Sinemaestro > Gangster/Suç > The Dark Knight (2008)

The Dark Knight (2008)


26 Temmuz 2008. Yazan: Sinemaestro

The Dark Knight

 

Why So Serious, intro

 

 

The Dark Knight, sinemaya bir yenilik getirmeyen, fakat çizgi romanı beyaz perdeye en saygın şekilde uyarlayarak bu türün beyaz perdede evrimine katkı sağlamış, bu anlamda önemli bir kilometre taşı ve devrim niteliğinde bir yapım. Heath Ledger'in zamansız ölümü, bir histeri dalgası yaratmış ve kitleleri sinemaya çekmiş olsa da, film daha yapım aşamasında fanların ilgisine uğramış ve gerek gişe başarısını, gerekse, Nolan'ın senaryosundan sızan bilgiler ışığında, alacağı olumlu tepkileri çoktan garantilemişti. Filmin bu denli el üstünde tutulması sadece kalitesinden ve Heath Ledger'in ölümünden kaynaklanmıyor. "İtilmiş" bir türün sadık takipçilerinin, -sinemanın yazılı külliyatta en yakın akrabası- çizgi romanın okurlarının isyanıdır bu. Çizgi roman, sinemada hiç bu kadar saygınlık uyandırmamıştı. Bu bağlamda The Dark Knight, çizgi romanın beyaz perdede kutsanışıdır ve yıllar sonra gelecek ardıllarının öncüsü olarak, bir devrimin başlangıcıdır.


alt

 

Introduce a Little Anarchy

 

The Long Halloween ve The Killing Joke hikayelerinin baz alındığı yapımda, Joker'in bildik karakterine yabancı olmayanları çok da şaşırtmayan, başarılı bir Heath Ledger kompozisyonu var. Bu performans, değil bu yıl, on yıllar boyunca yarışsa, her yıl kendi kategorisinde (en iyi yardımcı erkek oyuncu) Oscar'ı rahatlıkla alır. Filmin The Godfather serisiyle karşılaştırılabilecek tek yanı, Ledger'in kusursuz performansıdır. Nolan'ın dediği gibi, bu filmi "kişilik kazandırılmış bir şehir" imajıyla Michael Mann'in Heat'ine yakın tutmak mümkün. Fakat filmin köklerinde çizgi roman unsurları olduğu her karesiyle kendini belli ediyor ve usta yazarların kaleminden çıkma bu seçkin albümler, Nolan Kardeşler'in senaryosuyla doyumsuz bir sinema zevkine dönüşüyor. Klişeler yok mu? Elbette var. Binlerce film izlemişseniz bunu söyleyebilirsiniz. Fakat önemli olanın bu taşları yerine doğru oturtabilmek ve doğru yerde kullanabilmek olduğunu da söylersiniz. Bazı insanlar dünya yanarken seyretmek ister. Bu dünyada yaşamanın tek mantıklı yolu, kuralsızlıktır. Biraz anarşi ile mevcut düzeni sarsar ve kaos yaratırsınız. Bu kaosun elçisi de, Gotham'a karabasan gibi çöken, kimliği belirsiz Joker'dir.


alt

 

Like a Dog Chasing Cars

 

 

