Oscar heykelcikleri, yaklaşık 3 saat sonra başlayacak ödül töreni ile sahiplerine kavuşmayı bekliyor! Biz de, törene bu kadar az zaman kalmışken biraz tahmin yürütelim dedik. İşte 3 saat sonra ne denli tutarlı olduğu ortaya çıkacak bir avuç "kişisel" tahmin.
Sicilya kökenli olan Al Pacino, 1940 yılının baharında New York’un en belalı yerlerinden Bronx’ta doğar. Doğduğu kent 1930’ların Amerikan Ekonomik Buhranı içinde kavrulmaktadır. Pacino, sefil bir çocukluk geçirir ama daha 5 yaşından itibaren televizyonda gördüğü oyuncuların taklitlerini yapmak konusundaki yeteneğiyle de geleceği konusunda ışık vermeye başlamıştır. Çocukluğunda sokaklarda edindiği ve İtalo-Amerikanların birçoğunda görünen Sonny lakabıyla birlikte türlü işler yapar.
2000'ler ve '90lardan sonra, bir on yıl daha geriye dönüp, '80leri hatırlamanın zamanı gelmişti. Hepimizin kişisel sinemateğinde yer etmiş bilindik filmler yanı sıra, benim de izlemediğim onlarca film vardı ve bir isim havuzu oluşturmak adına, bu sefer dışarıda pek öğe bırakmadan, geniş bir liste hazırladım.
The Godfather/Baba sadece çok satan bir ucuz roman olarak kalmamış, filmleriyle, müzikleriyle hatta oyuncularının kariyerlerine sirayet eden performanslarıyla birlikte başlıbaşına bir kült yaratmıştır. Yukarıda gördüğünüz yazı tipi ve logo bile The Godfather'a özgü olup bu yazı tipinin kullanıldığı diğer filmlerde Paramount'un para kazanmasını sağlamıştır. Şimdi bakalım bir Godfather koleksiyonunda tam olarak nelerin olması gerekiyor.
2000'li yılların bir derlemesini yaptıktan sonra 90'lı yılların filmleri için de bu tür bir çalışma gerçekleştirmek şart olmuştu. Yazımızın devamında yine Sinemaestro ekibinin kişisel listelerini bulabileceksiniz; ancak bu sefer bu listeler 90'lı yılların filmlerine yönelik. Yani şimdi sıra Fight Club'da, American Beauty'de, Magnolia'da, Ed Wood'da; kısacası 90'ların mirasında...
Edit: Yazı sonunda yedi listeden oluşan genel tabloyu ve son değerlendirmeyi okuyabilirsiniz.
2000'li yılları geride bırakıp on yılın en iyi filmlerini seçtiğimiz günlerde, doksanlı yıllara da el atacağımızı söylemiştik. Kendi beğenilerim doğrultusunda hazırladığım ilk seçkiyi aşağıda bulabilirsiniz.
Evet, seneler akıp geçti ve 2000'lerin ilk on yılının son demlerini de yaşayıp tükettik. Bu yüzdendir ki birçok sinema sitesi bu ilk on yılın en iyi filmlerine dair listeler hazırlayıp yayınlıyor bu aralar. Sinemada on yılın değil; beş yılın bile birçok değişik anlayışın ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği düşünülecek olursa, bu tarz bir listenin bizler tarafından da oluşturulmasının bir sakıncası yoktur sanırız. Sinemaestro'nun yayınladığı listeden sonra işte, site ekibinin katılımıyla hazırlanmış bir dizi "son 10 yılın en iyi 10 filmi" listesi daha...
