü siz düşünebilirsiniz. Kilit nokta ise, bunu yapımcıların da düşünmesi olacak. "Makinelerin Yükselişi" (Terminator seriyali) distopyasının beyaz perdede animasyon ve çizgi roman metaforu ile hayat bulacağını ve bu alt türün "üst" tabakaya hakim duruma geleceğini yakın zamanda öngörüyorum. Jim Morrison, "Dünyayı istiyoruz, hemen şimdi!" demişti. Biz de bu türün sevenleri olarak bunu sinemaya uyarlıyor ve bu yılın Oscar ödülleri'nde büyük ödüllerin Wall-Eve The Dark Knight ekseninde bu türlere gitmesine şaşırmamanızı şimdiden salık veriyoruz. 8.5 puanla filmi uğurlarken, Hans Zimmer'in, Gladiator Soundtrack'i anımsatır şekilde, duygu yüklü temasının ruhunuzun derinliklerine işlemesini ve Heath'in görüntüleriyle birleşerek ayrılmaz bir parçanız olmasını diliyoruz. Tıpkı Apollonia ve Michael Corleone gibi...
evet efendim uzun zamandır böylesine ağızlara layık bir film izlemedim sinemada. türkçe dublaj olması dışında film baştan sona mükemmel. yani bu filme 5 yıldız ya da 10 verilemeyecekse sorarım hangi filme verilir.
christopher nolan 6 filmlik filmografisi olan ve bir auteur olma yolunda ilerleyen ve aslında kendiside baştan yaratmış olduğu batman ile birlikte ilerleyen bir yönetmen. ne var ki zen öğretisi aşılanan ilk filmden itibaren belki de yaratmış olduğu karakter ile birlikte aydınlanmaya ulaşmış bir buda rahibi. lakin daha önce bir soytarılar geçidi olan -tim burton batman' i değil- bir efsaneyi yeniden dirilten karakterleri sonuna kadar doyuran bir yönetmen. ve bu filmde bunun meyvelerini fazlasıyla toplamışa benziyor.
öncelikle filmle ilgili izlenimlere geçmeden. elbetteki kıyaslar her zaman yapılacaktır gerek karakterler gerekse oyunculuklar gerekse filmler arasında. ancak yapılan kıyaslamalar yapıcı olduğu sürece hiç kimsenin bu konuda bir sözü olacağını sanmıyorum. ancak işin ''benim babam senin babanı döver'' felsefesini yapmaya kalkışarak halledilebilceğini ve kendini bir sinemasever olduğunu sanan hiç bir zihniyetin suyu bulandırmaya hakkı olduğunu sanmıyorum. lakin bir filmin ölçütü başka bir film katiyen olmaz, olamazda. sinema bir sanattır ve her sanat türünde olduğu gibi estetik ve beğeniler farklılaşacaktır.konuyu kısa keselim.
filmimiz kaldığı yerden devam ediyor. seyirci joker ile tanıştırılıyor. ancak sanılmasın ki bu bir devam filmi. nolan'ın dediği gibi ''bir film kendi içinde tutarlı olmalıdır ve kendi hikayesini kendi içinde anlatmalı , kendinden sonraki filme bırakmamalıdır'' sözünden yola çıkarak ''tema'' sını örmeye başlıyor. görünürde bir kötülük timsali, kanun kaçağı ,para için banka soyup adam öldüren bir karakter olarak lanse ettiriliyor ''joker''. kimsenin önemsemediği henüz yılanın küçük iken başını ezmeye çalışmadığı bir yılan olarak tasvir edebiliriz. ne var ki sonradan batman karakteri üzerinde ne kadar çalışılmış ise bu karakter üzerinde ne kadar çalışıldğı ilk kertede belli olmasa da karşımıza sonradan bir ''ego'' olarak çıkıyor. derdinin para olmadığını anlıyoruz. amacının dünyayı yönetmek olmadığını anlıyoruz. amacının iyilik timsali ve adaletin terazisini elinde tutmaya çalışan bir süper kahraman olan batman'i yok etmeye çalışan kötü bir karakter olmadığını anlıyoruz. şizofren hatta deli kimisi için bir anti kahraman joker karakteri. kurnazlığa kurnazlık ile cevap veren bir deha diyebiliriz kısaca kendisine. eli ne kadar kötü gelirse gelsin elindeki ''joker'' kartıyla o eli çeviren bir kumarbaz.