Joker'in kökleri yaratılışında Victor Hugo'ya kadar uzansa da, karakterinin bilinmezliği, bu en sadık uyarlamada birebir korunmuş. "Parmak izi yok, DNA örneği yok, diş kaydı yok. Giysiler özel kumaştan. Markasız." Joker'in film boyunca kurbanlarına anlattığı ("yaralarımın nasıl oluştuğunu bilmek ister misin?") hikayeler de, birbirinden farklı, uydurma hikayeler. Karşımızda yaptıklarından zerre kadar pişmanlık duymayan ve işini zevkle yapan bir Joker var. Onu herhangi bir sıfata indirgemek istemiyorum, çünkü çizgi romanda "Joker" ve "diğerleri" vardır. Onun kendine has kişiliğinin beyaz perdeye biraz olsun yansıyabilmesi milyonlarca fanatiğini memnun etmiş olmalı ki, film, sinemanın mevcut tüm gişe rekorlarını alt üst etmiş durumda. Nolan'ın filmleri, Burton'un seçiminin aksine, birbiriyle bağlantılı olsa da, bu filmi selefini seyretmeden de izleyebilmeniz mümkün. Bruce Wayne'in iç çatışmalarına ayıracak zamanı olmayan film, Joker'in manipülasyonlarına teslim olmuş şekilde ilerliyor ve onun "insanı öldürmeyen şey tuhaflaştırır" deyişini doğrularcasına, koca bir şehir korkuya ve kaosa teslim olurken, adaletin savunucuları (Batman, Gordon ve Harvey Dent) çaresizlik içinde akıntıya kapılıp sürükleniyorlar. Ta ki her biri Joker'le yüzleşene kadar. Joker'in hedefi, her birinin zayıf noktası oluyor ve bu "bir koyup beş alma" planı ("Birkaç bidon benzin ve mermi ile şu şehre ne yaptığıma bak") karşısına dikileni ezip geçerek, sona dek işlemeye devam ediyor. Ardında kendi yarattığı bir "miras" bıraksa da, Joker'in planlara odaklı hareket etmediği ("plan, komplocular içindir. siz kurdunuz ve kaybettiniz"), bu nedenle de hiçbir zayıf noktasının ve durdurulabilir açığının olmayışı, Batman'i hiç de alışık olmadığı bir duruma sokuyor ve bu "it dalaşı"ndan zararlı çıkan Kara Şövalye oluyor ("bir domuzla asla güreş yapmayın. ikiniz de kirlenirsiniz ama domuz bundan hoşlanır"). Joker'in tahrikkar söylemleri de bu aciziyeti ortaya koyuyor: "Ben arabaları kovalayan köpeğim. Onları yakaladığımda ne yapacağımı bilemem. Sadece kovalarım." "Elinde beni tehdit edebileceğin hiçbir şey yok. Bunca gücün hiçbir işe yaramıyor. Seçim yapman gerekecek". Film, gerçekten de, her türlüsüyle kaybedilecek seçimler üzerinedir ve Joker'in kuralsızlık üzerine kurduğu ahlak anlayışı filmin bütününe sızarken, Gotham'ı da bir veba gibi sarar ve bu vebanın yayıcısı da, her şeyi başlatan isim olan Batman'dir.


alt

 

Aggressive Expansion, intro & Always a Catch

 

 

"Batman has no limits." Yeni Bölge Savcısı Harvey Dent'in bile yetkileri sınırlı iken, kendi kuralsızlığıyla ("o dışlanabilir ve kimsenin yapmak zorunda kalmayacağı şeyleri yapabilir. doğru tercihleri") mafyanın "yüzüne tüküren" Batman, ilk tahriği kendisinin yarattığının farkında olmaksızın, peşine düşen "köpeğin" salıverilmesini sağlar ("onları ezdiniz. bu çaresizlik içinde tam olarak anlamadıkları bir adama başvurdular"). Filmin selefiyle en büyük bağı, ilk filmde demir parmaklıklar ardına konan mafya patronu Falcone bağlantısı ve bu filmde Falcone'nin yerine Salvatore Maroni (Eric Roberts)'in geçtiğini görüyoruz. Baronların toplantısında Joker kendini gösterir ve "Sorunlarınızın kaynağı Batman'dir. Öldürmemi istiyorsanız beni arayın" tiradı çekip kartını bırakır. "Yapabiliyorsan neden şimdiye kadar öldürmedin?" sorusuna cevabı basittir: "Bir işi iyi yapıyorsan, bedava yapmayacaksın." Bu kadar yazıdan sonra, Joker'in derdinin hâlâ para olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz ("Tek düşündüğün şey para. Bu şehre daha klas suçlular lazım"). Filmde bolca gördüğümüz patlama ve yangınlar, birer metafordur aslında. Adaletin temelleri ve ardından onlara bel bağlayan bireyler bir bir yıkılmakta ve şehir Roma'nın kendini yok edişi gibi, çaresizlik içinde kıvranmaktadır ("Joker kazandı. İçimizdeki en iyi adamı aldı ve onu yıktı"). Durdurulamayan bir gücün hareketsiz bir engelle karşılaştığında ne olacağını da, iki ezeli düşmanın ilk sokak karşılaşmasında görürüz. Filmde ne zaman iyiler kazanır gibi olsa, elde olan yittiği gibi, daha başka kayıplar da verilir. Joker'in anarşiden kaosa ulaşan döngüyü yaratmaktaki başarısı, beyaz perdenin hiç görmediği bir kötülüğü doğurur: Tam donanımlı Joker, karakter serbestisi içinde muhteşem mimiklerle oynamış Heath Ledger'in bedeninde, sonsuza dek parlayacak şekilde canlanır. Harvey Dent, Gotham'ın ilk doğan güneş ışığıysa, Ledger de, üzerinde güneş batmayacak bir efsanedir. Peter Sellers'in Being There (sondan bir evvelki filmidir ama romantize edilerek "son" payesi verilmiştir) finali gibi, Heath Ledger da son vuruşunu büyük yapmıştır ve bu büyük final, beyaz perdenin unutulmaz performansları arasında yerini çoktan almıştır.