"2000'li yılların en iyi filmleri" derlemelerine özgün bir bakış getirmek fikri immortal eva'dan çıktığından beri kafamda arşivimi hızla tarayıp bir liste hazırlamak düşüncesi vardı. Kısıtlı imkan ve zaman sınırı içinde kotarılmış bu listeden -birkaç hafta- sonra film müziklerine dair daha derli toplu bir liste ile bu seriyi tamamlayacağım. Bu arada sitemizin diğer yazarları da kendi seçkilerini ekledikten sonra en çok oy alan filmleri gözden geçirip ayrı bir loca oluşturmamız gerekebilir. Şimdi on yılın iz bırakmış filmlerine kabataslak göz atalım ve kendi beğenilerimizi ekleyerek bu toplamı yorumlarla besleyelim.
Geçtiğimiz pazar Babalar Günü'ydü, malum. Birçok yayın organı bu günle ilgili listeler yayınladı, biz de bunlardan birine sitemizde yer vermiştik. Fakat her zaman olduğu gibi oldukça yüzeysel hazırlanmış listelerdi bunlar, eksikler aklıma geldikçe bunları bir araya toplamak için bir istek duydum. İzlenmiş filmler şöyle bir gözden geçirilerek isim havuzu oluşturuldu ve aşağıda gördüğünüz derleme ortaya çıktı. Unuttuklarım mutlaka ki vardır, olacaktır; derdim zaten tamamının izlenmiş filmlerden oluşturulup öznel bir kıvam yaratmasıydı. Bu sebeple dış kaynaklarda yer bulan Daniel Plainview (Daniel Day-Lewis, There Will Be Blood), Jerry Blake (Terry O'Quinn, The Stepfather), George Lutz (Ryan Reynolds, The Amityville Horror), Bill Maplewood (Dylan Baker, Happiness), Mac Mac Guff (J.K. Simmons, Juno) gibi isimleri önceden eledim. Şimdi arkamıza yaslanalım ve beyaz perdenin unutulmaz babalarına, kötüden iyiye doğru, uzunca bir göz atalım. Bu yolculukta pek çok filmi hatırlamanız ve uğrayacağınız duraklardan zevk almanız dileğiyle...
Görsellik, sesin devrimine rağmen, gerçek yaşamda olduğu gibi, sinemada da en önemli unsur. Bu bağlamda karaktere farklılık arz eden öğeler yüklemek için kimi zaman fiziksel değişimlere gidilir; kah bir ritüelle, savaşa hazırlanan kızılderililer misali, yüz boyanır (The Crow, Braveheart) kah maske takılır (V for Vendetta). Anti-kahraman özelliklerinden biridir bu değişimler, Maskelenmiş Oyunculuklar üçlemesinde bu yüzlerden (Joker ve tebası) epeyce bahsetmiştik. Şimdiki konumuz ise "asi oğlan" sembolü olmaktan çıkıp "akıl defteri"ne dönüşen dövme unsuru. Ekranda dövmeli bir karakter görüyorsanız ya kendi kanununu kendi uygulayan bir anti-kahramandır ya belalı bir düşmandır ya da hafızasını kaybetmiş (Memento, The Number 23) veya kaybetmemiş (Prison Break) olarak bedenine aktarmış bir maceracıdır. Kimi zamansa bir çete sembolü olarak aradığınız kişiye ulaşmanın en etkili yoludur. Kiminde dövme en etkili şekilde yüze uygulanırken bir çoğunda bedene nakşedilmiş resimler, sanat eserleri mevcuttur. Öyle ki, Red Dragon filminde kahramanın sırtına işlediği William Blake tablosu filmin afişi olmuştur. Dövme yapmak yerine bedenini kendi eliyle kesenler/yakanlar da mevcuttur (Fear, Watchmen). Takma kirpikli Alex'imiz başta olmak üzere (A Clockwork Orange) diğer marjinal karakterleri yine bahsi geçen üçlemede bırakalım ve gelin şimdi yakın tarihten, pek çok filmden aklımızda yer etmiş dövmeleri ve sahiplerini birer birer hatırlayalım. Ardından şöhretler dünyasının ünlü dövmelerine de kısaca göz atalım.
Şifremi Unuttum?