nietzsche' nin üst insan modellemesinin bir örneği diyebiliriz bu karakter için. hiç bir ahlak yasasının kendisine ulaşamadığı , nerdeyse anarşizme bel bağlamış ve tek amacı dünyayı yanar iken seyretmek için yanıp tutuşan deliliğe övgü adına yaratılmış bir karakter. bir övgü taşısa da karşısında yine adaleti sağlamakla meşgul bir kahraman var. ama onun öncesinde yaratılan felsefeyi yine yerle bir etmesini bilen yönetmen gemi sahneleriyle çizdiği gotham halkı bir tokat gibi iner joker' in suratına ve benimsemiş olduğu fikirlere. ancak kendisi son sahnede teymen gordon!:gary oldman!: ' un dediği gibi.''o bir kahraman değil'' repliği uzak doğu felsefesinin karakter üzerindeki etkisi ile açıklanabilir. bilindik süper kahraman metodları ya da klişelerinden iki kimlik ile birlikte yaşamayı kabulleniş ve gerçeklik kaidesi üzerinde oturtularak çizilmiş ya da yaratılmış bir süper kahraman batman. ne var ki sadece gece avlanan ve binaların orasına burasına sıçrayan rahat kıyafetiyle bir uçan yarasa.
sinema fiziği üzerine yapılmış bir güzelleme olan bourne serisinin son filminin etkilerini hissetmek mümkün bu filmde. yapaylığa kaçan bir sahne bile olmaksızın aksiyonun yer yer düştüğü gözlemlenebilir ve düşen yerlerdeki boşlukları dşüncelerle süsleyerek seyricisini sıkmayan bir film olduğu hissiyatına kapılabilkmek mümkündür. ne varki filmin başında amerikaya karşı bir çin tehdidi aba altından sopa gösteriri gibi gösterilmesini ise mazur görüyoruz.
Koltuğumda heyecanımdan kıvranarak izlediğim, başarılı bir yapım olmuş. Özellikle rahmetli Ledger ve Joker, gözümde büyüdü, yükseldi, önlemez bir saygı seli olup aktı bende.
her ne kadar Batman "azıcık" geri planda kalmış olsa da, Joker hiç size bu eksikliği hissettirmiyor. Ve Hitchcock'a hak vermek gerek, Kötü adam gerçekten çok iyi, film de öyle.
Sinemada bazen haketmesede sıkça kullanılan bir klişe vardır.Gerçek bir sinema şöleni.Kara Şövalye bu tanımlamanın hakkını tamamen veriyor.Bitmesini istemiyorsunuz.Bitmesinden ve bittiğinde Heath Ledger'ın geri gelmeyeceğinden korkuyorsunuz.Olağanüstü bir joker performansı.Öyle ki bir insan sadece bu rolü oynamak için dünyaya gelebilir.Imax'in Gotham'ın uzak çekimleri dışında bir espirisini görmedim.Nolan kesinlikle çıtayı çok yükseltmiş.Yeni film için 3 yıl beklemek.Şimdiden en büyük sorunsal Joker'in bu anarşik performansının üzerine nasıl çıkacakları.Sinema da herkesin üzerinde Why So Serious tişörtleri vardı.Vizyondan kalkmadan 2-3 kez daha gitmek istiyorum.Gerçek bir başyapıt.Aaron Eckhart'ın da hakkını vermek lazım.İyi ki Matt Damon olmamış dedirtti.Zira biz onu bir süre daha Bourne olarak hatırlamak istiyoruz.Güzel değerlendirmesi için Electro'ya teşekkürler.
Son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi, kendini bilen ama kimsenin bilmediği kötü karakter jokerimiz mest etti beni. Bursa'da salonlara göre hem altyazılı hemde Türkçe dublajlı izleme seçeneği var..
"Ya bir kahraman olarak ölürsün... ya bir hiçe dönüştüğünü görecek kadar uzun yaşarsın."
