Sinemaestro > Geniş Vizör > Avatar (2009)
Avatar (2009)28 Aralık 2009. Yazan: Deniz Akcadogan |
|
DİKKAT: RÜYALAR DA BAĞIMLILIK YAPABİLİR Her ne kadar Terminator kadar ciddi ya da Aliens kadar tarz sahibi bir film olmasa da Avatar kendi içinde güzel noktalar yakalayabilen bir James Cameron filmi. Avatar’da dikkate değer olarak niteleyebileceğimiz hususlardan en önemlisi ise ana karakterimiz Jake’in aslında bir kötürüm olması, bu yüzden kendi gerçekliğinden kaçtığı müddetçe mutluluğu bulabilmesi ve beraberinde yaşayabileceği ve kendini ait hissettiği bir ‘’hayat’’a sahip olmak istemesidir. Ve bu amaç doğrultusunda ilerlemeyi tercih eden Avatar gerçek ile olması gereken (bir nevi hayal) arasında ince bir çizgi tutturuyor... Öte yandan her ne kadar insanlığa dair yapılan özeleştiri biraz bayatlamış (bilhassa büyük bütçeli filmlerde) dahi olsa Avatar’da kullanılması iyi bir sonuç vermiş gibi görünüyor...
Bu iki hususun haricinde film görsel zenginliğinin altında boğulan son derece sığ ve de sevimsiz bir havaya sahip. Öyke ki yönetmen filmine ya da öyküsüne bir bütün olarak bakmayı başarabilememiş. Bu yüzden hikaye de kurgu da sarkık ve de tahmin edilebilir bir çizgide ilerliyor. Bu noktada zaten bütün klişelerin kullanıldığına beri yandan değinmeme gerek yok diye düşünüyorum. Hikayenin sevimsizliğinin öncelikle karakterlerin adeta elle arka plana itilmesinden dolayı husule geldiği öylesine bariz ki. Aliens’te severek izlediğimiz Sigourney Weaver de dahil olmak üzere iki karakter (Jake Sully ve Neytiri) dışında herkes adeta yok sayılmış öyküde ki bu da yönetmenin filmin ilerleyen sürelerinde o geri plana itilen karakterlere karşı üzülmememizi ‘’anlamsızca’’ istemesine sebep veriyor. Başta filmin ufak bir teferruat olarak bıraktığı figüranların bolluğu, hatta adeta hemen herkesin figüran olması Avatar’ın albenisini düşüren başka bir husus.
Daha sonra Avatar hakkında kullanılan ‘’dahiyane’’ gibi sıfatları gerçekten de filme yakıştırmak pek mümkün değil. Bir fantastik filmde ya da bilimkurguda başka ne beklenebilirdi ki? Üstelik ilk bir saati ‘’sebepsizce’’ sıkıcı olan ve hiçbir şeye faydası dokunmayan bir filmin başyapıt veyahutta kült olduğunu iddia etmek pek doğru olmasa gerek... Avatarın ne iyisi iyi, ne de kötüsü kötü, mutfakta ne malzeme varsa kulllanılmış bir türlüden pek farkı yok. Bu sebeplerden ötürü çabuk unutulan filmlerden biri olacağını düşünmek de olası...
1. Bunlara ek olarak Avatar filmi bir kez daha bana eğer bir film en başından yanlış veyahutta eksikse –ki bu senaryo oluyor- hiçbir paranın filmin eksikliğini kapatmaya yetmeyeceğini hatırlattı. Şüphesiz sanatın ederi görüntü kalitesi ile biçilseydi şu anda M, Das Cabinet des Dr. Caligari ya da ne bileyim The 39 Steps tüm zamanların en kötü filmleri olarak anılırlardı. Geri Dön |