Sinemaestro > Yeşilçam > Kabadayı (2007)
Kabadayı (2007)21 Nisan 2008. Yazan: Sinemaestro |
|
Kabadayı, Yavuz Turgul'un Şener Şen'le işbirliğinin on dördüncü filmi. Bu yapımların beşinde yönetmen koltuğunda oturan Turgul, senaristliğini yaptığı filmlerin hemen tümünde de (Hababam Sınıfı Güle Güle, Aile Kadını ve Fahriye Abla hariç) oyuncuyla birlikte çalışmış. Bu yapımlar arasında Tosun Paşa (1976), Sultan (1978), Erkek Güzeli Sefil Bilo (1979), Banker Bilo (1980), Çiçek Abbas (1982), Şekerpare (1983), Züğürt Ağa (1985), Muhsin Bey (1987), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990), Gölge Oyunu (1992), Eşkıya (1996), Gönül Yarası (2005) ve TV dizisi İkinci Bahar (1999) bulunuyor. Turgul'un birlikte en çok çalıştığı diğer isimler arasında İlyas Salman, Şevket Altuğ, Müjde Ar ve Türkan Şoray'ı görüyoruz. Şener Şen cephesinden bakarsak, dönemini en iyi hicveden filmlerden biri olan Züğürt Ağa ile başlayan drama oyunculuğuna geçişinin Turgul'un senaryolarıyla çakıştığını ve yola birlikte çıkan ikilinin Eşkıya ile ikinci baharını yaşattıkları Türk sinemasına çok değerli yapıtlar hediye ettiklerini görürüz.
Bir kere bu film Eşkıya kadar derli toplu değil. Belli ki iyi bir konu düşünülmüş fakat hayata aynı derecede başarıyla geçirilememiş. Filmin süresi zaten uzunken (140 dakika) 4 saati bulmuşçasına seyirci koptukça kopuyor, ta ki final gelip de damakta kalan son tadı kurtarana kadar. Ali Osman'ın arkadaşlarıyla buluştuğu fakirhanenin adının da Baran olması, Eşkıya'ya bir gönderme sanki (hapse girip ardında bıraktığı sevgilisini de atlamamak gerek). Filmin giriş sekansı bile ufak ayrıntıların can sıkabileceğine dalalet: Rezervuar Köpekleri'ni andıran şekilde tüm eski dostları bir masada gördüğümüz sahnede Rana Cabbar'ın canlandırdığı Haco, söylediği bütün kelimeleri yutuyor ve herkes gülerken siz hiçbir şey anlamıyorsunuz. Sesin de oyunculuk kadar önemli olduğunu hatırlatmak lazım (öyle ya, "ses"in keşfiyle pek çok sessiz sinema yıldızı zamanında ününü kaybetmişti. Bizdeyse dublajını başkasına yaptıran oyunculara -birkaç yıl önce gördüğümüz gibi- ödül bile veriliyor).
Bazı filmlerin önce finali düşünülür, konu daha sonra inşa edilir; sanki bu film de öyle olmuş ve o yüzden final harici dağınık kalmış. İyi bir montajla film gene kurtarılabilirdi. Elbette bu haliyle de sevenler olacaktır ama karşımızda akıcılık sağlayamayan, birkaç oyuncusunun performansı üzeri kurulmuş, onlardan birinin de yıkılmasıyla "doğru hamuru" yakalayamadığını göstermiş, son kertede finaliyle vasatın üstüne çıkabilen bir yapım var. Belki Eşkıya'yı görmese idik, veyahut bu film o zamanlarda yapılsa idi, çok daha fazla değerlenecekti. Baba'nın üçüncü bölümünün Al Pacino'ya rağmen beğenilmemesi ve -şimdilerde yönetmen olarak kıymete binen- yönetmenin inisiyatifiyle rolü kapan kızı Sofia Coppola'nın sinema tarihinin en kötü performanslarından birini vermesi, bu filmin de talihsizliği bakımından bir örnek oluşturabilir.
Gene de "izlenmemeli" kabilinden bir son not vermiyorum. Seyirci profilinin çoğunu salonlara çektiği gibi, bu filmi evinde izleyeceklerin de Şener Şen için ekran karşısına oturacağı ve oyuncunun performansı açısından hayal kırıklığına uğramayacakları muhakkak. Finaldeki seri tokatlama sahnesini Chuck Norris'in bile kıskanacağını düşünüyorum. "Son Osmanlı" umarım dersini almıştır ve bundan sonra karakterine daha uygun rollerle karşımıza çıkar. Şener Şen'e ellerine sağlık diyerek yazımızı noktalıyoruz. "Fukaraya çorbalarını dağıtmayı unutmayın." Geri Dön |