Filmin James Dean ve Marlon Brando kıyasıyla değiştirdiğim sloganının, zamansız ölümüyle içimizi burkan Heath Ledger için en uygun söz olacağını düşünüyorum. Çocuğunun annesi dahi başkasını bulmuş ve onu unutmuş olabilir, zira hayat boş, giden gittiğiyle kalıyor, fakat kendisi filmler var olduğu sürece yaşayacak ve her daim hatırlanacak. bir kahraman olarak... zirvede noktalamış bir oyuncu olarak... Joker olarak... ...
Filmi izlemiş olanlar için yazıda yer vermediğim 3 görüşümü daha aktarayım:
Joker'in toplum ahlakına dair verdiği nutuğun, beklenilen gerçekleşmese de, tuttuğunu görüyoruz. Bir tarafta toplumun ittiği suçlular, diğer tarafta sicili temiz, fakat ruhları kirlenmiş siviller var. Kirlenmiş, evet. Çünkü bu sahneler boyunca karşı tarafı yok etmek için -belki korku içinde olduklarını savunabilirsiniz- didinen onlardır. Joker'in imha planını tersine çeviren tarafın "öldürmeye haiz" suçlular olması, vicdan ve erdem gibi kavramların toplumdaki dağılımının o kadar da basit olmadığını gösteriyor bize. Benim beklentim, her tetiği çekenin kendi feribotunu patlatması yönündeydi ama bu "fazla iyimser" görülebilecek seçim, "patlatmış kadar olan" sivillerin karşı tarafa zaten "yaşama hakkı" tanımamasıyla, söyleyeceğini fazlasıyla söylüyor.
Batman'in "benim peşime düşün" tiradından önce, yerde yatan Harvey'in "yozlaşmış" yüzünü çevirip, eski haline döndürerek "adalet"ten bahsetmesi de güzel bir metafordu.
Üçüncü ve son olarak, Heath Ledger'in bu filmde en akılda kalıcı sahnesinin, hemşire kıyafetiyle salınarak sokağa fırladığı ve elinde oyuncağını kurcalayan bir çocuk edasıyla, yerleştirdiği bombaları patlattığı sahne olduğunu düşünüyorum. "Why so serious?" hikayesi ve iki kere yinelediği vurgusu da çok sağlamdı -ki, bu filme dublaj yapan sanatçılara üzülüyorum. Ses, oyuncunun bir parçasıdır, onu çekip ondan alamazsınız. Ses ile bir oyunu baştan yaratır, yok edersiniz. Dublajı seçenek olmaktan çıkarıp zorunluluk haline getiren herkesi şiddetle bir kere daha kınıyorum. İleride bu konuya ve fiyatlandırmadan film seçimine kadar, ülkedeki sinema anlayışına dair, tartışabileceğiniz bir bölüm açacağız. İlgilenenlere şimdiden duyurulur.
PS: Birkaç ekleme daha... "Çocuklar korkmasın diye" Green Goblin'in kendisiyle bütünleşmiş maskesini mekanikleştiren Sam Raimi'ye, her süper kahraman filminde "kadın karakter olmazsa olmaz" diye direten film yapımcılarına kapaktır aynı zamanda The Dark Knight'ın gişesi. İşinizi doğru yaptığınızda bunun gişesi de elbette gelecektir. Ne demiş Hitchcock? "Seyirciyi yeterince memnun etmişseniz, mutsuz sonu bile kabul edecektir." Bu kadar karanlık bir filmin beğenilmesinin, klişelere boğulmuş ve riskten payını almamış pek çok filmin yaratıcısına ders olmasını diliyorum.
Ayrıca dün 2. kez izlediğim üzere, Gary Oldman'ın "elimizde The Riddler var" beyanını, filmde Batman'in kimliğini açıklamakla tehdit eden Coleman Reese (Joshua Harto) ile ilişkilendirdim. Zira "elde" başka biri yok ("Joker's Thug" David Dastmalchian ve "Scarecrow" Cillian Murphy'i saymazsak tabii). Harvey'in ölüp ölmediği muallakta gibi kalmış, ne olursa olsun 3. filmde yer almaması gerektiğini, bu filmde miadını doldurduğunu düşünüyorum. Bekleyip neler olacağını hep birlikte göreceğiz.
joker... herkesten farklıdır o... ledger... artık o da çok farklı bi mertebede benim için... tıpkı joker gibi... nolan a da ekstra saygı duruşu şart...
