Sinemaestro > Gangster/Suç > Public Enemies (2009)

Public Enemies (2009)


20 Temmuz 2009. Yazan: berat bayer

alt

 

1930'larda, Buhran Dönemi Amerikası'nın yarattığı,kendi kendine oluşturduğu tuhaf ahlak sistemiyle banka soygunları yapan (parasını alacak müşterilere "Biz senin değil,bankanın parasını çalıyoruz" diyerek parasını geri veriyor mesela) karizmatik suçlu John Dillinger'ın hikayesini izliyoruz filmde, kendi ekibiyle yaptığı dehşet verici soygunlar, silahlı çatışmalar, hapisten kaçmalar... Ve Dillinger'ın işine (!) paralel olarak anlatılan bir aşk hikayesi... İnanılmaz derecede başarılı bir film doğurabilecek düzeyde, değil mi ? Ancak belki de dizi olmaktan son anda kurtulduğundandır, Public Enemies'in her yerine dizi etkisi ve estetiği sinmiş durumda, bu da bu hikayeden sağlıklı bir filmin oluşmasını engelliyor. Orantısız zoom'lar,kötü ve yorucu kamera kullanımı ve bir BBC dizisini hatırlatan renk kullanımı, eldeki malzemeyi ziyan etmiş maalesef. Üstelik oyunculuk kanadında biraz olsun kurtarmasına rağmen...

 

Hikaye işlenişi açısından zaten kötü bir senaryodan beslenen türden gangster filmlerine pek alışık değiliz, malum. Bu janrın en iyi örneklerini ise kaliteli filmler olarak hatırlıyoruz, kendi görselliğini oluşturmakta çok rahat davranan ve işleniş açısından hiç de havada durmayan filmler- benim şimdilik hatırladıklarım The Godfather serisi, Scarface, Road to Perdition, Goodfellas, The Unctouchables, Donnie Brasco ve Gomorra- olarak. Ancak kesinlikle onların düzeyine ulaşamıyor "Public Enemies" ve bu "ulaşamama" olayındaki en büyük etken, kuşkusuz filmin kendine özgü ve özgün bir tarz oluştur(a)maması. Biyografik ve izleyeni yoran filmleri referans seçmese de o gruba dahil olmasının da, filmin düpedüz "kötü" olmasının da nedeni bu.

 

 

Gangster filmleri olarak gösterilecek janrın eğreti bir örneği olarak nitelendireceğimiz Public Enemies'in çığrı bununla da sınırlı değil. Marion Cotillard gibi bir oyuncunun yan planda harcanması, tüm o iyi anlatılmış ancak görsellikte harcanan gangster hikayesinin yanında affedilecek gibi değil. Depp'in ustalıkla canlandırdığı John Dillinger ile yaşadığı aşk kesinlikle inandırıcı değil Billie Frechette karakterinin. Cotillard'ın özellikle dayak sahnesinde sergilediği performans unutulacak gibi değil, ama o sahne de yürüyen kamera ile Mann tarafından harcanıyor gelin görün ki. Tokat atılırken kullanılan zoom teknikleri, bizim televizyonlarımızda yayınlanan "Arka Sokaklar" dizisindeki planları andırıyor, utanmasa karakterlerin etrafında 360 derece dönecek acemice bir High Definition kamera kullanılmış. İşte o sahneleri görünce "Mann bu sahnelerde keşke çekerken film kullansaymış" diyorsunuz. Mann, filmi daha bir izlenmez kılan görsellik konusunda verdiği röportajda artık gangster filmlerinde bir gelenek haline getirilen filmle çekme olayını neden Public Enemies'te kullanmadığını açıklamış: "Film eskitilmiş gibi duruyordu. Bir de HD kamerayla çekim denedik, işte o zaman bu kameranın daha iyi çekim yaptığına şahit oldum. HD kamera filmin içindeymişsiniz etkisi uyandırıyordu, istediğim de buydu."

 

Heat gibi "zorlu" bir filmi kotaran adamın böyle bir hataya düşmesi de bu tekniğin filmde bilinçli kullanıldığını kanıtlar nitelikte. Bunun yanı sıra kimi zaman dahiyane bir kamera kullanımı da görüyoruz kimi sahnelerde, özellikle filmin başlarındaki banka soygunu sahnesinin bitiminde. Bu sahnede HD kameranın çok iyi değerlendirildiğine şahit oluyorsunuz, Depp'le aynı doğrultuda hareket eden ve arabanın arkasından sürüklenen kamera işte bu sahnede "içerideymişiz" izlenimi uyandırıyor, fakat bu tekniğin filmde bir nevi deneme amaçlı kullanıldığı ayan beyan ortada. İyi koşulların iyi değerlendirilememesine bir örnek daha sunuyor bu sahneler...

 

 

alt

 

Filmin oyuncu kanadından güç aldığına bakılırsa,yan rollerde yer alan oyuncuların filmde parladığı da söylenebilir. Sadece yukarıda bahsettiğim Marion Cotillard değil, filmde hikayesi fazlasıyla ikinci  plana atılan Melvin Purvis karakterini canlandıran ünlü aktör Christian Bale de filmin en kötü oyunlarından birini sergilemesine rağmen parlıyor. Ayrıca Channing Tatum, Stephen Dorff, Billy Crudup, Giovanni Ribisi gibi aktörler de filme oyunculuklarıyla katkıda bulunuyorlar, ki böylece Mann bir gangster filminin ihtiyaçlarından birini nihayet hakkıyla vermiş oluyor: Oyunculuklar.

 

Birazcık da bu ekşi Mann filminin olumlu yanlarına bakalım. Önceki sayfalarda övdüğüm oyunculuk etkeninin yanında, yerdiğim HD kameranın da emeği geçmiş filmde. Bazı yerlerde istediği görselliği sunabilen yapıt bu yönüyle bir pare özgünleşiyor. Ayrıca yine kimi sahnelerde Nolan'ın TDK'sını hatırlatan şık bir görsellik de vaad ediyor, Depp'le mesafesini koruyan kamera, loş ortamlarda adeta şahlanıyor, yıldızlaşıyor. Bunlar filmin zirve yaptığı anlar işte. Bir diğer olumlu etken ise silahların gerçekçi kullanımı, şarapnel parçalarının fırlayışı çok iyi seçiliyor ve hiç de ayrıksı durmuyor. Aksine, filmi belli bir havaya sokuyor ve çatışma sahnelerinin inandırıcılığına artı puanlar kazandırıyor. Ayrıca oyuncularla doğru orantılı kullanılan diyaloglar, inandırıcı olmayan senaryonun etkileyiciliğini artırıyor. Bunlar da, filmi izlenilebilir kılan kimi etkenler.


Velhasıl-ı kelam, ülkemizdeki ve dünyadaki eleştirmenlerin pek bir beğendiği Public Enemies, dev yönetmen Michael Mann'in koca kariyerindeki en kötü film olmaya aday. Denediği ilginç görselliği hiç iyi kullanamayan ve sırf Depp etkeni için izlenebilecek bir yapıtla karşı karşıyayız, bir de yukarıda bahsettiğim olumlu etkenler izlenir kılıyor yapıtı. Depp hayranları izleyebilir, ama görselliği çekemeyen izleyici filmin iki buçuk saatlik süresinin sonunu zor getirir, söyleyeyim. Eh, bir yazının daha sonuna geldik. Daha sonra daha iyi bir Michael Mann filmini masaya yatırmak umuduyla...

Geri Dön