Sinemaestro > Romantik Komedi > Mr. Deeds Goes to Town ve Frank Capra Sinemasına Bir Bakış
Mr. Deeds Goes to Town ve Frank Capra Sinemasına Bir Bakış20 Haziran 2007. Yazan: Sinemaestro |
|
"O, yaşlı bir söğüt ağacıdır sanki. Yaz mevsimi ya da rüzgar gibi... Ve erkeklerin gerçekten erkek olduğu bir çağa ait..." Katharine Hepburn'un tam 9 filmde yoldaşlığını yaptığı ulu çınar Spencer Tracy için sarfettiği bu sözler, benim "sinemanın kalbi" olmaktan çıkıp "sinemaseverin kalbi" haline gelen, her biri klasik olmuş ve kendini kültünü yaratmış o unutulmaz filmler için ve oyuncusuyla, setiyle, yönetmeniyle, yapımcısıyla ve elbette seyircisiyle yaşandığı döneme adını veren "Sinemanın Altın Çağı" için söylemek istediklerimi özetliyor sanki.
Kendi çocukluğumu düşündüğümde, Laurel-Hardyler, Chaplinler, Garbolar, Hayworthlar ve daha pek çoğunu görüyorum. Seçici olmaktan değil, TRT'nin bizlere sunduğu kaliteli seçkinin birikimiydi bu. Bu büyülü perdede gördüğüm her kadına âşık olup, her adamdan etkilenmiştim neredeyse. Biz büyürken renkli ekran gücünü kaybetti ve ışıldamaz oldu, kimimiz kendi arayışımızda farklı türler ve bambaşka tatlarla karşılaşırken kimimiz de kendisine sunulanla yetindi ve o eski anıları tozlu raflarda silinmeye mahkum etti. Şimdi DVD var ve her birimiz kendi arşivimizi oluşturabiliyoruz. Fakat gene kaliteli yapımlar, elde cımbızla yüzlerce film arasından zorlukla bulunabiliyor. Eski dostlara şu aralar tekrar "merhaba" demenin nostaljisiyle, "o en güzel zamanlar" için bir şeyler yazmak istedim. Bunu da, beni en çok etkileyen yönetmenlerden biri olan Frank Capra ekseninde kaleme alacağım. ![]() ![]()
Mr. Smith Goes to Washington'da James Stewart, ölen senatörün yerine senatoya çağırılan ve partinin çıkarları doğrultusunda kukla edilmek istenen (ve politikanın kirli yüzünü açık eden) halk çocuğudur ("Oyla mı geldiklerini sanıyorsun? Halkın yarısı oy bile vermiyor. Sen de bize katıl, kabinedeki yerini garanti edeyim." "Özgürlük, kitaplarda bırakılamayacak kadar değerlidir."). Meet John Doe'da Gary Cooper, gazetenin seçtiği isimsiz halk kahramanıdır (John/Jane Doe, kimliği olmayan hastalara verilen addır). Mr. Deeds Goes to Town'da aynı Cooper, 20 milyon dolarlık bir servete hak kazanıp küçük kasabasından şehre geçiş yapar; her üç filmde de "kirli basın" öğesi dikkat çeker. Politika, avukatlar, zengin tabaka hep kirlidir, gerçekten de iyilerin çok iyi, kötülerin çok kötü olduğu bir dünyadır bu. İyi de kötü de olabildiğince saftır. Capra sinemasında griye yer yoktur. Bu üç filmde baş kadın karakterler de bu "kirli basın"dan çıkar, daha sonra saf kahramanımızın aşkıyla kendilerini bulur, aklanırlar. Yardımcı karakterleri de çok iyi kullanır Capra, bu konuda kendi klasiğini yaratmış ve on yıllardan beri süregelen "klişe"lere (özellikle romantik komedilere) öncülük etmiştir (bizim sinemamızda da etkileri bolca görülür).