''İleride bu konuya ve fiyatlandırmadan film seçimine kadar, ülkedeki sinema anlayışına dair, tartışabileceğiniz bir bölüm açacağız. İlgilenenlere şimdiden duyurulur.''
Sinemaestro
Çok güzel bir fikir.Böyle bir bölümün olması siteyi biraz forumvari yapar diye korkuyorum yalnızca
Coleman Reese karakterinin Riddler olması çizgi romanın kurgusu ve karakter tasarımının epey dışında bir iş olur; zira Riddler'ın adı Edward Nygma veya Nashton'dır.
"Ya bir kahraman olarak ölürsün, ya bir haine dönüştüğünü görecek kadar uzun yaşarsın." Bu cümleyi filmin sonuyla bağdaştırmamışım, 5 ay sonra üçüncü izleyişimde fark ettim ("beyaz şövalye" ölür, Yarasa "Dark Knight" olarak yaşamaya devam eder; kovalanması gereken bir düşmana dönüşerek). Elbette finalin insanlığa dair "iyimser" mesajının Killing Joke öyküsündekiyle paralel olmasını da. Herhalde yazmışımdır (yazılarımı daha sonra asla okumam, iğrenirim), sivillerin bulunduğu feribot, mahkumların bulunduğu diğerini havaya uçursa idi, toplum ve düzene dair onca söylem, gerçek canavarın kim olduğunun ortaya çıkmasıyla daha da anlam kazanacaktı. Palyaçoların rehine, doktorların terörist olduğun anlaşılmaması da, görsel hiyerarşiye adanmış güzel bir metafordu. Joker'in ağzından dillendirilen felsefenin ve dolayısıyla da filmin öneminin ve doğruluğunun bir kere daha altını çiziyor ve Nolan'ı yürekten kutluyorum.
PS: Filmin ekstralarında Heath'in bulunduğu tek sahne var. Arkasında patlamalar gerçekleşirken soğukkanlılığını bozmayan aktör, geniş çekim kullanılması nedeniyle filmden çkarılan sahnede, üzerinde hastabakıcı kıyafeti olduğu halde, otobüse biniyor ve yanıbaşında gerçekleştiğini gördüğümüz patlamalara kafasını çevirip bakmıyor. Nolan, bundan çok etkilendiğini beyan etmişti. Gotham Tonight isimli sahte programların da Ledger'siz yapıldığı düşünülürse, anlaşılan ekstra malzeme için önceden bir hazırlık yapılmamış. Zaten filmin pazarlama stratejisi bu kadar uzatılmayıp daha erken gösterime sokulsa idi, gelecek olumlu yankılarla "uykusuzluktan muzdarip" Ledger, sonsuz uykuya yatmak yerine mışıl mışıl uyuyup sonraki yapımda boy gösterirdi. Olan oldu, umarım bundan sonra pazarlama sürecine "insan unsuru" da katılır ve bariyer önlemi O öldükten sonra alınan Ayrton Senna örneğindeki gibi, Ledger'ın da kaybının nafile olmaması sağlanır.
PS2: Finaldeki "delilik yerçekimi gibidir, birazcık itmen yeter" sözünü de ("a little push") "Akademi'nin Dikkatine" (FYC) afişlerinde görmemden sonra, yazıya yedirmediğimi hatırladım. Buraya eklemiş olayım.
PS3: "Ben de benim şakalarım kötü sanıyordum." Evet, The Killing Joke bağlantısını resmileştirmenin vakti geldi. Linki verelim: http://www.sinemaestro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=1625&Itemid =35
bu film,insanların tüm düşüncelerini kendine ciddiye alarak etkiledi ve beni korkuttu.ama beni korkutan şey joker'in feryatları,ya da heath ledger'ın oyununun insanın üzerinde yarattığı etki değil,esprilerin bile muziplik duygusundan yoksunluğuydu.tamam bir filmde mutlaka "kim buzdolabının kapısını açık bıraktı" falan gibi şakalar zaten bulunmaz,ancak en azından hikayenin insanda yarattığı duyguyu etkileyecek,hikaye çehresini ise asla değiştirmeyecek bir iki şaka bulunmalıdır bir filmde.beni korkutan bir diğer etkense,filme daha açılış sahnesinden hakimliğini hissedebildiğimiz,"ben batman serisine reform getirdim,sizinle paylaşmak istiyorum" havası,ki bu konuda(film zevklerimizin aynı olduğundan şüphelendiğim)uygar şirin'in sinema dergisi'ndeki seyir defteri adlı köşesinde harika bir notu var.(bkz: sinema dergisi,eylül 2008) kendisi aynı fikirleri savunuyor ve diyor ki: "the dark knight'ın 7 filmlik batman serisine yapmaya çalışıp beceremediği reformu 40 yıllık bond serisine yapıveren film için bkz: casino royale" doğru söze ne hacet..en azından büyük ölçüde oyuncu performanslarından beslenen ve kendi kendini avlayan bir film için bunları söylemek gayet mümkün.