alt

 

Aggressive Expansion, outro

 

 

Burton'un Batman filmleri ile benzer yönleri de var The Dark Knight'ın. Nicholson'un ağzından dökülen "Beni sen yarattın" deyişi, "Sensiz ne yaparım ben? Sen beni tamamlıyorsun" sözleriyle Ledger'in eğlencesine malzeme oluyor ("You complete me" repliği de Jerry Maguire'la hatırlanmaktan çıkıyor). Batman'in özellikle ikinci Burton filmi Batman Returns'teki çaresizliği ise, filmin tümünde hissedilmekte ("İyiliğe ilham olmak istemiştim, kötülüğe ve deliliğe değil", "Onun gibileri durdurmak için neye dönüştüğümü gördüm"). Yine bu filmde Catwoman'ın evindeki görselle verilen metafor (Hello There => Hell Here), Joker'in bindiği araçta göze çarpıyor (Slaughter is the best medicine: "Katliam en iyi ilaçtır"). Alfred (Michael Caine)'in, Joker Gotham'ın Beyaz Şövalye'sini alıp, kendi seviyesine indirmeden önce söyledikleri, belki gelecek filmin de bir özetidir: "İşler düzelmeye başlamadan önce hep kötüye gider".


alt

 

I'm Not a Hero

 

 

Bruce Wayne (Christian Bale), üstlendiği sorumluluğun daha da artacağını bilmeden, Dent'i yerine geçecek kahraman olarak görmektedir ("Gotham'a yüzü olan bir kahraman gerek") fakat olayların akışına müdahil olamaması, önce Dent'i, sonra da Batman'i halkın gözünde hedef konumuna getirir. Joker'in ardı kesilmez tehditleri, sonunda Batman'i maskesini çıkarmaya kadar zorlar ("Gecenin en karanlık anı şafaktan öncedir. Ve sizi temin ederim ki şafak geliyor. Batman bir gün bize hesap verecek. Fakat o deliye değil"). Batman'in adaleti kendi kurallarıyla uygulaması, kuralsızlığıyla şehri harabeye çeviren Joker'i doğurur ve iki "ucube"nin Heat'i hatırlatan masa sohbetinde Joker'in söylediği üzere, Batman, Gotham'ın ihtiyacı olduğu sürece kabul görecek, ilk sorun belirdiğinde cüzzamlıymışçasına dışlanacaktır. Adaletin doğru işleyebilmesi için Bruce Wayne'in tercihi, Batman'i feda etmekten yanadır ("Gotham'ın ihtiyacı neyse ben oyum").


alt

 

Harvey Two-Face

 

 

"Ya bir kahraman olarak ölürsün, ya bir haine dönüştüğünü görecek kadar uzun yaşarsın." Adaletin yetkin bir uygulayıcısı olarak tüm güç odaklarını üzerine çeken Harvey Dent (İç işlerinde taktıkları lakapla Harvey Two Face), "Haraç ve Yolsuzluk Yasası" uyarınca, tüm mafya üyelerini toplu halde, tek bir suçlama ile içeri tıkar. "Köpeğin" salıverilme zamanı gelmiştir ("Joker kuduz itin teki. Ben onu salıvereni istiyorum"). Usta bir satranç oyuncusu gibi, Gotham'ın güvendiği tüm kaleleri ve atları (ing. Knight) deviren Joker, nihayetinde amacına ulaşmış bir şekilde, "canlı kanser hücresi" Styx (bkz. Spider-man) gibi, çılgınca yaptıklarının ve ileriki muhtemel sonuçlarının keyfini çıkarır ("Gerçek Harvey Dent'i ve yapacaklarını görene kadar bekle"). Filmin travmatik ve dramatik dönemecinden sonra Dent'in adalet anlayışı da değişir ("Acımasız dünyanın tek umudu şanstır. Tarafsız. Önyargısız. Adil"). Gerçek bazen yeterince iyi değildir. İnsanlar fazlasını hak eder. Gotham'ın kaostan kurtulup yeniden adalete güven duyabilmesi için, Batman de çizginin öbür tarafında yer almalıdır ("O bir kahraman değil. Suskun bir nöbetçi. Dikkatli bir koruma. Bir Kara Şövalye... O Gotham'ın hak ettiği kahraman ama şu an ihtiyacı olan değil. Onu kovalayacağız çünkü buna dayanabilir"). Dev projektörü (batsignal) kendi eliyle parçalayan Gordon'un ikilemi, hikayenin belki de en yalnız karakterini ortaya koyar. Satılmış polislerle dolu bir şehirde Emniyet Müdürlüğüne yükselen Gordon (Gary Oldman), güvenebileceği iki ismin de yıkılışını izler. Aynı zamanda ailesini de korumak zorundadır. Çizgi romanda aktif rollerde gördüğümüz Barbara Gordon filmlerde henüz öne çıkmasa da, Burton filmlerinin aksine, onu orijinine daha sadık biz kimlikte izleyebiliyoruz. Joker'in neden bıçağa ihtiyaç duyduğu da, filmin, kendi ağzından, unutulmayacak repliklerinden: "Tabanca çok hızlı. Böylece küçük anların tadına varıyorsun. Birçok insan gerçek yüzünü son anda gösterir. Sana arkadaşlarının hangilerinin korkak olduğunu söyleyebilirim" (Leon'da Gary Oldman'ın -Stansfield- Mathilda'yla diyaloğunu hatırlatıyor). Batman'in sonar detektörle güçlendirilmiş özel görüşü ise, Yarasa Adam'ın evrimini tamamlayan güzel bir sürpriz oluyor.


