Anket
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Duel (1971)
Kategori: Janr Filmleri » Korku/Gerilim | Haber ID: 632 | Yazdır

alt

 

Duel, Steven Spielberg'in ilk uzun metrajlı filmi. TV için çekilen yapım, Jaws öncesi, Spielberg'in gerilim yaratmadaki ustalığının da bir müjdecisi adeta.


alt

 

Richard Mateson'un aynı adlı hikayesinden aynı yıl uyarlanan film, otoyol boyunca bir tır tarafından taciz edilen orta yaşlı iş adamının (Dennis Waever'in canlandırdığı David Mann) yaşadığı komediyle karışık gerilimi psikolojisindeki değişimlere paralel iç seslerle verirken, tır şoförünü göstermeyerek gizem yaratmada "bilinmeyen" faktöründen olabildiğince yararlanıyor ve Mann ile bütünleşen seyircinin merakını zirvede tutarak akıcı ve sürükleyici bir öykü yaratmayı başarıyor.


alt

 

Olağan bir şekilde, Mamet'in dediği üzere, belki gereksiz bir girişle başlayan film, seyirciyi David'in arabasına dahil eder ve uzunca bir süre radyo sohbetlerini dinleriz. Ta ki malum tır gözükünceye kadar. İşin komiği, tır şoförünün o ana kadar herhangi bir tehditvari yönü yoktur. David'i sollayarak geçer ve yavaşlar, evine yetişmek için acelesi olan David'in tekrar avantajı almasıyla gizemli şoför, adamımıza takar ve saatler sürecek bir kovalamaca başlamış olur. Şoförün niyetinden başlarda emin olamayan David, mola verdiği restoranda kendi "Golyat"ını da görür, sahibini aramaya başlar. Paranoyak davranışlar sergileyen bu yabancı, konuştuğu herkesçe dışlanır, kimseden yardım alamaz. Öyle ki, yolda durdurduğu yaşlı çift veya kendisinden yardım isteyen okul otobüsündeki çocuklar bile David ile alay eder. Korkağın, sefilin biri olmuştur.

 

alt

 

Tır şoförü anlaşılan o ki çok eğlenmektedir, David'in tıra yolu verip saatlerce bekledikten sonra arabasını çalıştırdığında tırın da köşede bekliyor olduğunu görmesi, cesaretini topladığı anda şoförle yüzleşmek için araca doğru yaya olarak yürürken, tırın üstüne sürmek yerine (bunu daha önce yapar) birkaç yüz metre gidip yine stop etmesi, bu yorgun adamı bunalıma sokmak için tezgahlanmış oyunlardır adeta. En gerilimli sahnelerden birinde, polise telefon etmek için girdiği telefon kulübesinde tırın saldırısına uğrar. Etraftaki yılan ve tarantula kafeslerinin parçalanması da gerilime lezzet katar.


alt

 

Tırın tünelin ucunda göründüğü sahne, araca kimlik kazandıran, onu bir canavar filminin metafor haline getiren bir imgedir adeta. Birçok kereler David'i ve küçük, kırmızı aracını (Christine'i hatırlatır) yok etmek şansını ele geçirir, fakat bunu yapmaz. Niyeti eğlenmek ve gücünü göstermektir -kendisinden ölesiye korkan birini bulmuşken bu şansı da bırakmak istemez. Uzun yol aracının seçilmesi de bu yüzdendir, hiç kimse bir kaplumbağa hızıyla günlerce monoton bir yolculuk yapmak istemez. Anlaşılan o ki, ekstra güçlendirilmiş motoruyla bu sürücü hayatına heyecan katmak istemektedir. David'in saatte 70'i geçemeyen aracı 100'e çıktığında bile ona kolayca yetişir. David araçtan indiğinde, onu parçalamak yerine, dibine kadar sokulur ve sahibini tekrar it dalaşına çağırır. Kedinin fareyle oynadığı gibi avıyla oynayan sürücü, her nasılsa filmin sonunda David'e saldırmaya karar verir ve film, Golyat'ın kaderini yineleyerek sona erer.


alt

 

The Car (1977), Knight Rider (1982), Christine (1983), Maximum Overdrive (1986) gibi sonraki dönem yapımlarına ilham olan film, Trucks (1997), Black Dog (1998) gibi türevlerin de doğmasına yol açar. Özellikle Patrick Swayze ve psikopat kamyon şoföründe Meat Loaf'un başrollerini paylaştıkları Black Dog, yol filmlerini ve gerilimseverleri memnun edecek bir yapımdır.