evet,büyük ölçüde oyuncu performansları dedim,bunu yadırgamış olabilirsiniz,ancak "büyük ölçüde" lafının altını çizmek gerekiyor,yani filmin tamamen boş olduğunu iddia etmiyorum,ama kabul edin,christopher nolan,joker rolüne gidip edward norton ya da viggo mortensen gibi tamamen alakasız bir aktör koysaydı,sinema otoriteleri 3'er yıldızı basarlardı filme,"kendini ciddiye alıyor" diye.the dark knight'ta heath ledger'in nasıl bir şey yapacağını herhalde az çok tahmin eden nolan kardeşler,ledger'ın filmi nasıl çekip çevireceğini bilerek yazmışlar senaryoyu.filmin popüler kültürde bir çığır açacağına o kadar eminler ki..nerden biliyorsun derseniz,filmi çevredeki eleştirilerden bağımsız bir şekilde değerlendirirseniz açıkça farkediliyor bu.nolan,the following ya da memento gibi yönetseymiş filmi,tadından yenmezmiş
Benim için yılın filmidir. Oscarların düzenlendiği bir günde manşete taşımaktan onur duyuyorum. Maggie Gyllenhaal'e de, onca eleştiriden sonra, son sahnesinde iç burkan vokal performansıyla hakkını teslim ediyorum.
Genel sinema içerisinden, TDK'yı alıp, önce kendi türü içerisinde teknik yönden değerlendirmek gerek, bir kere CGI'a minimal yaslanmasıyla zaten geri kalanlardan ayrılıyor. Marvel'in Bruce Wayne izdüşümü Tony Stark'ın gerek senaryo, gerek ise görsellik açısından durduğu yer ile, Bruce Wayne apayrı yerlerde duruyor.
Bu daha baştan ciddiye alma alınma problemi olan çizgi roman uyarlamalarının kaderinden ilk etapta TDK'nın sıyrılmasını bir nebze sağlıyor. bu ciddiye alınma kendisini edebiyatta dahi gösterirken, çizgi romanın başına daha büyük beladır . Herneyse... Efektleri gerçekçi kılan çoğunun zaten gerçek olması. Bu durum zaten doğası gereği süper güçlere sahip olmayan ve parayı bastıranın olabileceği bir kahraman görünümündeki Batman ile, Nolan'ın ona yaklaşımı ile birebir bir paralellik kuruyor. Yani realist bir yaklaşım var. Ha bunda herkes hemfikir.
Sanırım bu filmde olamayacak kadar uçuk tek şey Dent'in o yaralarla dolaşabilmesidir, zira mümkünsüzdür. ayrıca filmde Imax gibi görsel olarak ileri, ancak kullanımı kısıtlı bir çekim var. (herkes dual imax ile 2000 metre derinde çekim yapabilecek bir Cameron değil)
Unutulan birşey var, hep filmleri değerlendirirken, anlatılmak istenenler, altmetinler,yönetmenlerin diğer işleri ile kıyaslamalar, başka yönetmenler, türün diğer örnekleri vesaire vesaire vesaire. Hatta filmde ne yönetmenin ne senaristin bahsetmediği şeylerden çıkarımlar yorumlar yorumlar yorumlar...
sinema en temelde görselliktir. ilk çekilen film ekranda hikaye okuyan biri veya konuşan değildi. hareketli görüntülerin "sessiz" kullanılmasıydı. bunu es geçiyoruz çoğu aman, sadece değinip geçiyoruz.