alt

 

And I Thought My Jokes Were Bad

 

Kostüm tasarımcısı Lindy Hemming'in Iggy Pop ve Johnny Rotten gibi punk starlarından esinlendiği Joker görünümü, morlar içindeki yeşil saçlı katliamcımızı yabancı ve tehditkar kılıyor. İnsanoğlunun bilinmeyenden korktuğu ve Hitchcock'un "kötü adam ne kadar iyiyse film de o kadar iyidir" şeklinde özetlediği en önemli kuralı düşünülürse, Joker'in performansı filmi yükseltiyor ve ulaştığı noktada, fantastikten uzak başka hiçbir çizgi roman uyarlaması gözükmüyor. DC Comics'in üstünlüğünden, çizgi romanın sinemanın geleceğinde oynayacağı rolden, Batman'in usta ellerde her zaman ilklerin öncüsü olmasından bahsetmiştik ama Nolan'ın çıtayı bu kadar yukarı çekeceğini tahmin etmemiştik. Tabii bu, filmi herkesin beğeneceği anlamına gelmiyor. Karşınızda "reddedilemez bir teklif" The Godfather Saga yok. Film öncelikle çizgi roman hayranlarına hitap ediyor. Sağlam örgüsüyle epik bir drama hüviyeti taşıyan filmin, selefini beğenmiş olanlara ve bu türde yapımlardan hoşlananlara daha cazip geleceği muhakkak. Çok ince eleyip sık dokuyan sinefillere "Why so serious?" diye soruyor ve "Let's put a smile on that face" diyerek görevimizi tamamlıyoruz.


alt

 

Why So Serious, outro

 

 

6 majör sahnede kullanılan IMAX kamera, özellikle ilk sekansta ve gökdelen sahnelerinde filmin içine dahil olmanızı sağlıyor fakat bunun dışında normal ekrandan fazla bir farkını göremedim. Perde duvardan duvara TV görünümünde ve salonun uzunluğu, bu perdeye göre oldukça kısa. Nolan'ın özellikle Joker ve Rachel arasında geçen diyalogda, kamerasını rahatsız edici biçimde Rachel'in etrafında dolaştırması ve film boyunca yararlandığı çapraz kurgu kullanımı takdire şayan. Rachel demişken, Maggie Gyllenhaal'ın Katie Holmes'un yerini doldurmadığını, kimi sahnelerde yüzü çökmüşçesine çok yaşlı durduğunu düşünüyorum. Morgan Freman'ın rahat oyunu, gözüktüğü her sahnede rol çalmasını sağlamış. Aaron Eckhart, iki farklı Harvey Dent yorumunu başarıyla gerçekleştirirken, Christian Bale, senaryo gereği, arka planda ve biraz tutuk kalmış. Lost'un Richard'ının (Nestor Carbonell) ve Prison Break'in Ajan Mahone'unun (William Fichtner) da filmde yer aldığını eklemeli. Peki 3. filmde ne olacak, ne olmalı? Bana sorarsanız, Joker'in Harvey üzerinde yarattığı değişim, Harvey'i Joker'in takipçisi kılıyor ve hiçbir özgünlük barındırmayacak olan bu yeni karakterin 3. filmin baş ismi olması, bu yapımın hayal kırıklığıyla sonlanmasına yol açacaktır. "Yaptığınız seçimlerin sonuçlarına katlanırsınız" felsefesini, doğuracağı onulmaz sonuçlarla insanların önüne sunan bu iki karakterden elbette Joker, 3. film için tercih edilmeli. Gary Oldman'ın bahsini ettiği The Riddler seçeneği de, bu kaosun sonrasında uygun düşecek bir isim olur. Ama Harvey, asla. Joker değil, asıl Harvey miadını doldurmuştur bu filmde bana göre ve Joker, Arkham Asylum'da yaratacağı kaosla Dr. Harleen Quinzel (Harley Quinn) başta olmak üzere, The Riddler veyahut diğer başka karakterlerle yeniden hikayeye dahil olabilir. Johnny Depp gibi ustalıklı bir oyuncunun, makyajın da yardımıyla, rahatlıkla altından kalkabileceği bu rolün bir başkasına verilmesine yahut yok edilmesine karşı çıkıyor, Nolan'ın filmi onsuz bitirmesi halinde üçüncü bir Batman serisinin çok yakında başka ellerde hortlayacağını sizlere garanti ediyorum.


