Seyir Defteri
Anket
Son Yorumlar
|
Victor Erice'den bir başyapıt: Arı Kovanının Ruhu
Eğer onun arkadaşıysan,
onunla dilediğin zaman
konuşabilirsin.
Gözlerini yum...
Ve onu çağır.
"Ben Ana'yım."
"Ben Ana'yım."
Bazı filmlerin kendilerine özgü bir büyüleri, bir sırları, kısacası izleyiciyle kurdukları gizemli bir ilişkileri olduğunu düşünmüşümdür hep. Arı Kovanının Ruhu seyircisiyle arasında tutkulu ve zarif bir yakınlık kurmayı başaran nadir filmlerden. Bu açıdan, benim için ilk izlediğim andan beri hep özel bir yere sahip. Yalnızlığın, şüphenin, taşranın sessizliğinin, bir şeylere duyulan özlemin ve çocukluğun ruhuna inen bir başyapıt bu film. Victor Erice sahip olduğu ustalığını, oyuncularını fazla konuşturmadan, yalnızca yüz ifadeleriyle, bakışlarıyla oynatarak, kamerasını karakterlerinin ruhunun içine sokar gibi kullanarak gösteriyor. 94 dakika sonunda o taşra kasabası, Ana, Frankenstein'ın canavarı, arılar, Bay Jose, dudağa sürülen kan artık aklımızdan çıkmayacak resimlere dönüşüyor.
![]() Film 1940'ların İspanya'sında bir köyde geçiyor. İspanya iç savaşı bitmiş, Franco'cu baskı insanları İspanya'nın bu ücra köyünde bile etkilemektedir. Ana ve ablası Isabel, onlarla çok da ilgilenmeyen anne ve babalarıyla bu köyde yaşamaktadırlar. Ve bir gün Ana, sinemada 1931 tarihli James Whale yapımı "Frankenstein" filmini izler. O günden beri canavarı düşünmeye başlayan Ana, ablası Isabel'in söylediklerinden de etkilenerek canavarın yaşadığını düşündüğü kullanılmayan, eski bir ambara her gün gitmeye başlar. Bir süre sonra canavar, Franco güçlerinden kaçan kaçak bir askerin varlığıyla canlanır. Ana ve asker (canavar) arasında Ana'nın canavara yardım etmesine dayalı kısa süreli bir ilişki yaşanır. Ve sonrasında kaçak asker bir gece çatışma sonucu öldürülür ama bu Ana'nın düş gücünün yarattığı canavarın ölmesine neden olmaz, tersine Ana bu düşünceye daha da sıkı sarılır.
![]() Ana filmi izlediği andan itibaren sorular sorar. Ablası İsabel, Ana'dan bir iki yaş büyük olmanın verdiği deneyim ve kurnazlıkla bu soruları Ana'nın kafasında yarattığı canavar imajının gelişmesine katkıda bulunacak şekilde yanıtlar: "canavar aslında filmde olduğu gibi ölmemiştir, o bir ruhtur ve eğer onun arkadaşıysan yalnızca adını söyleyerek onunla iletişime geçebilirsin". Isabel ve Ana çocukluğun o tuhaf keşfetme duygusuyla sürekli terkedilmiş ambara giderler, burada onları bekleyen yalnızca ıssızlıktır. Ana, onu bekleyen boşluk ve sessizlik olsa da bu barınağı ziyaret etmeye devam eder.
![]() Düş gücü ona bu konuda yardımcı olur, etrafta dolaşırken gördüğü büyük! bir ayak izi canavarın orada yaşadığının kanıtıdır ve sonrasında kaçak askerin vücuduyla şekillenen canavar artık Ana'yla iletişime geçmeye hazırdır. Bu iletişimin ilk adımını Ana atacaktır. Çantasından çıkardığı elmayı askere uzatır ve devamı gelir. Böylece birkaç gün sürecek olan Ana ve canavarın dostluğu başlar. Annesine sorduğu sorudan aldığı cevap gibidir bu ilişki; ruhlar iyi kızlara karşı iyi olurlar, kötü kızlara karşı kötü. Ve bir gün Ana buluşma mekânına bir kez daha gittiğinde artık canavarın orada olmadığını görür. Onu izleyerek arkasından gelen babasının soru dolu bakışlarından kaçarak geceyi dışarıda tek başına geçiren Ana, o gece canavarla bir kez daha buluşur ve korku dolu ama aynı zamanda masumiyet içeren bu buluşma Ana'nın tamamen kendi içine, canavarla olan ilişkisine kapanmasına da neden olur.