Hakkıyla bir kere bunu veren bir film TDK. Gözümüz doyuyor, bu göz doymasını da bir metafor olarak almak size kalmış.
Ayrıca, film bir diğer açıdan diğer ÇR uyarlamalarından farklı, tam zıt köşede, zira kahramanı filmde neredeyse olmasa da olur diyebileceğimiz durumda. Batman'i çıkarın, filmden sadece Joker'i durdurabilecek kişiyi çıkarmış oluyorsunuz, klasik senaryo tabiriyle, kahramanın zıddını oluşturan burada Batman. film bariz Joker eksenli. İlk film zaten Bruce Wayne odaklıydı.
Nolan henüz tam bir "Batman" filmi çekmedi. ilki farklıydı, TDK ile tüm sinemaya meydan okudu, 3. yü çekecek ve Bourne serisinden sonra, her filmi öncekini aşan bir üçleme bırakacak.
geçelim başka bir noktaya, türünün içerisinde bir sarsılmadır TDK, bunu kimse reddedemez. Özellikle gittikçe yekörnek filmlere kaydığını düşündüğüm Marvel uyarlamalarını gözönüne aldığımda. Yine de orda kendi Batman'i ironman ile biraz değişik bişey olacaktı, bence olamadı.
kendi türünde büyük bir sarsılma yaratan film haliyle tüm genel sinema üzerinde de bir etkiye sebep olacaktır tabii ki.
gişe bir gösterge olsa, James Cameron'un en sevmediğim filmi, hatta tek, öyle olsaydı,Titanic'i baş köşeme maketiyle koyardım yıllardır Batman yerine..
Yalnız kendi türü içerisinde değil, bir cüret olarak görülse de, tüm endüstriye yönelik bir hamleTDK. ve bu hamleyi de öyle Bond'a kıyasla çok farklı bir kulvarda yapıyor. Bond'un kişiliğini değiştirmek, tüm 40 yıllık "film" geçmişinden farklı birşey yapmaya yetti de arttı, tanığıyız, üstelik orijinine yaklaşarak yaptı bunu. Ancak mevzu çizgi roman olduğunda bu kadar basit değildir neticede. kıyas birimi tutmuyor.
bu küçücük yorum kutusuna uyanır uyanmaz derli toplu şeyler yazmakta zorlanıyorum.
ancak popüler kültüre o kadar da takılmamalı. muhteşem godfather serisi de dönemin allahına kadar popüler kültürünün ürünüdür/yaratıcısıdır...
ayrıca TDK, kendini ciddiye alarak en iyisini de yapmıştır, zira kendini ciddiye almadıkça ÇR sineması zaten alınmayacak. cüret gerekir. had ve hudut problemini aşmış Nolan ise bu konuda cahil cesaretinin ötesinde duruyor. Hem endüstrinin gereklerini yerine getiriyor, hem de türün yönünden saparak kendine bir yol açıyor. TDK bu hamlenin ortadireği, zemini. üzerine yeni bir eser muhakkak konduracaktır.