alt

 

Agent of Chaos

 

 

Brokeback Mountain'de karşılıklı oynadığı arkadaşı Jake Gyllenhaal'in adı kulislerde geçerken, Joker rolüne konan Heath Ledger'i, kronolojik sırada Martin Landau'nun Bela Lugosi yorumundan (Ed Wood, 1994) beri izlediğim en etkileyici performansta saygıyla anıyor ve sinemaya gönül vermiş her bireyin, en azından bu deli yoruma tanık olmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Unutmayın, biraz anarşi ve şiddet ile mevcut düzeni sarsıp kaos yaratabilirsiniz. Bu kaos kimi zaman bir kelebeğin kanatlarında gelir, kimi zamansa böyle insanüstü bir performansla. O sebeptendir ki, ilk asrını yeni devirmiş genç bir sanat olan sinemanın tüm düzeni sarsılmış ve yeni bir çağa girilmiş durumda (bunda Wall-E ve animasyonun evrimi de etkili). Bu çağa ayak uydurabilenler ayakta kalacak ve teknolojinin de hızla evrimiyle, konu sıkıntısı içinde kendini tekrar eden sinemanın geleceğine damga vuracak bu zengin kaynağın ürünleriyle, iki türün evliliğine şahit olacak. Henüz DC Comics hegamonyası kırılabilmiş değil fakat Marvel evreni beyaz perdede kurulduğu vakit, tüm taşlar yerinden oynayacak ve ne The Lord of the Rings, ne The Hobbit, ne de başka bir örneğin esamesi okunacaktır. Çizgi roman, henüz hakkı verilmemiş en büyük yazılı eser türüdür ve içerdiği zengin materyal, başka hiçbir türün içinde yoktur. Sırf Batman filmlerinin birer, ikişer albümden (Alan Moore, Frank Miller gibi yazarların kaleminden çıkan) esinle kotarıldığını ve böyle yüzlercesi olduğunu söylersek, arkadaki ganimetin büyüklüğünü siz düşünebilirsiniz. Kilit nokta ise, bunu yapımcıların da düşünmesi olacak. "Makinelerin Yükselişi" (Terminator seriyali) distopyasının beyaz perdede animasyon ve çizgi roman metaforu ile hayat bulacağını ve bu alt türün "üst" tabakaya hakim duruma geleceğini yakın zamanda öngörüyorum. Jim Morrison, "Dünyayı istiyoruz, hemen şimdi!" demişti. Biz de bu türün sevenleri olarak bunu sinemaya uyarlıyor ve bu yılın Oscar ödülleri'nde büyük ödüllerin Wall-E ve The Dark Knight ekseninde bu türlere gitmesine şaşırmamanızı şimdiden salık veriyoruz. 8.5 puanla filmi uğurlarken, Hans Zimmer'in, Gladiator Soundtrack'i anımsatır şekilde, duygu yüklü temasının ruhunuzun derinliklerine işlemesini ve Heath'in görüntüleriyle birleşerek ayrılmaz bir parçanız olmasını diliyoruz. Tıpkı Apollonia ve Michael Corleone gibi...

 

alt


Heath Ledger'in anısına, sevgiyle...

 

alt



Geri Dön