![]() ![]() ![]() It's a Wonderful Life tüm Capra filmleri içerisinde belki de en iyisidir, Lionel Barrymore dışında neredeyse tek bir kötü karakter yoktur ve insan hayatının ikinci bir şans verildiğinde ne kadar değer kazanacağını yoğun şekilde yaşatarak gösterir, terapi niteliğinde bir filmdir bu, Back to the Future'dan Angel-A'ya, The Family Man'den Peggy Sue Got Married'e (ve en son Click'e) etkilerini görmek mümkündür. Alt metinlerinde politik yaklaşımlar aransa da, Capra sineması, içinde bulunduğu buhran döneminde seyirciye umut veren, insani değerlerin ölmediğine, her daim kutsal değerlere sahip çıkacak erdemli birilerinin var olacağına seyirciyi inandıran, pozitif bir sinemadır, içi de boş değildir, verdiği mesajlar bugün bile yaşadığımız yozlaşmaya, ihtiyacımız olan değerlere yöneliktir. ![]() ![]() ![]()
Şu da bir garip gerçektir ki, bir Capra filminde büyüsüne kapıldığınız bir aktrisi başka bir filmde maalesef tanıyamazsınız. Çekiciliğini kaybetmiştir. Tüm güzelliğine ve ödüllendirilen oyununa rağmen Donna Reed İnsanlar Yaşadıkça'da (From Here to Eternity, 1953), Barbara Stanwyck Çifte Tazminat'ta (Double Indemnity, 1944) buna örnektirler. Shane'de 53 yaşında bile cazibesini konuşturan Jean Arthur'a ise hiçbir şey demiyorum. Mr. Smith Goes to Washington'da sesini duyup ismini hecelemesini (Claris-sssa) duyduktan sonra tüm kriterlerim yerle bir oldu beyaz perde kadınları adına. Anlaşılan siyah-beyazın (ve doğalın) büyüsü hâlâ yapay ve renkli dünyadan etkiliymiş. ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() "Burada çok sayıda büyük saray yarattılar ama içlerine konacak asilleri yaratmayı unuttular." - Henry David Thoreau
Ninotchka ("Garbo gülüyor"), Of Mice and Men (Fareler ve İnsanlar), Mr. Smith Goes to Washington, Goodbye Mr. Chips (Elveda Öğretmenim. Türevleri bakımından isim tanıdık geldi mi?), Love Affair (Irene Dunne, Charles Boyer), Dark Victory (Bette Davis, H.Bogart, Ronald Reagan!), Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler. Laurence Olivier, Merle Oberon), Wizard of Oz (Oz Büyücüsü. En İyi Film Şarkısı: Over the Rainbow), Stagecoach (Cehennem Dönüşü. Tüm zamanların en iyi westernlerinden) ve Gone With the Wind (Rüzgar Gibi Geçti). ![]() ![]() ![]() ELeCTrO'dan Sevgilerle...
ek bilgi: Jean Arthur, ismini Joan of Arc (Jeanne D'arc, JanDark) ve Kral Arthur'un bileşiminden alıyor.
ilgili linkler: Frank Capra , Screwball , Auld Lang Syne
PS: Youtube'de Mr. Deeds Goes to Town'la ilgili tek bir video bulamadığımdan filmi kendim kesip siteye, oradan da yazıya ekledim. İlgili 4 videonun yanı sıra, sırasıyla 3 sahneyle Meet John Doe, It's a Wonderful Life, Mr. Deeds Goes to Washington ve sinemanın unutulmaz çiftlerini bir solukta gözlerimizin önüne getiren Seeing isimli güzel bir kolaj var. İzlemek isteyenlere...
Mr. Deeds Goes to Town
Meet John Doe
It's a Wonderful Life
Mr. Smith Goes to Washington
"Seeing"
PS2: Youtube yasağından dolayı videoları Dailymotion'a atıp yeniden ekledim.
Geri Dön |