galiba tam da ilk cümleden yakaladım.kendi türü içerisinde teknik yönden değerlendirmek gerekiyorsa,ben bir filmin herşeyden önce görselliğini yorumlarım,ki the dark knight'ta cgi olayının esamesinin bile okunmaması,görsellik denen kavramı kilitliyor zaten.nolan,batman için sin city tarzı bir görsellik seçseydi başarılı olamazdı,onu da kabul ediyorum,ancak gereğinden fazla uzun bir filmi had ve hudut problemlerini aşmış bir uyarlama olarak nitelendirmek de pek doğru gibi gelmiyor.birazcık içine girince,yaklaşık 8-9 farklı yan hikayesi olduğunu görüyoruz filmin.nolan kardeşlerin hatası,bu hikayeleri tek bir filmde eritmeye çalışmaktır,bu da filmin(kusura bakmayın ama)çekilebilirliğine büyük ölçüde ket vurmaktadır.kaldı ki benim batman begins'i başarılı bulmamın sebebi de hikayeyi ölçülü tutması,ve haddini bilmesidir,heath ledger'ın başarılı performansı ise filmi diri tutmaya maalesef yetmez.buraya kadar söylediklerimi bir özet halinde toparlarsam,nolan,bilmemkaç sayılık bir çizgiromanın tüm hikayelerini tek bir kanatta yoğurarak iyi görünümlü bir vasat film çevirmiştir,ki bu da,nolan'ın başarılı bir yönetmen olduğunu göstermekten çok,the prestige'den beri içinde kalan ukdeyi ispatlar,insanlarının dikkatini başka bir yere çeken nolan,senaryo kanadına öyle büyük bir yük bırakmıştır ki,two face gibi derinlikli bir karakterin harcanmasının yarattığı yankıyı bile minimal boyuta ingirdemeyi başarmıştır.nolan the dark knight'la takdir edilecekse eğer,bu özelliğiyle takdir edilmelidir,gerisi ise sabun köpüğünden başka bir şey değildir.aynı nolan,bu harcanmanın doğuracağı sonuçları da çizgiroman uyarlaması çekmenin dayanılmaz hafifliği altında ezilmeye mahkum etmiştir,filmin bu kadar beğenilmesinin sebebi budur.bu batman'den pek de hazetmememin bir diğer sebebi ise öne çıkardığı karakter olan joker'i anarşiden beslenen bir anti kahraman olarak öne sürmesidir,halbuki joker,nedensiz şiddete bayılan bir psikopattır.nolan hem bu karakteri anlamamıştır,hem de aşırı derecede ön plana çıkarmıştır.
bir filmin kendini ciddiye alması hiç espri olmayacağı anlamına da gelmez,neredeyse bir komedi filmine dönüşen iron man'in açtığı çığırı da görüyoruz çünkü.joker gibi bir karakterin yanında muziplikten kaçınmak yukarıda saydığım şeyleri alenen açığa çıkarmıştır,bir iki espri olsaydı filmde,ben belki de ayakta alkışlardım filmi.
the dark knight,joel schumacher'inkiler kadar olmasa da başarısız bir batman uyarlamasıdır.altında neler yattığını da malesef kimse anlayamayacak...
kıyas biriminin tutmaması olayı ise tamamen farklı bir şekilde değerlendirilmeli.bond serisi,ian fleming'in yazmış olduğu kitaplardan uyarlanmıştır.casino royale ise,inanılmaz olanı inanılır kılma hususunda hatırı sayılır bir başarıya sahiptir.die another day denilen dandik film bütün bir bond tarihini aynı anda devirmiş olabilir,ancak toparlamak da çok zor olmamıştır belli ki,martin campbell'in alaycı casino royale'i bunu belgeler niteliktedir.batman serisi ise daha az filmden oluştuğu için daha zor devrilebilir,tıpkı bir bina gibi.bir bina isterse 5000 katlı olsun,temele darbe attınız mı tüm binayı bertaraf edersiniz.lee tahamori die another day'le bond'un köklerine ihanet etmiştir,nolan ise bunu üstü kapalı bir şekilde yaptığı için dikkat çekmemiştir,ayrıca insanların the dark knight'ı bu kadar beğenmesinin nedenlerinden biri de kendilerini nolan'a karşı borçlu hissetmeleridir.çünkü,seriye gerçek reformu yapan film batman begins'tir.son olarak,bond da,batman de uyarlamadır.çizgi roman belli bir görsellik taşır,batman serisini yıkmak bu yüzden zordur,seri,çizgiromandaki görsellikten beslenir.the dark knight ise bunu bile yapmaz.
bir cümle daha eklemek istiyorum,filmin derdi endüstrinin gereklerini yerine getirmezse şayet,batman&robin de bir başyapıt sayılabilir.(aman yanlış anlaşılmasın,o film berbattı biliyorum.)
nolan sefasını sürer ve üçüncü batman'i çeker,herkes de bunu över.30 yıl sonra da bu filme saygı bile duyulur.nolan amacına ulaşır.buna oscar bile verilir...
galiba tam da ilk cümlelerden ben de yakaladım. görselliği salt cgi'a bağlamak? garip ve böyle düşünülen bir yerde üzerine tartışmak içimden gelmiyor affediniz. ancak kısa ve öz, tam karşılamayan metaforlar (bina gibi, sanırım her katını farklı bir mimamar tasarlarsa bir binayı, bu eğretileme eğreti durmaz) ve tanımı yapılsa içini boş bırakacak örneklemler ile bu durumu anlatmak yerine, enine boyuna şu oscar tantanası da dindikten sonra bir TDK değerlendirmesi daha gerekecek.