alt

 

alt

 

Orijinali 74 dakika olup, DVD süresi 90 dakikaya çıkarılan film, bu haliyle yer yer sıkıyor; birkaç mola yeri ve üstte saydığım eğlenceli kısımlar haricinde, durağan bir takip ritüeli, seyircinin odağını kaybetmesine neden oluyor. Burt Reynolds'u andıran fiziğiyle Dennis Weaver'in "sıradan insan"ı başarıyla canlandırdığı yapımda, gizemli sürücüyü sadece benzin deposunda ayak çekimi ile ve David'e eli ile yol verirken somutlaştırıyoruz, David'in sürücüyü aradığı restoranda kameranın birkaç yüze odaklanması, yabancının kim olduğu konusunda kesin bir bilgi vermez. Hitchcock filmlerine bir göndermedir adeta bu sahne, şüpheliler birer birer restorandan çıkıp araçlarına binerler. Aniden hareket eden tırın kim tarafından sürüldüğü ise muamma olarak kalır. Filmin sonunda kastingde sürücünün ismi geçse de (Carey Loftin), biz onu görmeyiz. Yüzün gözükmediği ayna çekimi sıklıkla kullanılır ve rahatsız edicilik had safhada verilir. Bu huzursuzluğu bozan, David'in gardını erken indirmesi ve Golyat'ımızın onunla savaşmak değil, eğlenmek istemesidir. Küçük bir çocuğun oyuncağıyla oynadığı gibi oynar David ile, bu bir bağlamda David ile Golyat hikayesinin modern bir versiyonudur. Yabancılaşmış, paranoyaya teslim olmuş bir toplumun bireyi olarak David, sadece korku ile hareket eder. Restoranda gördüğümüz üzere, bir yabancıyla nasıl iletişim kuracağını bile bilememektedir, eline yüzüne bulaştırır. Filmin sonunda, bir nevi gizemli sürücünün yerini aldığında ise, çocuklar gibi sevinir. Güç, onu mutlu etmiştir. Önemli olan doğruyu yapmak değil, kazanmaktır. Bu dünyaya tutunmanın tek yolu budur. Spielberg de bu filmle kazananların tarafında yer alır ve bu güçle söylemek istediği politik fikirlerini açıkça beyan eder. Bu da sinemanın gerçeğidir.

 

Kendi gerçeğinizde mutlu olmanız dileğiyle,

alt

 

Sinemaestro'dan Sevgilerle...

 

alt

 



Sayfa 1-of-2 | Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Yazar: Sinemaestro | 7 Ağustos 2008 | Okunma: 830 Bookmark and Share
Benzer haberler:
akn |

bu filmin dvdsini bulabilir miyiz?
8 Ağustos 2008 03:25 |

Biraz bakının, bulamazsanız ben yardımcı olurum.
8 Ağustos 2008 11:29 |

Metafor kullanımı açısından Spielberg adına en zengin filmlerden biri. Spielberg, adeta bakın biz Amerikalılar ne kadar halis muhlis vatandaşlarız. Hatta bizi dürtmedikçe asla kavga etmeyiz, savaş çıkarmayız, kendi kendimize geçinir gideriz diyor. Oysa haki rengiyle, 1950'lerin Alman ordu kamyonlarına benzeyen tır buram buram savaşkan milletleri temsil eder. Başlardaki sollama mevzusu ise Soğuk Savaş yıllarında Rusların ve Amerikalıların nükleer silah üretiminde sırayla birbirlerini geçmelerinin metaforudur kanımca. Ayrıca okunaklı bir plakası dahi olmayan, şoförünün yüzünü filmin finalinde bile görmediğimiz tır da bu belirsizliğiyle Amerika'nın olası herhangi bir düşmanını temsil eder. "Zorla" savaşa itilen gariban Amerika, dinlenme tesisi sahnesinde olduğu gibi kimseyi ikna edemez ve kimsenin kaale almadığı bir obje haline gelir. Ama kızdırmayın ABD'yi yoksa tüm dezavantajlarına rağmen gene de sizi alt eder.
11 Şubat 2010 16:39 |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.