![]() Tıpkı arılar gibi kendi kovanları olan evlerinde yaşayan bu küçük aile Erice tarafından asla bir arada gösterilmez. Seyirci olarak ailenin dört üyesini, yani anne, baba ve çocukları bir bütün halinde göremeyiz. Onlar sadece kovanın bir araya getirdiği arılardır. Evin çatısı altında yaşadıkları birbirleriyle paylaştıkları şeyler değil kendi içsel deneyim ve düşünceleridir. Yalnızca çocuklar birbirleriyle bir şeyler paylaşır, bu da Isabel'in Ana'nın güvenini kaybetmesine neden olan şakasına kadar sürer. Bu noktadan sonra Ana, ablasına karşı daima bir şüphe duyacak, ona karşı kendisini geri çekecektir. Çünkü Isabel Ana'nın güvenini yitirmiştir bir kere. Neyin doğru neyin yanlış olduğu, neyin gerçek neyin düş olduğu da belli değildir artık Ana için. Dolayısıyla kafasında yarattığı canavara ablasından daha çok inanmakta, ona daha sıkı tutunmaktadır.
![]() Çocukların dünyasının içinde değil, yalnızca etrafında olan anne ve baba kendi aralarında hiçbir şey paylaşmazlar. Anne eskide kalmış birisinin özlemini duymaktadır, onun için bu ev, yani kovan, bir bakıma onun tutsaklığıdır. Sabaha karşı yatmak için yanına gelen koca onun uyuduğunu sanmalıdır. İşte bu yüzden; gözler kapatılır, yüz yastıktadır. Konuşmak için ya çok geç kalınmış ya da artık her şey konuşulmuş daha fazla paylaşacak bir şey kalmamıştır. Baba ise "Arı Kovanının Ruhu" adını verdiği bir çalışma içerisinde insanın varoluşu üzerine düşüncelere dalmıştır. Anne ve babanın birlikte gösterildiği, bir şeyler paylaştıklarına ilişkin tek bir kare yoktur filmde. Onlar bir şeyleri çoktan tüketmiş ve susmuşlardır artık.
![]() Çocuk neyi keşfetmek ister, neden mutsuz olur, neden bazılarımızı sever, bazılarımıza uzak durur? Boyu nereye kadar uzanır olduğunu bilmediğimiz bir göl gibi aslında bu dünya. Ana'nın kafasında yarattığı canavar, yetişkinlerin yarattığı canavarların yanında aslında ne kadar masum. Büyüklerin çizdiği dünyada canavarlar korku duyulacak, uzak durulması gereken, dost olunmayacak, çirkin yaratıklardır. Peki, bu tanımların bir çocuk için geçerliliği nedir? Ana her gün yeni bir deneyimle gitgide büyüdüğü dünyasında bazı şeylere şüpheyle yaklaşması gerektiğini öğrenmiştir, ablası Isabel'in yerde yatan hareketsiz bedeni, babasının tanımıyla zehirli olan, ormanda gördüğü mantar, canavarın geride bıraktığı kan izleri hepsi onun için sorgulamaya açıktır. Ona sunulan gözlerinin gördüğüdür sadece, inanması gerektiği şeyler değildir. Onun canavarı, büyüklerin yarattığı canavarlara benzemez. Bu yüzden düş gücüyle yaratılan bir canavar, kelimelerle yaratılan canavarlardan çok daha tehlikesizdir.