Bond u da işin içine katarak. zira güzel bir paralellik var. en azından daha evvel izlemiş olduğum bondlar yerine kitaplığımda ian fleming kitapları da bir çıkış noktası tabii.
Ben de bir başka detay ekleyeyim. "On kişiyi öldür seri katil olursun, binlerce kişiyi öldür savaşçı olursun." Joker'in plan ve plansızlık üzerine verdiği tiradın bir çeşitlemesi (yarınki gazetelere bir mafya patronunun öleceğini haber versem kimse paniklemez, çünkü plana göre gelişir, ama küçük bir belediye başkanı ölecek dediğimde herkes aklını kaybediyor." Nedensiz şiddet de toplumun her şeyi isimlendirme kaygısının bir uzantısı olarak, anarşinin ta kendisi değil midir? Joker zaten plansızlıktan bahsediyor. Planlı anarşi için Cezayir Savaşı kritiğimize bakınız. Fransız askerin ağzından plan program anlatılıyor.
The Killing Joke'un Joker'i ile buradaki Joker arasında çok da fark yok. Özellikle kadın kurbanlar nezdinde. Filmin hiyerarşik düzene, toplumsal kalıplara yönelik sert eleştirileri, yerinde metaforları es geçilmiş Berat'ça, ileriki yıllarda, sinemayı değilse de, insan türümüzü daha iyi tanıdığında, filme dair fikirleri de değişecektir. Fight Club ile aynı yönde gider bu film. Fakat yeterince sert olmamıştır: Finalde suçluların feribotu patlamalı ve "yumuşak geçilen", paranın gücü doğrultusunda içindeki kötülük açığa çıkan ve gücü elinde tutan "temiz toplum" üyelerinin vicdani yargısı seyirciye tokat gibi vurmalıdır. O adamın tetiği çekmemesi filmin mesajını da oldukça zayıflatmış ve bir mesaj-filmden ziyade Hollywood filmi izlemişlik duygusunda bırakmıştır. Açık ve alenen bir kara film yaratmalıydı Nolan bu mükemmel finalle. Olmamıştır. Heath'in ölümü, bu noktada, filmin mesajını düşünmeye sevk ettiği ve güçlendirdiği için, oldukça ironiktir. Böyle yönetmenlerden daha cesur hamleler bekliyoruz ileriki dönemde. Ustalarının deyişini hatırlatalım:
"Bazı durumlarda mutlu son gerekmez. İzleyici, sımsıkı kavramayı başarırsanız, sizin yürüttüğünüz mantığın peşinden gelecektir. Filmin bütününde yeterince eğlendirici olabilmişseniz insanlar 'mutsuz son'u kabul edeceklerdir.''
iyi de ben derdimi hiç anlatamamışım ki.. :dash görselliği salt cgi'a bağladığımı kim söyledi? :D
ha,tahmin ettiğim gibi ben düzgün anlatamamışım.yazının bir kısmında bir diğer nolan filmi olan the following'in cgi'sızlığına rağmen içinde barındırdığı görselliklerden falan bahsedecektim,unutmuşum...bir de yeni the dark knight kritiğini bekliyorum,yorumunuzu özgürce ifade ediniz :) ben de onun altına görüşlerimi aktarırım artık...
bu şekilde kısa kısa ve ivedilikle yazılmış yorumlarla kimsenin derdini anlatabilmesi ve karşıdakinin de anlamaya çaılması üzerine yeni dertler edinmsei.
olağan şeyler. aynı şeyi evirip çevirip söyleyip bir de farklı şeyler gibi kavga edenleri bile görmek olasıdır. kısaca, en iyisi adamakıllı yazıp anlaşmak veya anlaşamamak ama, anlaşılamamak değil falan filan.
tabii ki bu da bir sorundur, yorum kısmı fikir beyanlarının istenilen yöne gitmemesi.
kafayı duvarlara vurmadan, zamanla site içerisinde daha uygun tartışma platformları da oluşacağını bildirerek şimdilik uzaklaşayım.
Şifremi Unuttum?