Sinemaestro > Romantik/Aşk > Up In The Air (2009)
Up In The Air (2009)12 Şubat 2010. Yazan: Immigrant |
|
Up In The Air/Aklı Havada, epey ses getiren, ve kendini merak ettiren bir filmdi. İki yıl önce Juno'yla sürpriz bir Oscar adaylığı kazanış Jason Reitman'ın yine mütevazı bir film yaratarak başarıya erişme hikayesi gibi bir durum ortaya çıkacaktı. Formunun zirvesinde bir George Clooney ile star kombinasyonu da yaratılmış olacaktı. Ama plan, Reitman'ın yine kolaya kaçması ve küçük düşünmesi sayesinde bir işe yaramayabilir. Film de tam o küçük düşünme meselesinin üzerine kurulu diyaloglarla süslü. Bush The Second'ın giderayak Amerika'ya armağan ettiği sonra da virüs gibi dünyaya yayılan global krizin (hani şu bizi teğet geçen) yaşandığı dönemlerde uyarlanan senaryosu şu an Amerikan ruh haline çok yakın bir çizgide. Bir adam var ve işi Amerika'da uçmadık yer bırakmayıp kovulacaklar listesindekilere durumu haberdar etmek. Şüphesiz zorlu bir iş, çünkü kimse bu habere olumlu yaklaşamaz. Clooney'nin canlandırdığı Ryan Bingham, bu işi yürüten adam. Ama bu eski usül çalışma, teknolojinin tavan yaptığı bir dönemde biraz daha eskiyor ve genç ve çalışkan Natalie, bu işi bilgisayar yardımıyla bir chat odasında halledilebileceği fikrini ortaya atıyor. Senaryodaki ilk çözülme burada. Sanki hiç bulunamayacak bir fikirmiş gibi; oysa göz önünde ve filmi daha izlemeden, senaryosu hakkında bilgi sahibi olduğumda benim de sorguladığım bir şeydi bu. Film, kapitalizm, teknoloji, havaalanları gibi konularda arz-ı endam edecek ve işe başlarda olduğu gibi bol espri ve göz alıcı anlar eklenip sürat verilecek gibi duruyor. Ama öyle olmuyor. Senaryo rotasyona uğruyor ve konumuz bir anda Bay Bingham'ın hayata bakış açısı ve aşk mevzuuna geliyor. Vera Farmiga'nın canlandırdığı Alex ile tanışıyoruz. Bu yılın her yarışmada ödül adayı aktör ve aktristi bu anlarda bize yeni filizlenen bir aşka inandırmaya uğraşıyorlar. Ama o da olmuyor. Zaman zaman sinema dergileri tarafından düzenlenen beyazperdenin kimyası tutmayan çiftleri listesine girmeye aday bir ikili buluyoruz karşımızda. Tam da o aralar atılgan yaradılışlı Natalie, olaya dahil oluyor ve Bingham'la çekirge-sensei ilişkisine gitmek üzere senaryoyu yeniden iş ve kovulma mevzuuna çeviriyoruz. Fakat başlarda ısrarla eski usüllerin artık kalktığını iddia eden senaryo bu kez de eski usulün tarafında durmaya başlıyor. Kalanı, anlatılmaya değmeyecek bir spoiler bütünü ama şunları da eklemekte fayda var: Alex karakterinin Natalie'ye erkekler hakkında verdiği vaazda kullandığı olumsuz tümcelerin yine Alex'te vücut bulduğunu (vücut demişken bir sahnede gereksiz yere Alex'in vücudunu görüyoruz), Filmin yan karakteri Natalie'nin bir ara neredeyse filmin üçte birinde unutulduğunu, kahramanımız Ryan'ın film sona ererken kafasında ampuller yandığını ama netice alamadığını görüyoruz. En beteri de bu senaryo Altın Küre filan alıyor Oscar adayı oluyor. Filmin büyük çoğunluğunda yer almayan Vera Farmiga'nın, sevgilim beni terk etti sahnesinde ne kadar beceriksiz oynadığına tanık olduğumuz Anna Kendrick'in ve önceki rollerine hiçbir şey katmamış George Clooney'nin oyunculuk dallarında Oscar başta olmak üzere sürüyle adaylık aldığını da sözlerimize ekleyelim. İşin aslı; işine bağlı, aklı ve burnu havada adamın burnu sürtülerek dönüşümünü hakikatiyle gösteren mükemmel bir film izlemek istesem Groundhog Day/Bugün Aslında Dündü'yü 1000. kez de olsa izlerdim. Aklı Havada'ya hiç gerek yoktu. Geri Dön |