![]() Victor Erice'nin filmini doruğa ulaştırdığı anlardan birisi aynı zamanda Ana'nın da hayatında dönüm noktası olan tek başına dışarıda yalnız kaldığı gece. Ana yetişkinlerin dünyasından kaçıp düş dünyasıyla ormanın içinde tek başına kaldığında, tamamen kendisiyle baş başadır. Ve o muhteşem görsellikteki kaçınılmaz an geldiğinde önce suya düşer canavarın yüzü. Ana başını kaldırdığında kendi düşüyle karşı karşıyadır artık. Aslında hepimizin çocukluğunun soğuk gecesidir bu gece. Çocukluğumuz bize bakmaktadır; anlaşılmaz, korku dolu, heyecan verici, kafamızda yarattığımız hayal dünyamız bize bakar canavarın yüzünde. James Whale'in yarattığı canavar, Erice'nin sinemasıyla buluşmuştur, sinema tarihinin en güzel anlarından biri de böylece gözlerimizin önünde durmaktadır.
![]() Çocukların dünyasını incelikle, başarıyla ve tüm doğallığıyla anlatan filmler sinema tarihinde ne yazık ki çok fazla yok. "Arı kovanının Ruhu" bu konuda belki de sinema tarihinde yapılmış en dokunaklı ve en yetkin filmlerden biri.
Arı kovanının, pencereleri petek petek olan evin, Teresa'nın, Fernando'nun Isabel'in, Ana'nın ruhunu anlayabilir miyiz, çocukluğumuzun ruhunu? Victor Erice bize çocukluğumuzu uzatıyor, tüm masumluğu, tüm güzelliği ve tüm korkutuculuyla. Filmin çekimleri sırasında neredeyse tamamen kör olan gözlerinin ya da ruhunun gördüğünü filme aktaran görüntü yönetmeni, Luis Cuadrado, bal rengi, gizemli, gözlerin ötesine geçen bir atmosfer yaratıyor, Ana Torrent bakışlarını kameraya dikiyor, kusursuz, unutulmaz, sarsıcı bir oyunculuk sergiliyor ve bize sadece bu muhteşem güzellikteki filmi izlemek kalıyor. O yüzden kendimi bu filmin ellerine bırakıyor ve o sihirli sözcükleri tekrarlıyorum; " ben Ana'yım, ben Ana'yım".
![]()
Yazar: alvastar | 23 Ağustos 2008 | Okunma: 692
Benzer haberler:
ancelika |
Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
Login
Translate
Facebook
Etiket Bulutu
2007, 2008, 2009, al pacino, alfred hitchcock, alice in wonderland, alien, amy adams, angelina jolie, anne hathaway, avatar, batman, blake lively, brad pitt, cate blanchett, charlie chaplin, charlize theron, christian bale, christina hendricks, christopher nolan, clint eastwood, cosplay, dc comics, deniz akçadoğan, diane kruger, eleştiri, emmanuelle chriqui, fragman, gary oldman, gişe, gossip girl, hayden panettiere, heath ledger, inglourious basterds, iron man, iron man 2, james cameron, jessica alba, jessica biel, johnny depp, joker, kamera arkası, kate winslet, keira knightley, kristen stewart, kritik, kült ablası, kısa film, leighton meester, lost, marilyn monroe, marion cotillard, marlon brando, marvel, megan fox, meryl streep, mickey rourke, mila kunis, mischa barton, natalie portman, oscar 2009, parodi, penelope cruz, poster, poster art, quentin tarantino, ridley scott, robert de niro, robert downey jr, sam worthington, scarlett johansson, sinema, slumdog millionaire, soundtrack, spider-man, star trek, star wars, steven spielberg, superman, terminator salvation, the avengers, the curious case of benjamin button, the dark knight, the godfather, the godfather part 2, the incredible hulk, the spirit, the terminator, thor, tim burton, up, vanessa hudgens, vanity fair, video, video klip, wall-e, watchmen, web site, x-men origins wolverine, zoe saldana
Tüm etiketler Popüler
Arşiv
Reklam
|
Şifremi Unuttum?